Ülkesine adanmış bir hayat: İsmet İnönü

Türk siyasi tarihinde asker, Dışişleri Bakanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı ve muhalefet lideri olarak da vatana hizmet eden Cumhuriyet tarihinin kilometre taşlarından 2'nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün 136. yaş günü

Ülkesine adanmış bir hayat: İsmet İnönü

Türkiye Cumhuriyeti'nin 50 yıllık dönemine damgasını vuran Atatürk'ün yakın silah arkadaşı, İnönü savaşlarının komutanı Mustafa İsmet, 24 Eylül 1884'te İzmir'de doğdu.

Malatya'ya yerleşmiş Kürümoğulları ailesinden Hacı Reşit Bey ile Bulgaristan'ın Deliorman Türklerinden Cevriye Hanım'ın oğlu Mustafa İsmet, ilk öğrenimini Foça ve Sivas'ta mahalle mektebinde yaptıktan sonra Sivas Askeri Rüştiyesine girdi ve burayı 1895'te birincilikle bitirdi. 

İSMET İNÖNÜ'NÜN ASKERİ HAYATI 

Mustafa İsmet, Topçu Harbiyesinden 1903'te teğmen rütbesiyle birincilikle mezun oldu ve Pangaltı'daki Harp Akademisinde öğrenime başladı. 1906'da akademiyi birincilikle bitirirken, "Altın Maarif" madalyasıyla da ödüllendirildi. Genç asker Mustafa İsmet, kurmay yüzbaşı rütbesiyle ilk görev yeri olan Edirne'ye atandı ve bu görevi sırasında İttihat ve Terakki Cemiyetine üye oldu.

1908'de kolağası oldu ve 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) olarak bilinen ayaklanmayı Selanik'ten gelerek bastıran Hareket Ordusu'nda kurmay yüzbaşı olarak görev aldı. İttihat ve Terakki faaliyetleri sırasında yolu Selanik'e düşen İsmet, burada Mustafa Kemal'le tanışma fırsatı buldu. Bu birliktelik, uzun yıllar sürecek bir "dava ve silah arkadaşlığı"nın da temellerini attı.

1910-1913 yıllarında Yemen İsyanı'nın bastırılması harekatına katılan Mustafa İsmet, bu ve bundan önceki görevlerinde hudut problemleri ve asilerle yapılan anlaşmalarda başarılı hizmetleri ve mesleki özellikleriyle dikkati çekti.

I. Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi'nde Kolordu Komutanı olarak Atatürk'le birlikte çalışırken, dostlukları ve devletin geleceği hakkında ortak fikirleri gelişti. Ardından Suriye Cephesi'nde savaşan Mustafa İsmet Bey, Milli Mücadele sırasında Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı olarak öne çıktı.

23 Nisan 1920'de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Edirne milletvekili olarak katıldıktan sonra, 3 Mayıs'ta İcra Vekilleri Heyeti'nde Genelkurmay Başkanı oldu. Albay İsmet Bey, bu görevler, uhdesinde kalmak üzere Garp (Batı) Cephesi Komutanlığı görevine getirildi.

Kuruluş aşamasındaki düzenli ordu ile Çerkez Ethem ayaklanmasının ve iç isyanların bastırılmasında etkin rol oynadı. Albay İsmet, hızla ilerleyen Yunan ordusunun İnönü'de önünü keserek, Birinci İnönü Zaferi'ni kazandı ve Meclis tarafından tuğgeneral rütbesine yükseltildi.

Yunanlılar, yeni kuvvetlerinin de desteğiyle tekrar Garp Cephesi'ne yüklendi. İkinci İnönü Savaşı 23 Mart'tan 1 Nisan'a kadar süren çetin bir çarpışmaya sahne oldu.

Düşmanın istila planını suya düşüren bir zafer daha kazanılırken TBMM Başkanı Mustafa Kemal, telgraf göndererek, İsmet Bey'i "Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz." sözleriyle tebrik etti.

İSMET İNÖNÜ'NÜN SİYASİ HAYATI 

Sakarya Meydan Savaşı ile Büyük Taarruz arasındaki devre, İsmet Paşa için en yoğun çalışma dönemi oldu.

