Tanju Bağırgan yazdı…
Bugün turnuva gidiş tarihimiz medyaya açıklandı: 2 Haziran. Odamda öfkeden ellerim titriyor. Kimse neden bu tarih diye sormuyor, tek bir spor yazarı, tek bir gazeteci bile bu körlüğü sorgulamıyor! Federasyon yönetimi ortada hiçbir bilimsel planlama, hiçbir kurul kararı yokken kafasına göre bir takvim belirlemiş. *Asıl kâbus ne biliyor musunuz? O güne kadar koca federasyondan tek bir görüş, tek bir bilimsel itiraz ortaya çıkmadı, çıkamadı! Neden çıksın ki? Çünkü bizim federasyonumuzun bir performans kurulu yok! onun yerine sağlık kurulu var.. Bu kurulda performans konusunda uzmanlaşmış antrenman bilimciler, kronobiyologlar, nörologlar ya da performans fizyologları yok; ağırlıklı olarak sadece ortopedistler yer alıyor. Sporcuyu sadece kemiği kırıldığında veya bağı kopunca hatırlayan bir sakatlık kurulu bu çok büyük birikim gerektiren performans yönetilmeye çalışılıyor. Sistemde çok yönlü bilim insanı yok, olan birkaç uzmanın ise ne sesi duyuluyor ne de veto yetkisi var. Tam bir bilimsel sessizlik ortamı!
Biz yöneticilerin en büyük yanılgısı; kendi inşa ettiği o kibirli, lüks ve küçük dünyasındaki kurallarla evrensel değerlere ve doğa yasalarına kafa tutabileceğini sanmasıdır. Oysa acı bir felsefi gerçeklikle yüzleşmek zorundayız: Doğayı yenemezsiniz!
Bu hayatta ve yeşil sahada varlık gösterebilmek, hayatta kalabilmek istiyorsanız doğanın kanunlarını peşinen göze almak, onu anlamak ve onunla uyumlanmak zorundasınız.
İnsan vücudu, sporcuların hücreleri ve kasları da o kaçamayacağımız doğanın birer parçasıdır. Biz federasyon olarak milyar dolarlık bütçeler de yönetsek, en lüks uçakları ve en ultra konforlu otelleri de ayarlasak; güneşin, meridyenlerin ve biyolojik saatin doğasını görmezden geldiğimiz an doğa yasaları bizi sahanın ortasında hareketsiz bırakarak cezalandıracaktır.Nasıl mı?
Türkiye ile turnuva merkezi Arizona arasında tam 10 zaman dilimi (10 meridyen basamağı) farkı var. Coğrafi koordinatlarda geçilen her 15 derecelik meridyen yayı, 1 saatlik yapay zaman kaymasına denk gelir. Batıya seyahatlerde doğa yasası sabittir: Geçilen her 1.5 zaman dilimi = 1 tam gün hücresel uyum süresi. Bu formüle göre (10 x 1.5), elit bir futbolcunun iskelet kası ve sindirim sistemi performansını koruyabilmesi için en az 14 ila 21 günlük bütünleşik bir planlama gerekirken, biz uçağa sadece 11 gün kala bineceğiz!
Çünkü sirkadiyen ritim (vücudun 24 saatlik uyku-uyanıklık, hormon ve metabolizma döngüsü) bozulduğunda yaşanan Jet-Lag, sıradan bir insanı sadece uykusuz bırakır. Ama elit sporcuda doğa yasaları değişir. Işık uyaranı alan beyindeki ‘merkezi saat’ yeni zamana 7 günde alışsa bile; iskelet kasları, karaciğer ve sindiirim sistemdeki ‘çevre (periferik) saatlerin’ tamamen uyumlu bir hale getirebilmesi i için minimum 14 ila 21 güne ihtiyaç duyulur.
Bu uçurumu kapatmak için turnuva öncesinde, uçağa binmeden çok önce şu altın standart ön tedbirleri almaları gerekirdi:İstanbul kampında antrenman saatlerini her gün laşamalı bir biçimde 90-120 dakika ileri kaydırarak gece yarısı 23:00 ve 02:00 sularında yaptırmalı, kas hafızasını biyolojik gece yarısında yüksek laktat altında performans üretmeye uçağa binmeden alıştırılmalılardı.
Antrenman alanlarını ve soyunma odalarını beyindeki merkezi saati kandıran, melatonini baskılayan 10.000 lüks gücünde parlak mavi/beyaz LED ışık panelleriyle donatmalılardı Onlara, ‘Bu çocukların iç saatlerini 11 günde uyandıramayız, duvara toslayacağız’ dedim. Yüzüme boş boş baktılar. Çaresizce bir belirsizliğe gidişi izliyorum.”
