Türkiye’nin siyasal tarihinde, bürokrasi, ordu ve polis gibi devlet mekanizmalarının siyasal iktidarlarla ilişkisi her zaman belirleyici olmuştur. 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidara gelmesiyle, devletin bürokratik yapısında büyük bir dönüşüm süreci başlamış, önceki yönetim dönemlerinde etkili olan birçok bürokratik, askeri ve polis kadrosu tasfiye edilmiştir. Ancak bu süreç, demokratikleşme hedefiyle değil, mevcut iktidarın kendi gücünü pekiştirme stratejisi çerçevesinde şekillenmiştir.
Türkiye’deki bürokratik dönüşümler, siyasal elitler arasındaki güç mücadeleleri ve özellikle güvencesiz çalışan kesimlerin (prekaryanın) direnişi ile birlikte ele alınmalıdır. AKP’nin yükselişinde ABD destekli İslamcı projelerin, “yeşil sermaye” adı verilen ekonomik aktörlerin ve sahte muhalefetin etkisi dikkatle incelenmelidir.
1. BÜROKRATİK ELİTLER VE İKTİDAR MÜCADELESİ
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde devlet aygıtı, asker ve sivil bürokrasinin kontrolündeydi. Cumhuriyet’in kurucu kadroları, modernleşmeyi devlet eliyle yürütmüş ve bürokrasiyi devletin sürekliliğinin garantörü olarak konumlandırmıştır. Ancak 1950’de Demokrat Parti (DP) iktidara geldiğinde, siyasal elitlerle bürokratik elitler arasındaki gerilim belirginleşmiştir.
•1960 ihtilali ve bürokratik güçlenme: DP’nin bürokrasiyi etkisizleştirme çabaları, 1960 ihtilaline zemin hazırlamış ve bu süreçte bürokrasi yeniden güç kazanmıştır.
•1980 amerikancı askeri darbesi ve neoliberal politikalar: 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası, NATO eksenli askeri ve sivil bürokrasi güçlenmiş, ancak bu kez neoliberal ekonomik politikalar bürokrasinin özel sermaye ile daha yakın ilişkiler kurmasını sağlamıştır (Keyder, 1990).
•2002 sonrası: Ilımlı İslam Projesi: AKP’nin iktidara gelişi, ABD destekli “Ilımlı İslam” projesinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Bu süreçte, devlet içinde yerleşik olan eski elitler tasfiye edilirken, AKP’ye yakın sermaye grupları güçlendirilmiştir (Dagi, 2005).
Bu dönüşümün temelinde, Batı destekli neoliberal politikalar ve İslamcı ekonomik yapılanmaların yükselişi bulunmaktadır. AKP, özellikle 1990’lardan itibaren “yeşil sermaye” olarak adlandırılan Anadolu merkezli İslamcı sermaye gruplarının desteğini alarak iktidarını pekiştirmiştir (Buğra & Savaşkan, 2014).
2. SAHTE MUHALEFET, YEŞİL SERMAYE VE ÇIKAR İLİŞKİLERİ
Bugün kendini muhalif olarak tanımlayan birçok eski bürokrat, asker ve polis, geçmişte devlet içinde etkin konumlarda bulunmuş ve büyük sermaye ile ( yönetimlerinde yer alarak) çeşitli çıkar ilişkileri geliştirmiştir. AKP’nin iktidara gelmesiyle bu kesimler tasfiye edilince, muhalif konuma geçmişlerdir. Ancak bu muhalefetin motivasyonu, halkın refahını artırmaktan ziyade, kaybedilen gücü geri kazanma çabasıdır.
AKP’nin ekonomik dayanağı olan “yeşil sermaye”, 1980 sonrası neoliberal dönüşümle güçlenmiş, 1990’lardan itibaren İslamcı siyasal hareketlere finansal destek sağlayarak etkisini artırmıştır (Yalman, 2015). AKP iktidarıyla birlikte kamu ihaleleri, vergi avantajları ve teşvikler yoluyla bu sermaye grubu büyütülmüş, ancak zamanla bu gruplar arasında da çıkar çatışmaları ortaya çıkmıştır.