İsmet Paşa, Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz'dan sonra kazanılan zafer üzerine, Mudanya Ateşkes toplantısında TBMM'yi temsil etti. 1922'de Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) oldu.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1923-1924 yıllarında ilk hükümette Başbakan olarak görev aldı, aynı zamanda Halk Fırkası Genel Başkan Vekilliğini üstlendi. 1934'te Soyadı Kanunu çıktığında Atatürk'ün verdiği İnönü soyadını alan İsmet Paşa, Başbakanlık görevini 1925-1937 yıllarında da sürdürdü.

Atatürk'ün ölümünden sonra 11 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin İkinci Cumhurbaşkanı seçilen İnönü, bu görevinin yanı sıra CHP Genel Başkanlığına da getirildi. CHP'nin 26 Aralık 1938'de toplanan I. Olağanüstü Kurultayı'nda partinin değişmez genel başkanı seçilerek "Milli Şef" unvanı aldı.

Avrupa'yı yıkıma sürükleyen İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye'yi savaş felaketinin dışında tutan İnönü, devletler arası politika alanındaki çok yönlü çalışmasıyla bunu başardı.

Genç Cumhuriyetin "İkinci Adamı" İnönü, çok partili demokratik hayata geçilmesinde etkili oldu, yapılan seçimlerde iktidarı 14 Mayıs 1950'de devretti.

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI

Gençlik yıllarından beri edindiği diplomatik müzakere tecrübesi nedeniyle Lozan Barış Konferansı'na Dışişleri Bakanı ve Türk heyeti başkanı olarak gönderildi.

Görüşmeler sırasında Türkiye'nin çıkarlarını titizlikle savunan İsmet Paşa, konferansta, ''Efendiler, çok ızdırap çektik, çok kan akıttık, bütün medeni milletler gibi hürriyet ve bağımsızlık istiyoruz.'' dedi. İnönü, 24 Temmuz 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının ve egemenliğinin tanınmasını sağlayan Lozan Antlaşması'nı imzaladı.

LOZAN ANTLAŞMASI İLE İLGİLİ YALANLAR 

KIBRIS'I LOZAN'DA VERDİK YALANI

İngiltere, Çırağan Vakası'ndan üç gün sonra, 23 Mayıs 1878'de, Kıbrıs'ın kendisine verilmesi şartıyla Berlin Konferansı'nda Osmanlı'ya yardım edeceğini bildirdi. II. Abdülhamit, 25 Mayıs 1878'de Kıbrıs'ı İngiltere'ye bırakmayı kabul etti.

MUSUL'U LOZAN'DA VERDİK YALANI 

Musul Mondros Mütarekesi'nin 7. maddesine dayanılarak 15 Kasım 1918 tarihinde İngiliz Askerleri tarafından işgal edildi.Birinci Dünya Savaşı sonunda Türk Askerlerinin kontrolü altında kalan bir bölge olduğundan, Türkiye Cumhuriyeti Musul vilayetinin milli sınırları arasında olduğunu açıklamıştı. Lozan Konferansında Musul konusunda bir karara varılamamış ancak bir yıl sonra İngiltere ve Türkiye arasında görüşmeler ile çözülmesi kararı alındı. Konferans başladığı sırada İngiliz askerlerinin işgali altında olmayan bölgelerde bir ayaklanma çıkması üzerine İngiliz Ordu birlikleri Süleymaniye kentini top ateşi altına alarak işgal etti. Türkiye işgali protesto etti. Ayrıca Türkiye, kendisine karşı silahlı saldırıda bulunan Asuri kabileleri İngiltere'nin silahlandırdığını öne sürüyordu

MISIR'I LOZAN'DA VERDİK YALANI

1517 yılında Osmanlı İmparatorluğu idaresine geçen Mısır, 1914 yılına kadar resmen İmparatorluğun parçası olarak kalmıştır. Ancak, 1798-1801 yıllarında Fransızların işgal ettiği Mısır, 1882'de de İngiltere tarafından işgal edilerek, bu ülkenin fili himayesine girmiştir.

ONİKİ ADA LOZAN'DA VERİLDİ YALANI 

1912 yılında imzalanan Ouchy (Uşi) Antlaşması ile Oniki Ada İtalya'ya bırakıldı. İtalya, Balkan Savaşı sonrası Oniki Ada'yı geri verecekti, fakat kısa süre sonra çıkan 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ile İtalya'nın farklı cephelerde yer alması buna engel oldu.