GÜNLÜK: 2 HAZİRAN – İSTANBUL’DAN KALKIŞ / UÇAK İÇİ]
Havada Yok Sayılan Işık Tedavisi…
Perdeleri Kapatın! Şu an uçaktayız. 13.5 saatlik transatlantik yolculukta çocuklarla birlikte aynı kabinde uçuyorum ama bir antrenman bilimci olarak çıldırmak üzereyim. Elit spor performansı yönetiminde Jet-Lag’ı önlemenin bir numaralı, en hayati ve en ucuz tıp mucizesi ‘Işık Tedavisi’dir (Light Therapy). Işık, beyindeki epifiz bezine giden en güçlü dış uyarandır; vücuda ne zaman uyanık kalacağını, ne zaman melatonini baskılayıp ne zaman kortizol salgılayacağını sadece ışık şıklığı ile denetlenebilmektedir.
Benim planım hazırdı: Amerika saatiyle çocukların uyanık kalması gereken dilimlerde kabin içine özel spektrumlu parlak mavi ışık manipülasyonu yapacak, sirkadiyen gözlükleri taktıracaktım. Çocukların beyin saatini daha havadayken Arizona koordinatlarına senkronize etmeye başlayacaktım. Ama hiyerarşide teknik heyete ve yöneticilere yön verecek bağımsız bir ‘Antrenman Bilimci / Performans Direktörü’ yetkim olmadığı için bu teklifim alayla reddedildi!
İdareciler ve kondisyonerler ışığı sadece ‘odayı aydınlatan bir ampul’ sanıyorlar. ‘Hocam ne ışığı, kapatın perdeleri çocuklar uyusun dinlensin’ dediler. Kabini kör bir karanlığa gömdüler. Bilmiyorlar ki yanlış zamanda uygulanan o karanlık ve çocukların kafalarına göre uyuması, Türkiye saatiyle kilitlenen biyolojik saati iyice çıkmaza soktu. Ne kabindeki dehidrasyonu önleyecek elektrolit yönetimimi yapabiliyorum ne de ka sertleşmesini engelleyecek küçük dönemleme önlemleri alabiliyorum! Çocukları kör karanlıkta, melatonin bataklığında kaderlerine terk ettik. Sadece ağırlık kaldırtıp düz koşu yaptıran eski usul anlayışı a bu kozmik krizi çözeceklerini sanıyorlar. Yazık!
GÜNLÜK: 11 HAZİRAN – ARIZONA / MAÇ GÜNÜ – MÜSABAKADAN 3 SAAT ÖNCE]
Yaklaşan Felaketin Anatomisi:
Saat 17:00 Yanılgısı: Şu an Arizona’da stadyum koridorundayız. Maçın başlamasına tam 3 saat var. İdareciler, teknik heyet ve kondisyonerlerin yüzü gülüyor. Bana bakıp, ‘Görüyorsun değil mi hocam, saat yerel olarak tam öğleden sonra 17:00. Hava mis gibi, güneş tepede, aslanlar gibi çıkıp oynayacağız’ diye caka satıyorlar. Bilimin çıplak gözleriyle baktığım o korkunç yıkım öngörüsünü soyunma odasının ortasında yüzlerine haykırdım ama beni delilikle suçlayıp kenara ittiler. Onlara basitleştirerek anlattım: ‘Hocam, sizin saate bakıp 17:00 görmenizin bu çocukların hücrelerinde hiçbir karşılığı yok! Havada ışık tedavisini reddettiğiniz, kampı kısa tuttuğunuz için çocukların içsel biyolojik saati hala Türkiye vaktinde takılı kaldı. Yani sizin 17:00 dediğiniz şu an, çocukların metabolizmasında tam olarak Türkiye saatiyle sabaha karşı 06:00!’
Milyon dolarlık o ayakların maç içinde yaşayacağı felaketi, daha sahaya adım atmadan kronobiyolojik verilerle tek tek önlerine dizdim ve uyardım: ‘Çocukları şu an insan metabolizmasında melatonin (uyku hormonu) salınımının tavan yaptığı, vücut ısısının en dibe vurduğu, sinirsel reaksiyon hızının felç olduğu o biyolojik sabaha karşı 06:00 evresinde sahaya çıkartıyorsunuz. Çocuklar istese de Sprint atamayacak, beyinden kas liflerine giden nöromüsküler iletim gecikecek, herkesi ağır ve isteksiz göreceksiniz.”
Dahası, çocukları az önce maç yemeğine oturttunuz. Ama onun iç organ saatleri (periferik osilatörler) şu an Türkiye’deki gece yarısı 02:00’yi yaşadığı için gastrointestinal sistem kendini tamamen kapattı. Mide şu an kilitli!