Bugün sokak devrimcileri olan direnişin önderi ve asıl gücü olan yeni nesil prekaryanın, bu eski ve yeni güç mücadeleleri karşısında dikkatli olması gerekmektedir. Sahte muhalefet unsurları, genç neslin enerjisini manipüle ederek eski düzeni geri getirme çabası içinde olabilirler.
3. PREKARYANIN DİRENİŞİ VE YENİ NESİL ATATÜRKÇÜ KADROLARIN İNŞASI
Bugün Türkiye’de en kritik toplumsal dinamiklerden biri, prekaryanın yükselen tepkisidir. Güvencesiz, düşük ücretli ve esnek çalışma koşulları altında yaşayan geniş kitleler, AKP’nin uzun yıllar uyguladığı politikalar nedeniyle ciddi ekonomik sıkıntılar içindedir. Ancak prekarya, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir dönüşüm potansiyeli de taşımaktadır (Aydın, 2022).
Yeni nesil prekaryanın, sahte muhalefetin etkisine kapılmadan kendi bağımsız liderlik mekanizmalarını oluşturması gerekmektedir. Türkiye, son 70 yılda benzer döngüler içinde kaybolmuş ve eski elitlerin ya da yeni sahte muhalefet unsurlarının oyunlarına gelmiştir. Bunun tekrar yaşanmaması için:
1. Bağımsız ve jalkçı Atatürkçü bir hareketin inşası: Prekaryanın mücadelesi, sahte muhalefete değil, bağımsız ve özgürlükçü Atatürkçü bir anlayışa dayanmalıdır.
2. Yeni nesil kadroların yetişmesi: Eski sistemin aktörlerine bel bağlamak yerine, genç, liyakate dayalı ve bağımsız bir kadro oluşturulmalıdır.
3. Ekonomik ve siyasi bağımsızlık: Prekarya, ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi olarak da bağımsız olamaz. Yerli üretim, kooperatifçilik ve dayanışma ekonomisi gibi alternatif modeller geliştirilmeli, neoliberal bağımlılık azaltılmalıdır.
4. Manipülasyonlara karşı dikkatli olmak: Eski düzenin kaybedenleri, genç neslin enerjisini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyecektir. Bu yüzden, muhalefet adı altında kimlerin gerçekten halkın çıkarlarını savunduğu iyi analiz edilmelidir.
SONUÇ
Türkiye, siyasal ve ekonomik olarak kritik bir eşikte bulunmaktadır. Eğer sahte muhalefet ve eski sistemin kaybedenleri yeniden güç kazanırsa, ülke onlarca yılını tekrar kaybedecektir. Yeni nesil prekarya, geçmişin hatalarından ders çıkararak, kendi içinden Atatürkçü, bağımsız ve halkçı bir liderlik geliştirmelidir. Aksi takdirde, eski çıkar gruplarının oyunları içinde kaybolan bir Türkiye tablosuyla karşı karşıya kalınacaktır.
Gerçek bir dönüşüm ancak bağımsız, halkın çıkarlarını gözeten ve sahte muhalefete teslim olmayan yeni bir neslin inşasıyla mümkündür.
Kaynakça
•Aydın, Z. (2022). Türkiye’de Kapitalizm, Emek ve Prekarya. İstanbul: Dipnot Yayınları.
•Buğra, A., & Savaşkan, O. (2014). New Capitalism in Turkey: The Relationship Between Politics, Religion and Business. Cheltenham: Edward Elgar.
•Dagi, I. (2005). Islamism, State and Society in Turkey. London: Routledge.
•Keyder, Ç. (1990). Devlet ve Sınıflar: Türkiye’de Kapitalizm ve Bürokrasi. Ankara: İmge Kitabevi.
•Yalman, G. (2015). Neoliberalizm ve Türkiye. İstanbul: Metis Yayınları.
•Zürcher, E. J. (2018). Modernleşen Türkiye’nin Tarihi. İstanbul: İletişim Yayınları.