Türkler alfabesini niye değiştirdi? Harf Devrimi’nin 91. yılını kutluyoruz

Cumhuriyeti taçlandıran bütün devrimleri Türk Devrimi olarak adlandırıyoruz. Harf Devrimiyle her yaştaki yurttaşlar 15-20 gün içinde okuma yazmayı öğrenmiştir. Harf Devrimi, halkın inancını kullananların çıkar kapısını kapatmış; geçmişle bağları değil, kültürel değerlerimizi doğru değerlendirmemizi sağlayarak dil ile din bağını koparmıştır. İşte Atatürk’le hesaplaşmanın temelinde yatan da budur.

Türkler alfabesini niye değiştirdi? Harf Devrimi’nin 91. yılını kutluyoruz

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 29 harften oluşan yeni Türk alfabesini 1 Kasım 1928’de 1353 Sayılı Yasayla kabul etti.

1 Kasım 1928 tarihinde Latin alfabesine dayalı yeni Türk alfabesinin kabulünden sonra, 24 Kasım 1928’de yayımlanan Millet Mektepleri Talimatnamesi gereğince, yurdun çeşitli yerlerinde Millet Mektepleri açılarak halka yeni harflerle okuma yazma öğretildi. Kısa zamanda halkın okuma yazma düzeyi arttırıldı.

Yeni alfabe bir gecede karar verilerek uygulanmamıştır. Tartışmaları beş yıl sürdü. Bir 1923’ten itibaren İzmir İktisat Kongresi’nden itibaren beş yıl 300’ün üzerinde makaleyle sürdü. Gazeteler arasında latin yazısını savunan ve karşı çıkan onlarca polemik vardır. Karşıtlar karşıtlığını özgürce ortaya koymuş yandaşları düşüncelerini özgürce savunmuştur. Türk halkı tartışarak karar vermiştir. Ve çok kolay biçimde sahiplenip yoluna devam etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 29 Ekim 1923’te kurduğu cumhuriyet, Türkleri “ümmi ümmet kul”luktan yurttaş kimliğine taşıyan en büyük devrimdir.

Cumhuriyeti taçlandıran bütün devrimleri Türk Devrimi olarak adlandırıyoruz.

3 Mart 1924’teki “Hilafetin Kaldırılması, Şer’iye ve Evkaf Vekâletinin Kaldırılması” ile “Tevhidi Tedrisat” yani Eğitim ve Öğretim Birliği Yasalarının kabulüyle Türk Devriminin ve halk egemenliğinin olmazsa olmazı laikliğin toplumsal temelleri atılmıştı.

Ancak laik eğitimin önünde iki büyük engel vardı; yazı ve dil… Bir başka deyişle 600 yılı aşkın bir dönemde kullanılan Arap abecesi ve bu abeceyle yazılan Osmanlıca halkı okuryazar yapamamıştı.

Kapitülasyonları fırsata çeviren yayılmacılar imparatorluğun birçok yerinde kendi dilleriyle okullar açarken Osmanlı yenileştirmeye çalıştığı okullarında hangi dille eğitim yapacağını bile kestiremiyordu.

Eğitimsizliğe terk edilen halkın neredeyse tamamı mektup, dilekçe yazamıyor; devletle ve birbiriyle iletişim kuramıyordu.

Halk, Arap abecesi bilmeyi, yalan yanlış yazmayı fırsata çeviren açıkgözlerle yobazların eline bırakılmıştı. İmparatorluk çöküşe yürürken Osmanlı aydınları bu durumu görüyor; yazı ve dili tartışıyor; bu büyük soruna çözüm arıyorlardı.

Kurtuluş Savaşının başkomutanı, bütün devrimlerin öncüsü Mustafa Kemal Atatürk, halkı eğitimsizleştiren yazı ve dil sorununu bütün yönleriyle genç yaşta gören ve çözümünü bilen bir devrimciydi. Kimi bilgisizlerin söylediği gibi Harf Devrimi cumhuriyet kurulur kurulmaz “bir gecede” yapılmadı.

1923-28 arasında, 5 yıl Arap abecesi ve bu abeceyle yazılan Osmanlıca kullanıldı. Cumhuriyetle gelen devrimler yazı ve dil engeli yüzünden istenilen hızla toplumun bütününe yansımıyor, halkın devletle iletişimi sağlıklı yürümüyordu.

Çünkü Arap abecesine yüzyıllarca dinsel anlam yüklenmişti. Halk, Arap abecesini bilirse kutsal kitabı okuyabileceğine, yazılı her kâğıt parçasının dinsel değer taşıdığına inandırılmıştı.

Oysa bu abece Türkçenin bütün seslerini karşılamayan öğretilmesi ve kullanılması zor bir dizgeydi; okuryazar olanlar parmakla gösteriliyordu.

Mustafa Kemal, Arap abecesini değiştirecek devrimi halka anlatabilmek için yurt gezilerine çıkmış; tahta başında yeni harfleri yazmış; yazdırmış; yeni yazıyı tanıtmıştı.

Yeni yazının ne denli kolay öğrenilebileceğini belirterek her konuda olduğu gibi bu işte de ulusuna öncü olmuştu. TBMM, 1 Kasım 1928’de 1353 Sayılı Yasayla 29 harften oluşan yeni Türk abecesini kabul etti. Yeni abecenin öğretilmesi için “Millet Mektepleri” açıldı; ekin devrimini hızlandıracak bütün kurumlar iyileştirildi.

1 Kasım 1928’de yapılan Harf Devrimi, laik eğitimi kökleştirecek, Türkçe üzerindeki Arapça-Farsça boyunduruğunu kaldıracak Dil Devriminin ilk ayağıdır.