Gut Jet-Lag (Beslenme sendromu )yüzünden yedikleri karbonhidratı sindiremeyecekler, glikojen sentezi duracak. Göreceksiniz, yarı boş enerji depolarıyla sahaya çıkacaklar ve maçın ikinci yarısında glikojen tamamen tükenince takım fizyolojik olarak çökecek. Takım dağılacak , hatlar kopacak ve ani kramplar başlayacak.’
Bana bakıp ‘Hoca amma abarttın, çıkıp aslanlar gibi mücadele edecekler’ dediler. Doğayı ve onun sarsılmaz yasalarını bir kez daha reddedip çocukları sahaya sürdüler. Taktik tahtasında her şeyi çözdüğünü sanan bu yönetsel bilmezlik, çocukların kilitlenmiş kas lifleriyle tükenme fermanını az önce imzaladı. Maç başlıyor ve ben birazdan yaşanacak o metabolik felaketi kulübeden çaresizce izleyeceğim.”
GÜNLÜK: 12 HAZİRAN – KAMP ODASI / MAÇIN ERTESİ GÜNÜ]
Sadece iyi Dinlenin’ diyen yöneticilerimiz: Bitmeyen Kâbus
“Maç tam olarak öngördüğüm o fizyolojik kilitlenme yüzünden darmadağın bitti, elendik. İkinci yarıda çocuklar sahada adeta yürüdü, glikojen bitti ve kramplarla darmadağın olduk. Çocuklar bitik vaziyette odaya döndü. Tam o esnada, yenilginin sorumluluğunu zerre üstlenmeyen üst düzey bir yönetici kapıdan kafasını uzattı. Yüzünde o umursamaz, kibirli ifadeyle, ‘Beyler geçmiş olsun, canınız sağ olsun. Şimdi odalarınıza geçin ve iki gün sonraki seyahatimiz için çok iyi dinlenin. Güzelce uyuyun, kendinize gelin’ deyip gitti.*Çıldırmamak elde değil! ‘İyi dinlenin’ diyor… Hücrenin, kasın, tıp biliminin nasıl çalıştığından o kadar bihaber ki! Bu kâbusun bitmediğini, asıl felaketin şimdi başladığını göremiyor. Çocuklar sürekli uçuyor, sürekli basınca maruz kalıyor. Vücut tam yerel saate alışacakken, bu sabit kamp inadımız yüzünden çocukları yeniden uçağa bindirip hücrelerini darmadağın eden o dehşet verici Double Jet-Lag sarmalına sokuyoruz.Double jet lag ne mi?
*Normal Jet-Lag, tek yönlü bir zaman dilimi kaymasıdır; vücut 7-8 gün içinde kendini yavaşça dengeler. Double Jet-Lag ise tam bir hücresel katliamdır! Vücut henüz ilk seyahatin yol açtığı biyolojik ritim uygumsuzluğunu ve kas içi ödemi toparlayamadan aniden ikinci ve üçüncü bir zaman şokuna maruz kalır. Stres hormonu kortizol ile uyku hormonu melatonin aynı anda salgılanır, kasların protein sentezi durur ve kasların kendini yenileme mekanizması tamamen felç olur. Biz bu çocukları kronik bir metabolik yıkım makinesinin içine attık. Kıta içinde Vancouver, San Francisco ve Los Angeles arasında tam 7.200 kilometre git-gel trafiği yapıyoruz. Doğayı ve onun sarsılmaz yasalarını kibirle görmezden gelmenin bedelini, en yetenekli ayakları sahanın ortasında kilitleyerek ödedik ve şimdi yürüyen ölüler gibi eve dönüyoruz.
GÜNLÜK: 15 HAZİRAN – EVE DÖNÜŞ / MEDYA GÜNLÜĞÜ
Uçakta televizyon kanallarını ve sosyal medyadaki yorumları takip ettim. Ekranlardaki o yorumcular ağız birliği etmişçesine bağırıyor: ‘Takımın kondisyonu kötü, iyi çalışmamışlar, fizik olarak ezildik.’
çağdaş spor biliminden o kadar uzaklar ki! Sahada gördükleri o fiziksel çöküşün bir antrenman eksikliği değil; Double Jet-Lag ve Gut Jet-Lag kaynaklı metabolik bir sistem çöküşü olduğunun farkında bile değiller. Ama işin en trajikomik kısmı şimdi başlıyor:
Medyada bu ‘Kondisyonumuz neden çöktü?’ eleştirileri çığ gibi büyüyüp ihale yönetim koltuklarına kalmaya başlayınca, turnuva öncesinde zerre bilimsel görüş ortaya koymayan, gidiş takvimini körü körüne onaylayan koca Federasyon ve Sağlık Kurulu anında köşeye sıkıştı! Koltukları koruma telaşıyla, hemen şu kurnazca savunmayı basına el altından servis ettiler: ‘Sirkadiyen ritim ve adaptasyon için turnuvadan 11 gün önce Arizona’ya gidilmiştir, bilime tamamen uyulmuştur!’
