Ümit Kocasakal: Ekonomik kurtuluş savaşından söz etmeye hakları yok

Kurdaki ani artışla beraber Türkiye'nin gündemi yine ekonomik kriz oldu. Bütün mecralarda yüzlerce kişi ekonomi üzerine fikirlerini söylüyor. Prof. Dr. Ümit Kocasakal ise 'bu büyük fotoğrafı bir yana bırakan kur-faiz, düşük-yüksek faiz, ihracat-ithalat, yatırım-istihdam, Merkez Bankası tartışmalarıyla Türkiye bir yere varamaz' diyor.

Ümit Kocasakal: Ekonomik kurtuluş savaşından söz etmeye hakları yok
Ümit Kocasakal: Ekonomik kurtuluş savaşından söz etmeye hakları yok

VERYANSIN TV

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ceza ve Ceza Usul Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ümit Kocasakal, son günlerde gündeme oturan ekonomi tartışmalarına katıldı.

Sosyal medya hesabından paylaşımlar yapan Kocasakal, ekonomik sorunların temeline indi. Atatürk'ün milli ekonomi modelini hatırlatan Kocasakal, ekonomide kurtuluşun yolunun yine Kemalist ekonomi politikasında olduğunu belirtti...

İşte Kocasakal'ın iki gün boyunca yaptığı paylaşımlar:

"Cumhurbaşkanı "Ekonomik kurtuluş savaşı" ndan bahsetti! Bir yazarımız ise; kurtuluş savaşından bahsedebilmek için esir düşmüş olmak ve işgal edilmek gerektiğini belirterek bunun ne zaman gerçekleştiğini ve nasıl olup da farkına varamadığımızı sorguluyor. 2003'lere gidiyor.

 Yazarımız şu soruları soruyor: "Ne zaman esir düştük?", "Ne zaman işgal edildik ?", "Niye kimsenin haberi olmadı?". Ne yazık ki tekrar esir düşeli ve işgal edileli uzun zaman oldu. Ne yazık ki bakmak ve görmek farklı. Ne yazık ki haberi olanlar susturuldu veya dinlenilmedi.

Tencere kaynamıyor", "Biz gelince kaynayacak", "Kimse yatağa aç girmeyecek", "Ömer'in yolu", "Asım'ın nesli" gibi anlam ifade etmeyen boş söylemler, ekranlarda kur-faiz ikilemi dışına geçemeyen boş ve kısır tartışmalar yerine gerçek bir tartışma bakımından bu sorular önemli.

Bunun için bırakın 2003'leri, 1938'e dek gitmek, Atatürk'ün ölümünden itibaren gelişen süreci görmek gerek! Atatürk'ün her şeyi üzerine inşa ettiği tam bağımsızlığın nasıl yitirildiğini, O'nun büyük Türkiye hedefinin nasıl terkedilip "Küçük Amerika" olmaya sürüklendiğimizi, bunu yapanların yapanların nasıl kahramanlaştırıldığını, Türkiye'nin Amerikan bezi ve süt tozuna nasıl yeniden esir edilip Nelson Rockefeller’in 1956'da kullandığı ifadeyle yeniden "Oltadaki balık" haline getirildiğini görmek gerek! Hadi bunları konuşalım ki maskeler insin!

Bunları konuşalım ki kim yerli, kim milli, kim mandacı, kim Atatürkçü, kim takiyyeci görülsün! Yoksa iki tweet ile beğeni alıp kulağının üstüne yatmak yahut iktidar yandaşlığı veya karşıtlığı üzerinden gündelik boş gevezeliklerle idare etmek kolay!

'ATATÜRK'ÜN EKONOMİ POLİTİKASINI KAVRAMAK GEREK'

Gerçek bir tartışma için; köy enstitülerinin neden kapatıldığını, Türkiye'nin Nato'ya girerek nasıl rotasından saptırıldığını, çok partili siyasi hayata erken geçiş ile birlikte karşı devrimin nasıl hız kazandığını, 24 Ocak kararlarının ne anlama geldiğini konuşmak gerek!

Bu açıdan, zahmetli olmakla birlikte, "zahiri", göstermelik Atatürk anmalarını bir yana bırakıp, herkesin Ulu Önder'in tam bağımsızlık, kapitalizm, emperyalizm, ekonomi ile ilgili söylediklerini ve uygulamalarını gözden geçirmesinde fayda var.