Harf Devrimiyle her yaştaki yurttaşlar 15-20 gün içinde okuma yazmayı öğrenmiştir. Harf Devrimi, halkın inancını kullananların çıkar kapısını kapatmış; geçmişle bağları değil, kültürel değerlerimizi doğru değerlendirmemizi sağlayarak dil ile din bağını koparmıştır. İşte Atatürk’le hesaplaşmanın temelinde yatan da budur.

Harf Devrimi, yazının dinle hiçbir ilişkisi olmadığını kanıtlayan; Türkçenin olanaklarını görme ve kullanma bilincimizi güçlendiren bir devrimdir; kim ne derse desin başarılı olmuştur.

Biz, Atatürk’ün kurduğu 96 yaşındaki laik cumhuriyetimize olduğu gibi Atatürkçü düşünceye, Atatürk’ün başlattığı Harf ve Dil Devrimleriyle ivme kazanan Türk Devrimine de sonsuza dek sahip çıkacak, koşullar ne olursa olsun Türk Devrimini savunacağız!

Bu duygularla Harf Devriminin 91. yılını kutluyoruz!

(Dil Derneği’nin sayfasından yararlanılmıştır.)

TÜRKİYE YAZISINI NİÇİN DEĞİŞTİRDİ?

Türkiye Cumhuriyeti beşinci yılını doldurur ve birbiri arkasına devrimler yapılırken Mustafa Kemal ve arkadaşları ekin devriminin en önemli, en büyük adımını atmaya hazırlanırlar.

Çünkü genç cumhuriyetin ileriye fırlamasına, Osmanlı İmparatorluğunun kalıtı olan Arap abecesi türlü sorunlar yaratmaktadır.

İmparatorluk, yüzyıllarca Arap abecesini kullanmıştır. Bu abece, doğallıkla bükünlü bir dil olan Arapçanın doğasına yatkındır; bağlantılı dil özelliği taşıyan Türkçenin doğasındaki sesleri yansıtmaktan uzak bir dizgedir; Türkçenin ünlü seslerini göstermemekte; h, k, s gibi kimi ünsüzler için birkaç ayrı harf kullanılmaktadır.

Arap abecesi, ayrıca dinsel anlamlar yüklenmiş bir dizgedir. Okuryazar olmayan halk, bu abeceyle yazılmış tüm kitaplara, gördüğü her basılı kâğıda inanç penceresinden bakmakta, kutsal kitap yazısıyla yazılmış her şeyi âdeta kutsallaştırmakta; bu nedenle salt okuma yazma bilmek bile dinle ilişkilendirilmekteydi. Okuryazar olmayan halk, dilekçesini, mektubunu yazmaktan yoksundu, eski yazıyı bilenlerin yönlendirmesine açıktı.

Yönünü çağdaş uygarlığa çeviren genç cumhuriyetin amaçladığı devrimlerin yaşama biçimi olması için ilk engellerden biri yazıdır. Kaldı ki cumhuriyet öncesi yazı ve dil, Osmanlı aydınlarınca da yoğun tartışmalara yol açmıştır.

Mustafa Kemal’in yazının değiştirilmesine ilişkin düşüncesi yeni değildir, bu düşünceyi çevresiyle tartışarak geliştirmiş, o güne değin yapılan çalışmalar da göz önüne alınarak bir kurul oluşturulmuş, bu kurula “Alfabe Komisyonu” denmiş, bu adın yanına bir de “Dil Encümeni” eklenmiştir.

Mustafa Kemal, yeni abeceyi Dilci İbrahim Necmi Dilmen’den öğrenmiş, 4-5 Ağustos 1928 gecesi Başbakan İsmet İnönü’ye yeni harflerle mektup yazmıştı. 9-10 Ağustos akşamı Sarayburnu’nda düzenlenen bir dinletide Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün yeni harflerle yazdığı açıklamayı yüksek sesle okudu:

“Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan bu yana kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, bunu anlamak zorundasınız. Anladığımızın belirtilerine yakın gelecekte bütün dünya tanık olacaktır. Buna kesinlikle inanıyorum.”

Atatürk, aynı gece Sarayburnu’nda halka şunları söylemiştir:

“Bugün yapmak zorunda bulunduğumuz çok değerli bir iş daha vardır: Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmek… Kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya, bütün yurttaşlara öğretiniz… Bunu yurtseverlik, ulusseverlik görevi biliniz. Bu görevi yaparken düşününüz ki bir ulusun, bir sosyal topluluğun yüzde onu ancak okuma yazma bilir, yüzde doksanı bilmezse, bundan insan olanların utanması gerek.”

Atatürk, yazıyı değiştirecek devrimi anlatabilmek için hemen yurt gezilerine başladı. Birçok yerde tahta başında yeni harfleri yazdı, yazdırdı; yeni yazıyı tanıttı, bu yazının ne denli kolay öğrenilebileceğini belirterek her konuda olduğu gibi bu işte de ulusuna öncü oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1928’de 1353 Sayılı Yasayla 29 harften oluşan yeni Türk abecesini kabul etti. Yeni abecenin bütün ulusa öğretilmesi, “Millet Mektepleri” (Ulus Okulları) denilen, bir bakıma ülkedeki ekin devrimini hızlandıran kurumlar aracığıyla sağlandı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1 Kasım 1928’de TBMM’yi açarken söylediği şu sözler, Harf Devrimini ve önemini çok iyi tanımlamaktadır:

“Büyük Millet Meclisi’nin kararıyla Türk harflerinin kesinlik ve yasallık kazanması, bu memleketin yükselme uğraşında başlı başına bir geçit olacaktır.”