İSMET İNÖNÜ VE 2. DÜNYA SAVAŞI

2. Dünya Savaşı'nın tüm Dünya'yı kasıp kavurduğu yıllarda Türkiye gibi stratejik konumdaki bir ülkenin savaşa girmemesi büyük başarı olarak görülmektedir. Savaşın tarafı olan büyük devletler Türkiye'yi kendi yanlarında savaşa sokmak için Türkiye'ye baskı yapmışlar, fakat İsmet İnönü bu baskılara boyun eğmemiştir. İsmet İnönü bu yıllarda yaptığı politik manevralarla Türkiye'nin tarafsızlığını korumayı bilmiştir. 'Tarihçilerin Kutbu' olarak anılan büyük tarihçi Halil İnalcık o yılları şu şekilde anlatıyor:

ADOLF HİTLER'İN İSMET İNÖNÜ'YE MEKTUBU

ÖZEL TREN, 1 Mart 1941 Saat 1.00
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI ŞİFRE BÜROSU N:128
Türkiye Cumhurbaşkanı,


"Ekselâns Bay İsmet İnönü/Ankara

Bay Başkan,
Alman Hükümeti’nin arzusu hilâfına ve İngiltere ve Fransa’nın 3 Eylül 1939’daki savaş ilânı karariyle Alman halkına empoze edilen savaşta, Alman Reich’ının şu sıradaki hedefi, Avrupa kıt’asında İngiliz nüfuzunu bertaraf etmektir.

Bu; asırlardan beri devam eden, Avrupa’daki devletleri birbirine karşı oynayarak yıpratma metoduna son vermenin bir şartını teşkil etmektedir. İngiltere’nin, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde askeri nüfuz kazanma yolundaki gayretleri, Alman Reich’ını, bu bölgelerde, toprak kazanma yönünde veya siyasi mahiyette herhangi bir başka maksada mâtuf olmayan önleme tedbirleri almağa mecbur kılmaktadır.

Bu bakımdan Ekselâns, size, Yunan topraklarına yerleşme yolundaki İngiliz tedbirlerinin gitgide tehditkâr bir mahiyet aldığı şu sırada, bu şartların gerektirdiği muayyen mukabil tedbirleri almağa karar verdiğimi açıklamak isterim. Bu sebeple Bulgar Hükûmeti’nden, Alman Silâhlı Kuvvetleri’nin bir kısım birliklerine, bu yoldaki belirli emniyet tedbirlerini uygulamak için müsaade etmesini rica etmiş bulunuyorum. Öteden beri Almanya’ya karşı dostluk münasebetleri içinde bulunan Bulgaristan, bu münasebetleri, Üçlü Pakta katılmak suretiyle daha da takviye etmiş ve alınacak tedbirlerin Türkiye’ye yönelmeyeceğinden emin olarak, bunların uygulanması için gerekli müsaadeyi vermiştir. Ben de Ekselâns, size, bu fırsattan istifade ederek resmen bildiririm ki, Almanya’nın bu tedbirleri, hiçbir şekilde Türkiye’nin toprak bütünlüğüne veya siyasi bütünlüğüne yönelmiş değildir. Aksine, birlikte yürüttüğümüz büyük ve hayati savaşın hatıralarıyla ve bu savaşı takibeden ızdıraplı yılların hatıralarıyla meşbû olarak, size, Almanya ve Türkiye arasında gerçek dostluğa dayanan bir işbirliği için istikbalde dahi bütün şartların mevcut olduğuna kesin olarak inandığımı belirtmek isterim.

Zira;

1) Almanya bu bölgelerde hiçbir toprak menfaati peşinde değildir. Alman birlikleri, bahis konusu tehlikelerin giderilmesinden hemen sonra Bulgaristan’ı ve -Devlet Başkanı Antenoscu ile mutabakat halinde- Romanya’yı terk edeceklerdir.

2) Savaşın sona ermesinden sonra Avrupa’nın yaralarını sarma yolunda başlayacak ekonomik gelişme, Almanya’yı ve Türkiye’yi zaruri olarak, tekrar yakın münasebetler içine sokacaktır. Bu alanda önemli bir faktör, Almanya’nın menfaatini, sadece kendi endüstri mallarının satışında görmediği, aynı zamanda en büyük alıcı olma eğilimini de taşıdığıdır. Bunların dışında inanıyorum ki, savaştan sonra gerçekleşecek yeni sınırlar nizamı, Almanya’yı hiçbir şekilde Türk hükümetinin hedefleriyle karşı karşıya getirmeyecek, aksine iki devletin yakınlaşması, bu alanda da, hem Türkiye’nin, hem de mihver devletlerinin menfaatine olacaktır.

