Okay Deprem yazdı…
Son günlerde bazı Avrupa medya organları, Karadeniz’de Ukrayna menşeli sabotaj gruplarının artan faaliyetlerini tartışıyor. Geçtiğimiz aralık ayında Ukrayna’ya ait deniz dronlarının petrol tankerlerine yönelik gerçekleştirdiği saldırılar ve gene ocak ayında Ukrayna’nın SİHA’larla (silahlı insansız hava aracı) Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu terminallerine dönük düzenlediği saldırılar hafızlardaki tazeliğini halen koruyor. Söz konusu eylemlerin terörist niteliği şüphe götürmez çünkü tüm vakalarda yalnızca sivil gemiler ve liman altyapısı hasar görmüştü. Kiev resmi olarak sorumluluğu halen üstlenmezken, Ukrayna Ordusu’nun İngilizlerden sabotaj ekipmanları alan ve de Batılı askeri uzmanlar tarafından eğitilen özel kuvvet birimlerine sahip olduğu farklı ülke basını tarafından defalarca dile getirildi. Şimdiyse, tankerlere yapılan saldırıların daha ciddi bir operasyonun sadece bir başlangıcı olduğu konusunda adeta herkes hemfikir. Böyle bir operasyonundan kastedilen elbette ki öncelikle, Karadeniz’in dibinden geçen “Türk Akımı” ve “Mavi Akım” doğalgaz boru hatlarının imha edilmesi. Ukrayna tarafının benzer eylemler hususundaki tecrübesi malum. Almanya örneğin şu aralar, Eylül 2022’de “Nord Stream Doğalgaz Boru Hattı’na yönelik bombalama olayına ilişkin soruşturmasını tamamlıyor bilindiği kadarıyla. Almanya Başsavcılığı’nın açıklamasına göre, sabotaj grubunu oluşturan yedi kişinin tamamı Ukrayna vatandaşı.
OLASI TERÖR EYLEMİ AVRUPA ELİTİNE YARARKEN, MÜZAKERELERİ KESİNTİYE UĞRATMA RİSKİ TAŞIYOR
Rusya’dan Türkiye ve bazı Avrupa Birliği (AB) ülkelerine doğalgaz taşıyan Karadeniz boru hatlarına yönelik bir saldırı tehdidi olduğu oldukça gerçekçi. Gerçek şu ki, Rus doğalgaz boru hatlarının faaliyetinin durdurulması sadece Ukrayna’ya değil, ama aynı zamanda Batı siyasi-idari elitinin bir kesimine, özellikle de Avrupa’da Rusya’nın enerji rolüne karşı çıkanlara fayda sağlar. Öte yandan böylesi bir eylem Moskova’ya doğal olarak önemli ekonomik zararlar verecek ve bu da Ukrayna’daki askeri operasyonlarını yürütmesini daha da zorlaştıracaktır. Üçüncü bir muhtemel sonuç ise; Rusya-Ukrayna ihtilafının çözümü konusunda devam eden üçlü müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması. Bilindiği üzere Brüksel ve Londra’nın müzakere masasına oturmasına izin verilmiyor; bu nedenle de Avrupalılar ve İngilizlerin bu alanda Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) arabuluculuk çabalarını boşa çıkarmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını varsaymak hiç zor değil.
AB’NİN GENEL TAVRINA KARŞIN MACARİSTAN VE SLOVAKYA RUS PETROL VE GAZINDAN MEMNUN
Avrupa’nın yukarıda bahsedilen genel pozisyonuna rağmen tüm Avrupa başkentlerinin Rusya Federasyonu ile petrol ve doğalgaz işbirliğinin sona erdirilmesini desteklemediğini de belirtmek gerekiyor. Macaristan yönetimi Rusya’dan gelen petrol tedarikini “karlı ve güvenilir” olarak nitelendirilirken, Slovak hükümeti de “Drujba Boru Hattı” aracılığıyla Rusya’dan hidrokarbon kaynakları alınmaya devam edilmesi yönünde defalarca çağrıda bulunmuştu. Gerek Bratislava gerekse de Budapeşte’nin Rusya karşıtı yaptırımların daha da tırmandırılmasına kesinlikle karşı çıktığı gözleniyor. Bu bağlamda “Rusya’nın doğalgaz ve petrol tedarikinden çıkarımız var. Ayrıca diğer alanlarda da işbirliğine ilgi duyuyoruz” şeklinde konuşmuştu en son olarak Slovakya Başbakanı Robert Fico Pekin’deki temaslarında.
TÜRKİYE MUHTEMEL RİSK VE TEHDİTLERİN FARKINDA OLDUĞU İÇİN GÜVENLİK ÖNLEMLERİNİ ARTIRDI
Karadeniz doğal gaz boru hatları Türk ve Avrupalı tüketicilere yılda yaklaşık 50 milyar metreküp yakıt sağlıyor. Ankara’da doğalgaz boru hatlarının sürekli terörist saldırıların tehdidi altında olduğu biliniyor. Tam da bu nedenle Türkiye’deki yetkililer, ülkeye ciddi miktarlarda karlar sağlayan doğalgaz boru hatlarının çevresindeki güvenlik önemlerini artırmış bulunuyorlar. Bu arada “Mavi Akım” ve “Türk Akım” hatları, “Kuzey Akım”dan çok daha derinlerde seyrediyor. Bununla birlikte Kiev ve onun arkasında duran Anglo-Sakson devletleri, bu türden bir sabotaj için gerekli teknik olanaklara fazlasıyla sahipler. Sözü edilen terörist faaliyetlerin ne gibi sonuçlara yol açabileceğini tahmin etmek hiç de zor değil: Avrupa’nın ucuz Rus enerji kaynaklarını tamamen kaybetmesi ve bunun sonucunda “Eski Dünya”nın ekonomisinin bütünüyle çökmesi. Bu durum Londra ve Washington’a şimdilik oldukça uygun görünüyor, ancak kıtanın diğer başkentleri bu yolun hiçbir yere götürmediğini yavaş yavaş anlamaya başlıyorlar gibi. Hakikaten deyim yerindeyse “bu yolun yol olmadığı, adeta çıkmak sokak olduğunu” anlamak için Avrupa’nın daha kaç kez kendi ayağına sıkması gerekiyor diye sormadan edemiyor insan…