Türk-Yunan istikşafi görüşmeleri - 1

İsmet Hergünşen yazdı...

Türk-Yunan istikşafi görüşmeleri - 1

Son zamanlarda; Türk-Yunan ilişkilerinin ana eksenini oluşturan Adalar (Ege) Denizi kaynaklı sorunların başarıyla çözümlenmesinin, bu işlemin hangi platformda veya ne tür müzakere taktikleri kullanılarak yapılacağından çok, tarafların barışı ne kadar istediklerine ve iyi niyetle yaklaşımlarına bağlı olacağı kaçınılmaz bir gerçektir.

Önemli olan; aynı coğrafyada yüzyıllardır bir arada yaşayan ve aynı pakt içerisinde yıllardan beri bulunan iki ülkenin, ortak bir zeminde buluşabilmesi için cesaret, sağduyu, hakkaniyet ve açıklık anlayışı çerçevesinde gerekli adımlar atmasıdır.

Uzun yıllardan beri askıda olan istikşafi görüşmelerin İstanbul’da yapılacak 61. Toplantısı ile askeri heyetler arasında “ayrıştırma usulleri”nin ele alınacağı toplantıya Brüksel’de yeniden başlanacak olması iyimser düşünceyle değerlendirildiğinde, olumlu gelişmelerdir.

Her iki ülkenin çok yönlü anlaşmalara dayanan işbirliği anlayışına girmesi, beraberinde bir yumuşama da getirebilecektir.

Güven arttırcı önlemler süreciyle birlikte, Adalar Denizi ’nde çatışma riskinin azaltılması ve karşılıklı güvenin arttırılmasının yanı sıra her iki ülke halkının barış içerisinde yaşayabilme anlayışına bir fırsat da yaratabilecektir.

Ancak, söz konusu toplantılar öncesinde dikkat çekici gelişmeler de olmuyor değil.

Kısa bir süre öncesinde Oruç Reis’in Doğu Akdeniz’de yapacağı sismik araştırma faaliyetlerini sürdürmesini bahane ederek, ülkemize yapacağı ziyareti iptal eden Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Almanya Dışişleri Bakanı’nın yapacağı ziyaret. 

Bakanın çantasında AB havucu mu, yoksa sopası mı var? Onu zaman gösterecektir.

Diğer taraftan; Suriye-Libya-Doğu Akdeniz ve Dağlık Karabağ sorunları ile AB’de Türkiye’ye karşı yaptırımlar dahil istediği sonucu elde edemeyen Fransa’nın Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Ankara’ya gönderilen mektup.

Terörle mücadele, bölgesel ve eğitim işbirliğini içeren konuların yer aldığı bu mektubun içeriğinde;

- Doğu Akdeniz’de sınırı bulunmayan Yunanistan’ın yanında yer almasına

- Yüzeyden Havaya Füze Platformu (SAMP/T) Hava Savunma Sisteminin ortak üretimine Türkiye’yi dahil etmezken, tansiyonun yükselmiş olduğu bir dönemde 2,5  milyar Euro karşılığında 6’sı eski nesil 12 Rafale savaş uçağı ile Firkateynlerin Yunanistan’a satışına onay verilmesine hangi siyasi ve askeri mülahazalar dahilinde karar verildiği de yer alabilseydi, Türk kamuoyu tarafından daha makul karşılanabilirdi.

Tam da görüşmeler öncesinde, daha barışçı ve birleştirici bir dilin kullanılmasının ümit edildiği bir dönemde, Yunanistan Başpiskoposu İeronimos’un “İslam Dini” ni hedef alan ifadeleri, önümüzdeki günlerde başlayacak olan görüşmeleri ise dinamitleyecek niteliktedir.

Hal böyle olunca, askeri mülahazalar bağlamında taktik ve operatif sahada tek başına hareket etmek istemeyen ve kuvvet karşısında dize geleceği düşüncesinde bulunan Yunanistan, dış politika ekseninde hedeflerine 3. ülke ve kuruluşlar nezdinde ulaşmaya çalışıyorsa, bu beyhude çabadan öteye geçmeyecektir. 

Kendi jeopolitikasının zorunlu kıldığı koşullar içerisinde hedeflerini evrensel bir politika platformunda saptayan Türkiye’nin; “hakkaniyet, oransallık, coğrafyanın üstünlüğü ve kapatmama” ilkeleri çerçevesinde hak ve menfaatlerini koruma ve kollama kararlılığından asla geri adım atmayacak olduğudur.

Ayrıca tüm dünya, şu gerçeği artık kabul etmelidir. 

“Barış İklimi” Türk ve Yunan diyaloğu ile yaratılabilir. 

3. Tarafların kendi stratejileri doğrultusunda dikte etmeye çalıştıkları siyasal ve askeri amaçlarına ulaşmayı sağlayan koşullar çerçevesinde değil...

Türk tarafı da; izahı mümkün olmayan diplomatik hatalar yapmaktan kaçınarak, uzun vadeli stratejik hesaplar dahilinde hareket etmelidir.

Hergünşen, İsmet, https://www.veryansintv.com/turk-yunan-istiksafi-