Atatürkçü iseniz, ekonomik modelini de bilecek ve benimseyeceksiniz! Ulu Önder'in çelik iradesi ve kararlılığının bir göstergesi olan "Geldikleri gibi giderler" ifadesini slogan düzeyinde anmak yerine,

Başta Nutuk olmak üzere tam bağımsızlıktan ve kurucu ilkelerden ödün verildiği takdirde, gidenlerin tekrar geri geleceğini söylemiş olmasına rağmen niye anlayamadığımızı konuşmak gerek!

Atatürk'ün ekonomi politikasını, (Kemalist ekonomi), "Altın yılları" anlamak, bağımsızlığa zarar vermemesi şartıyla yabancı sermayeyi, kamu çıkarını da gözetmesi şartıyla özel girişimi dışlamayan üretime ve planlamaya dayalı kamucu-halkçı-devletçi modeli kavramak gerek!

Ama slogan düzeyinde "1930'ların kafası", "O o zaman içindi", "Kuzey Kore mi olacağız" türünden safsataları ve masalları bir yana bırakarak!Aslında tam da 1930'ların kafasına ve ruhuna, Atatürk'ün bugün dahi güncel, hatta kaçınılmaz olan ekonomik modeline geri dönmek gerek!

'BU TARTIŞMALARLA BİR YERE VARILMAZ'

Yoksa, 60 yıldır bitmeyen ekonomide "Yapısal reform" (Ne demekse?) masalları, bu büyük fotoğrafı bir yana bırakan kur-faiz, düşük-yüksek faiz, ihracat-ithalat, yatırım-istihdam, Merkez Bankası tartışmalarıyla Türkiye bir yere varamaz.

Boş vaat ve tartışmalarla Türk milletini kandırmayın. 800 milyar dolar dış borçla, bağımlı ve kırılgan bir ekonomiyle, üretmeden tüketerek, ülkenin ne kadar birikimi varsa "Özelleştirme" adı altında satıp birilerine peşkeş çekerek, geçici olarak sadece dışarıdan gelecek "sıcak" para ile küresel tefecilerin rotasına girerek bu iş yürümez, yürümeyecek. Benim yurttaş olarak ekonomi "uzmanlarından" talebim bunların tartışılmasıdır, bizlerin bu konularda bilgilendirilmesidir!

24 Ocak kararlarının, Menderes-Özal çizgisinin takipçisi bu iktidarın fahiş hataları, yetersizlikleri bellidir. Ancak mesele sadece bu iktidar ve dönemi ile sınırlı bir durum da değildir. Sorun çok daha derinlerde ve yapısaldır, ideolojik bir tercihin yansımasıdır.

Tam bağımsız büyük Türkiye yerine, "küçük Amerika" olma hayali kuranların izinden gidenlerin, kapitalist-emperyalist sistemin sömürü düzeni olan neo-liberal politikalarda ısrar edenlerin, bir kısmı stratejik alanlar olmak üzere halen tam gaz özelleştirmelere devam edenlerin, ülkenin kaynaklarını betona yatırarak üç beş kişiye peşkeş çekenlerin, tarikat ve cemaat asalaklarına aktaranların, ormanları ve meraları yok edip tarımı çökertenlerin, kendileri ve çevrelerine 3-5 maaş verenlerin, ekonomik kurtuluş savaşından söz etmeye hakkı yoktur olamaz.

Bu gerçekleri dile getirmeyip, yıllardır uygulanan neo-liberal politikalara alternatif gerçek ve farklı bir ekonomik model önermeyen muhalefetin de bir inandırıcılığı yoktur. "Tencere kaynayacak", "Kimse yatağa aç girmeyecek", "Ömer'in yolu" birer ekonomik model değildir!

“Stratejik" beceriksizlerin;üretim, planlama, kamu ekonomik bağımsızlık diyemeyenlerin, çözümü sadece "Sıcak para" ve "Dış yatırıma", para politikalarına bağlayan küresel tefecilerin uzantılarının, Kemal Derviş modelinin yeni sözcülerinin de bir söz hakkı yoktur!

Türkiye'ye asıl gereken sadece iktidar değişikliği değil, ekonomide zihniyet ve model değişikliğidir.İşte o zaman ekonomik kurtuluş savaşı ifadesinin anlamı olur. Bunun dışındaki tartışma ve öneriler, hiç bir fayda getirmeyecek, gerçek çözümü öteleyecek boş sözlerden ibarettir.