Bu bakımdan ben şimdi olduğu gibi istikbalde de, Almanya ile Türkiye’yi karşı karşıya getirebilecek hiçbir sebep olamayacağı görüşündeyim. Bu düşüncelerle, Bulgaristan’da ilerleyen Alman birliklerinin, Türk sınırından, orada bulunmalarının maksadı hakkında yanlış bir yorumda bulunulmasına meydan vermeyecek kadar uzak kalmalarını emrettim.

Şu kayıtla ki, Türk hükümeti, bizi, bu tutumumuzda bir değişiklik yapmağa mecbur edecek tedbirlere tevessül etmeyi lüzumlu görmesin. Ancak böyle bir hal dahi, Almanya’nın Yunan topraklarına yerleşme maksadını taşıyan İngiliz tedbirlerine karşı çıkma hususundaki azminde bir değişiklik yapmayacaktır. Bu mektubumu Ekselâns, Almanya ile Türkiye arasındaki münasebetleri hiçbir şart altında kötüleştirmemek, aksine, mümkün olan her şekilde iyileştirmek ve uzak istikbalde dahi iki taraf için verimli olacak şekilde tanzim etmek yolundaki samimi arzumun bir ifadesi telakki ediniz." Adolf Hitler

İSMET İNÖNÜ'NÜN ADOLF HİTLER'E CEVABI 

Ankara, 12 Mart 1941

“Ekselâns Bay Adolf Hitler
Alman Reich’ı Führeri ve Şansölyesi
Ekselânslarının, Büyükelçileri aracılığıyla bana gönderdikleri şahsi mektubu almakla şeref duydum. Bu mesajı göndermek suretiyle gösterdiğiniz nezaket için, size samimiyetle teşekkür ederim. Mektubunuzun Cumhuriyet Hükûmeti’ne bildirdiğim muhtevası, lâyık olduğu tam ilgiyle incelenmiştir. Aynı cephede katıldığımız ve şerefini ve acılarını aynı şekilde paylaştığımız son büyük savaştan sonra, yeni Türkiye’nin siyaseti, milli mücadelemizin başlangıcında tespit edilmiş olan prensiplere daima sadık kalmıştır. Bunlar, Türk istiklâlinin en mutlak şekliyle teminat altında tutulması ve başkalarının haklarına hiçbir müdahalede bulunmaksızın, barışçı bir gelişmenin devam ettirilmesidir.

Ekselânslarının da malûmu olduğu üzere, Türkiye’nin 1939 ilkbaharından beri takip ettiği siyasetin temelinde de aynı prensipler yatmaktadır. Türkiye, toprak bütünlüğünü ve masuniyetini, şu veya bu devletler grubu arasındaki siyasi ve askeri kombinasyonların şekline göre mütalâa edemez ve tecavüzden korunma hakkı üzerinde, herhangi bir yabancı devletin kazanacağı zafer açısından hüküm yürütülmesine müsaade edemez. Türkiye, bu sebepten, milli egemenlik alanı içine vâki olacak her müdahaleye karşı koymağa azimlidir.

İmzaladığı savunma paktıyla olduğu gibi (İnönü, Türkiye’nin İngiltere ve Fransa ile imzaladığı paktı “Savunma Paktı” diye nitelemektedir), bu savaşın pek değişen olayları sırasındaki tutumuyla da Türkiye, mutlak istiklâl hakkını muhafaza etmek hususundaki aynı sarsılmaz azmin delilini vermiştir. Cumhuriyet hükümetinin Balkan politikası, Balkan yarımadasını savaşın tahribatından uzak tutmaktan başka bir hedef gütmemiştir. Ve Ekselânslarının tam yetkili büyükelçileri tarafından müteaddit defa verilen teminat karşısında biz, Almanya’nın da aynı hedefi güttüğünü ve bu sebepten, Avrupa’nın güneydoğusuyla ilgili Türk ve Alman siyasetleri arasında huzur verici bir paralellik olduğunu kabul etmekte haklıydık.

