Türkiye’de milli muhalefet Atatürk cumhuriyetçiliğini savunmaktır

Prof.Dr. Gökhan Çapoğlu, 'Milli Muhalefet Sorunu' tartışma dizimiz için yazdı...

Türkiye’de milli muhalefet Atatürk cumhuriyetçiliğini savunmaktır

Bugün Türkiye yaşamsal bir kırılma noktasında bulunmaktadır. 11 Kasım 1938’de Atatürk’ün mesai arkadaşlarının tasfiyesi ile başlayan süreç, bugün Atatürk Cumhuriyet’inin tasfiyesi noktasına gelmiştir. Bu vahim duruma rağmen Atatürk Cumhuriyetini savunan bir siyasal hareket söz konusu değildir.  Siyasal İslamcılar Atatürk  Cumhuriyet’inin tüm kurumlarını  tek tek yok ederken, muhalefet ve muhalefeti destekleyen kitleler,  siyaseti ideolojik olarak  değil kişisel olarak değerlendirmeye yönlendirilmekte, Recep Tayyip Erdoğan’ı tek hedef olarak görmekte, Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimleri kaybetmesi üzerine yoğunlaşmaktadır.

Onun için ilkeler ve görüşler değil, kimin Cumhurbaşkanı olacağı tartışılmakta, siyasetin doğasına aykırı beş benzemez ittifaklar kurulabilmektedir. Müteahhitinden, avukatına, hesap uzmanına kadar tüm kifayetsiz muhterisler meydana çıkmakta, siyasal İslamcısından, etnik bölücüsüne ve Cumhuriyetçisine kadar herkese nazar boncuğu dağıtmakta, taşeronluklarını yaptıkları dış ve iç güçlerin desteği ile medyada yer almaktadırlar. 

Üzücü olan Türkiye’de en büyük siyasal kitle olan ve son 20 senede önemi daha da artmış olan nispeten eğitimli Cumhuriyetçi kitlenin bilinçsiz bir şekilde bu gelişmelere destek olmasıdır.  Bu büyük kitle inançlar ve etnik kimlikler üzerinden siyaset yapılmasının  laik ulus-devlet ilkesi temelinde kurulmuş olan Cumhuriyet’i ortadan kaldırmak olduğunu göremeyecek kadar umutsuzluğa  kapılmış durumdadır.

Halbuki son 20 senede yükselen tek değer Mustafa Kemal Atatürk’tür. Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri tam bağımsızlık, laiklik ve halkçılığın önemi bugün herkes tarafından kabul görmektedir. Türkiye’nin tek çıkış yolu Atatürk Cumhuriyet’ini Yeniden Kurmaktır. Her şeyden önce Atatürk Cumhuriyet’inin  halk egemenliğine dayalı çağdaş cumhuriyet kurma hedefi ve unsurları halka açık ve net bir şekilde anlatılmalıdır. 

İkincisi, Türkiye’de siyasi çatışmanın Cumhuriyet kurulduğundan beri sağ-sol arasında değil Atatürk Cumhuriyetçileriyle siyasal İslamcılar arasında olduğu, kavram emperyalizminden kurtulunarak, çok geç de olsa artık kabul edilmelidir. Batının aydınlanmayı yaşamış, kapitalizme geçmiş toplumlarında sağ-sol ayrımından bahsedilebilir. Ama Atatürk’ün devraldığı Türk toplumu din vesayetinden hala kurtulamamıştır. Çoğunluğu Müslüman olan toplumlarda din vesayeti  her zaman, her yerde toplumsal gelişmeyi önlemiştir. Atatürk devrimlerinin ve halkçılık ilkesinin temel hedefi din vesayeti altındaki toplumu özgürleştirmektir. Atatürk Cumhuriyetçiliğinin bireyi özgürleştirdiği, ancak özgürleşen bireyin zenginleşebileceği, siyasal İslamcılığın ise bireyi kullaştırdığı, kullaşan bireyin yoksullaşacağı gerçeği kendi yakın Cumhuriyet tarihimizde yaşanmıştır. Bugün yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı, israf ve yolsuzluklar altında ezilen geniş halk kitlelerine ulaşmanın en etkin yolu bu mesajın verilmesinde yatmaktadır.

Üçüncüsü , mevcut cumhurbaşkanlığı sistemi çıkış için büyük  bir fırsattır. Birincisi seçimlere kalan kısa zamanda parti örgütlenmesine enerji harcamak yerine, tüm enerji Atatürk Cumhuriyet’inin anlatılmasına harcanmalıdır. Sosyal medya ve you tube  kanalları ücretsiz iletişim olanakları sunmaktadır. Bu teknolojik olanaklar on yıl öncesine kadar mevcut değildi. İç ve dış güçlerin yoğun medya kuşatması ancak bu şekilde kırılabilir. İkinci bir nokta, Türkiye’de seçmenin futbol takımı tutar gibi fanatik parti bağnazlığıdır. Özellikle Atatürk’ün kurduğu CHP’nin 11 Kasım 1938’den beri Atatürk’ten uzaklaştığını, bugün  ise siyasal İslamcı artıklarla ve etnik bölücülerle işbirliği yaparak  Atatürk’ün kurduğu laik ulus-devleti ortadan kaldırılmasına  öncülük ettiğini ve meşruiyet sağladığını görememektedir.

Bağımsız  Cumhuriyetçi bir halk  hareketi Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri temelinde örgütlenerek Cumhurbaşkanlığını kazanmayı hedeflemelidir.  Hedef  cumhurbaşkanlığını kazanmak, Atatürk Cumhuriyet’ini Yeniden Kurmaktır. Sistemin yeniden kurulması ve yeni anayasa için 1938 sonrasında tek Atatürkçü girişim olan 1961 Anayasası zaten elimizde vardır.  1961 Anayasasını temel alarak,  onun eksikliklerini ve boşluklarını tamamlamak fazla zaman almayacaktır, yeter ki onu tamamlayacak güç elde edilsin.