Bu arada AKP milletvekili Uğur Aydemir gerçekten soğan ekmek yemeye razıysa asgari ücretle geçinsin ve bunu da denetime açık bir biçimde yapsın da görelim! Bir amaç ve plan dahilinde hep birlikte yapacaksak tamam. Yoksa bu tür iri laflar, boş gevezelik ve ucuz şovdan öteye geçmez!"

'BAĞIMSIZ TÜRKİYE HEDEFİNDEN SAPARSAK...'

Ümit Kocasakal, paylaşımlarına bugün devam etti:

“Ekonomi ile ilgili dünkü bilgiselimi sürdürmek istiyorum. Bu iktidarın birçok alanda olduğu gibi, ekonomi alanında da yetersizliği, beceriksizliği ortadadır. Ancak ekonomide gelinen durumu sadece mevcut iktidar üzerinden okumak gerçeklerin üzerini örtmektir.

Sadece birilerinin gidip, birilerinin gelmesi ile de ekonomi düzelmez. Sorun daha derinlerdedir.İflas eden "Küçük Amerika" olma hayalidir. İflas eden; iktidarın takipçisi olduğu Menderes-Özal çizgisidir,ithalat ve borçlanmaya dayalı tüketim ekonomisidir, “beton” ekonomisidir.

Bu durum, sadece faiz indirimi- artırım, para politikası, kur, ihracat, sözde "yapısal reform" teraneleriyle izah edilemez. Ekonomi, siyasi-ideolojik tercihler bir yana bırakılarak sadece ekonomi ile de, kuramlarla da açıklanamaz!

Biz gelirsek kaynak buluruz” somut bir ekonomik sistem ve vaat değildir. Kimse kimseye sevdiği için borç vermez! Farklı kavramlarmış gibi görünen “borç”, “kredi”, “Sıcak para”, "yatırım" aslında küresel tutsaklığın uygulama biçimleridir.

Sıcak/borç paranın karşılığı esaret ve bağımlılıktır.Dolayısıyla ekonomide batışın sebebi sadece kötü yönetim değil, geçmişten gelip sürdürülen ideolojik ve siyasi tercihlerdir. Bu gerçeği saptamak için de ekonomi uzmanı olmayı gerek yoktur.

Bu nedenle, bu siyasi ve ideolojik tercihte köklü bir değişim olmadıkça, şu gidip diğerinin gelmesiyle de sorun çözülmez.

Atatürk’ün her alanda tam bağımsız, büyük Türkiye hedefinden saparak, bağımsızlıktan vazgeçerek “Küçük Amerika olma” hayaliyle uygulanan liberal politikalar sebep, gelinen durum (kaçınılmaz) sonuçtur!

Ülkenin, bir kısmı stratejik ekonomik kuruluşlarını özelleştirip, yok pahasına yabancılara satarak, aynı şekilde tarım alanları ve konutları kur sebebiyle çok düşük bedelle yabancılara satarak milli olunamaz, ekonomik kurtuluş savaşı verilemez.

Yani,bilerek ya da bilmeyerek ekonomik saldırının taşlarını döşeyip imkan sağlayanlar bu saldırıdan yakınamaz!Ne yazık ki muhalefetin de soyut ifadeler dışında farklı bir siyasi ve ideolojik tercihe bağlı somut bir ekonomik sistem önermesi olmaması ülkenin şanssızlığıdır.

Oysa yapılması gereken, güne uyarlamak suretiyle Atatürk dönemi ekonomik modeline geri dönülmesidir. Bu model, bazı emperyalizm devşirmeleri ve bozguncuların söylemlerinin aksine günümüzde de güncel ve gereklidir. Bu en azından somut bir önermedir. Tartışalım, hodri meydan!

Zihinleri tam bağımsızlığı, her alanda bağımsız üreten ve güçlü Türkiye'yi,Atatürk'ün ülke gerçekleri ışığında oluşturduğu özgün ve milli modeli kavrayamayanlar, "Kuzey Kore" tekerlemeleriyle boş sloganlar dışında bir şey söyleyememektedirler. Oysa Dünya kamuculuğa gitmektedir.

Üretimi ve borçsuzluğu, planlamayı düşünmeyen, tüketimi ve buna bağlı ithalatı körükleyen, parayı betona yatıran, kontrolsüz bir yabancı sermaye hayranlığı olan, ekonomiyi sadece faiz, kur, para politikası üzerinden okuyan, tek çözümü "sıcak" para olan her zihniyet mandacıdır!

Ekonomide de kurtuluş kuruluştadır, altın yılları yaratan Kemalist ekonomidedir, Atatürk’tedir.”