Ekselânsları itiraf edeceklerdir ki, bu durumun değişmesi, Türkiye’nin siyasetinin ve tutumunun tamamen dışında kalan sebeplerin sonucudur ve İtalyan-Yunan savaşının çıkışından beri geçen olayların gelişmesinde, memleketimin en ufak bir sorumluluğu olduğundan bahsedilemez. Biz inanıyorduk ve bugün de, hâlâ inanıyoruz ki, ortada Türk ordularıyla Alman ordularını karşı karşıya getirecek bir sebep yoktur. Ve Almanya, Türkiye’nin emniyetinin (Bu kelime metinde silik çıkmış ve karineyle çıkartılmıştır) ve istiklâlinin gereklerine karşı anlayışlı davrandığı müddetçe böyle bir felâket meydana gelemez.

Reich hükümeti, Türkiye’den, onun bu maksatla yüklendiği vecibelerle bağdaşmayacak bir talebi olamayacağına dair bize, müteaddit defa teminat vermiştir. Bu sebepten ben, Ekselânslarının bu alandaki her türlü vuzuhsuzluğu kaldırmak arzusunu taşıdıkları hususunda bana teminat vermelerini büyük bir memnuniyetle öğrenmiş bulunuyorum. Ben de size açıklarım ki, mazide olduğu gibi istikbalde de uyanık bir bekçilik görevi ifa edecek olan Türk ordusu, Reich hükümeti, Cumhuriyet hükümetini, tutumunu değiştirmeye mecbur edecek tedbirlere tevessül etmediği müddetçe, Alman birliklerine karşı aynı şekilde davranacaktır.

Bütün kalbimle temenni ederim ki, kısa bir zaman önce birlikte kan dökmüş olan Türk ve Alman askerleri, hiçbir zaman, geçici bir takım olaylar uğruna birbirlerinin karşısına çıkmasınlar. O geçici olaylar ki bence, tarih karşısında siyasi veya askeri kombinasyonların çerçevesini çok aşacak olan bir felaketin yaratılmasını asla mazur gösteremezler.

Ekselânslarının, Balkanlardaki durumun kritik bir anında bana gönderdiği mesajı okurken, Alman Devleti Şansölyesi ve Führerinin, benden -kendisinin Alman tutumu hakkında yaptığı gibi- Türk görüşünü samimi ve gerçeklere uygun bir şekilde anlatmamı arzu ettiği intibaını edindim. Dünyanın içinde bulunduğu ciddi durum, halklarının karşısında sorumlu olan liderlerden, öyle bir lisan kullanmalarını istemektedir ki, bu, yakın veya uzak istikmalde ortaya çıkacak olaylara “yalandır” diye damgalanmaya mahkûm olmasın. Mesajınızı bilhassa bu bakımdan memnuniyetle karşıladım.

Ekselânslarının bu cevap yazısının muhteviyatında iki memleketlerimiz arasındaki anlayışa dayanan münesabetlerin muhafazası için tek temeli teşkil eden ... (Bu kelime metinde de tamamen silik çıkmıştır) gayretinin ifadesini bulacağından eminim.

Ekselânslarının mes’ut teşebbüsüyle aramızda vâki olan fikir teatisi, muhakkak ki, Türk-Alman münasebetlerinin normalleştirilmesine ve iyileştirilmesine yardımcı olacaktır. Bu ümitle Bay Şansölye, en derin saygılarımı ifade etmeme müsaadenizi rica ederim." İsmet İnönü

MUHALEFET LİDERİ İNÖNÜ

Demokrat Parti'nin çoğunlukla iktidara gelmesi üzerine, İnönü Cumhurbaşkanlığından çekildi ve o günden sonra muhalefet liderliği görevine başladı ve bu görevi 1960 yılına kadar sürdürdü. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi ve 10 Kasım 1961'de Başbakanlığa atandı. İnönü 1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasi yaşamını sürdürdü. 1972'de toplanan CHP Kongresi'nde kendi desteklediği grubun, Bülent Ecevit'in listesi karşısında yenilgiye uğraması üzerine genel başkanlıktan istifa ederek senatör kimliğiyle TBMM'de görev yapmaya devam etti.

İSMET İNÖNÜ'NÜN VEFATI

Cumhuriyet tarihi boyunca 1923-1924, 1925-1937 ve 1961-1965 yıllarında Başbakan olan İnönü, 25 Aralık 1973'te bir hafta süren rahatsızlığının ardından hayata gözlerini yumdu. İsmet İnönü'nün naaşı, hükümet kararıyla Anıtkabir'e defnedildi.

İsmet İnönü'nün, 1916'da evlendiği Mevhibe Hanım'dan birisi Kurtuluş Savaşı sırasında ölen İzzet ile Ömer, Erdal, Özden isimli dört çocuğu oldu.