İşte kurumsal sahtekarlık tam bu noktada tavan yapıyor! Gidiş gününe kadar tek bir bilimsel rapor hazırlamayan, uçaktaki ışık tedavisini bile ‘ampul’ zannedip reddeden, maç öncesi uyardığımda beni delilikle suçlayan cahil kurul; elenme faturası kendilerine kesilmesin diye şimdi yalan söylüyor.
15 Mayıs’ta günlüğüme feryat ederek yazdığım o elit sporcu antrenman bilimi gerçeklerini elinin tersiyle iten anlayış bunları bilim diye pazarlayarak kendini aklamaya çalışıyor. Yemezler!”
Bizim elendikten sonra kılıf uydurmaya çalıştığımız bu süreçleri, dünya elit takımları turnuva daha başlamadan bir mühendislik projesi gibi yönetiyor:
Real Madrid: Deplasman dönüşlerinde oyuncu odalarına melatonin hormonunu yapay olarak manipüle eden özel frekansta mavi ışık panelleri kuruyor.
Avustralya Futbol Federasyonu: Kıtalararası uçuşlarda futbolcularına daha uçağa biner binmez “Re-Timer” adı verilen özel sirkadiyen gözlükler taktırıp saat farkını sıfıra indiriyor İngiltere Milli Takımı: Yüksek rakımda hipoksiyi (oksijen azlığını) yenmek, damarları genişletip kaslara maksimum oksijen pompalamak için tıp kaynaklarını altüst edip futbolcularına “Viagra” (Sildenafil) protokolü uygulayacak kadar uç sınırda uzmanlarla çalışıyor Artun Talay ve Kıvılcım Kaya Örneği (Türkiye): Uzağa gitmeye gerek yok. Kendi topraklarımızdan, atletizmin usta ismi Artun Talay, Rio Olimpiyatları öncesinde milli çekiççi Kıvılcım Kaya’yı turnuvaya hazırlarken; yarışma saati gündüz 12:00 olduğu için daha Türkiye’deyken tüm antrenmanları gündüz 12:00’ye sabitlemişti. Tek bir vizyoner antrenörün yıllar önce akıl ettiği bu doğa yasası gerçeğini, bizim koca futbol federasyonu ıskaladı, Amerika’da koca bir ülkeyi jet-lag yaptı!
Günlüğümden sızan bu acı gerçekler, yeşil sahada gördüğümüz çöküşün asıl mimarlarını çıplak bir bicimde ortaya koymaktadır değil mi? Türkiye A Milli Futbol Takımı; göz ardı edilen doğa yasalarının gerçeklerini elinin tersiyle itmenin ve elendikten sonra basına sahte bilimsel kılıflar uydurmanın bedelini turnuvaya erken veda ederek ödemiştir.
Bilimden uzaklaşarak, en yetenekli ayakları bile sahanın ortasında hareketsiz bırakmaya mahkum etmiştir. Turnuvanın özeti yeşil sahada bir taktik hatası değil; içerideki yönetin aymazlığın net bir sonuçudur!
Sakın “İçimizdeki İrlandalılar kim?” diye sağa sola adam aramaya kalkmayın; onlar koltuklarında oturan, bilimi dışlayan ve Türk futbolunun geleceğini lüks villalara feda eden yöneticiler olarak tam karşımızda duruyor!
VE PERDE: RÜYA VE GERÇEKLER ARASINDA
Aniden omuzumdan sarsılarak bir seslenişle uyandım:”Kalk artık, yerine yat… Rüya mı görüyordun?”Gözlerimi kırpıştırarak doğruldum. Ter içindeydim. Karşımdaki eşim şaşkınlıkla bana bakıyordu: “Uykunda sürekli ‘Önlem alın, ışık tedavisini uygulayın, meridyenleri hesaba katın’ diye söylenip duruyordun… Yine bir düş mü gördün?”Derin bir nefes aldım, alnımdaki teri sildim: “Evet…” dedim, “Çok karanlık, kurumsal bir kabus görüyordum…”
Tam o esnada, açık kalan televizyonun sesinin aniden yükselmesi yerimden sıçramama neden oldu. Haber spikeri yasadığım tüm o kâbusu gerçeğe çeviren, donup kalmama yol açan bir haberi son dakika alt yazısıyla geçiyordu:”Flaş Gelişme… Bayan Milli Takımımız, turnuva maçlarının başlamasına 5 gün kala Japonya’ya uçacak!”
mırıldanıyorum: Hangisi rüya, hangisi gerçek?