Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Herhangi bir kas grubunuzu çalıştırdıkça, örneğin kollarınızı zorlu ağırlık ve hareketin tekrar sayılarını arttırdıkça geliştirebilirsiniz. Yerinde sayarak gelişim ancak hayal gücünün ürünüdür. Toplumsal gelişim yasaları da böyle işler. Feodal ya da yarı feodal toplumdan sosyalizme sıçrayamazsınız. Toplumsal dönüşüm amansız bir mücadelenin ürünüdür, şartların olgunlaşmasına endekslidir.
Sovyet deneyimi ile başlayan 20. yüzyıl devrimleri sosyalizmin sadece ilk olan aşamasını ifade eder ve esas olarak kapitalizmin sermaye ihracı ve silâh zoru ile işgal aşaması olan emperyalizme karşı ana vatan savunmasıdır.
Bir zamanlar devrimci burjuvazinin Kıta Avrupası’nda inşaa ettiği ulusal devleti, Avrupa dışında, ezilen dünyada inşaa etme görevi ile görevlidir. Dolayısıyla bir önceki ve içinde bulunduğumuz yüzyılda sosyalizm mücadelesi bir vatan ve ulusal devlet mücadelesidir. Vatan olmadan hiçbir sistemi inşaa edemezsiniz.
KÜRESELLEŞME, KAPİTALİZM GİZLİ İŞGAL PLANI
Kapitalizm, bilgi iletişim teknolojileri marifeti ile küresel ve geri dönüşü olmayan uluslararası demokrasi/birlik tahayyülü üzerinden gizli işgâl planını devreye soktu. Ancak gerçek üretimden kopan, koşar adımlarla para spekülasyonuna dayanan küresel kapitalizm, Güney ülkelerinin üretim ekonomileri karşısında duvara çarptı.
ABD’nin bugünkü Venezuela, Grönland saldırılarını küreselcilikten, açık emperyalizme dönüş olarak kabul edebiliriz. Kimilerine göre bu bir Yeni Ortaçağ; fakat görünen o ki ortada bütünlüklü bir strateji ya da sistem değişikliğinden ziyade, bir eylem planı değişikliği var. Yani Küreselciliğin, ”ultra demokrasi ve bilgiye ulaşım özgürlüğü” şeklindeki kibar retorik ve manipülasyonundan, yeniden askeri müdahale ve işgal günlerine dönüldü.
Çünkü ABD kaybediyor. Artık dolar basarak 1 sentlik kâğıt maliyeti ile binlerce, milyonlarca dolar mal ve hizmet satın alamıyor. BRICS’in varlığı doların uluslararası değişim değeri tekelini önemli ölçüde geriletti. İkili ticaret ve petrol alıverişinde dolar rezerv para olma özelliğini yitiriyor.
BRICKS, DOLARIN 1 SENTLİK HEGEMONYASINI BİTİRİYOR
BRICKS’in ekonomik alternatifler üretiyor olmasının yanısıra, askerî bir caydırıcılığa da sahip olabileceğini görüyoruz. Kurucu üyelerden Güney Afrika çağrı yaptı; Rusya, Çin, Brezilya, Hindistan “BRICS adı altında” ilk kez ortak deniz tatbikâtı yapacak. Deniz tatbikâtı, Trump ABD’sine yönelik anlamlarla yüklü…
Trump, ABD’nin uluslararası ”Haraç” sistemini sürdürmek adına savaşı göze almış gözüküyor. Ülkesinin ekonomisi dünyada dolar dolaştırma ve ödenmeyecek bono satma ayrıcalığına sahip, piyasada dolar değişimi gerilemekle birlikte var; ancak yakın gelecekte zengin ülkelerin rezervlerindeki büyük miktardaki doların değişim değeri kalmayacak. ABD 1 sent dahi etmeyecek kâğıt ve kâğıdın üzerindeki boya karşılığında 300 dolarlık mal alıyor; artık dünya bu uçsuz bucaksız dengesizliği taşıyacak noktada değil.
ABD yıllık bir trilyon dolar borç yüküne sahip. Bu rakam çevrilebilir olmaktan uzaklaşıyor. Enflasyonist yöntemle borcu çevirme ayrıcalığını koruyabilmesi içi doların rezerv para olarak hegemonyasını sürdürmesi gerekiyor. Dolar değişim aracı olma özelliğini kaybediyor, koşar adımlarla borçlanma kapasitesi ve halkının tüketim düzeyini koruyamayacağı, ordusunu finanse edemeyeceği noktaya gidiyor. Yani ABD yeniliyor ve yenilgiyi durdurmak için ulusal devletlere saldırıyor.
DEVRİM VE VATAN MÜCADELESİ BİRBİRİNE KOPMAZ BAĞLARLA BAĞLI
Tam da bu nedenle dünya 20. yüzyılın başından bu yana olduğu gibi emperyalizm ile ulusal devletlerin savaşına sahne oluyor.
Kurtuluş Savaşımız, emperyalizme vurulan en büyük darbedir. Millî mücadelemizi koşulsuz destekleyen, Rusya’daki Sovyet Devrimi de, 1917 Şubat ve Ekim Devrimleri dahil olmak üzere, emperyalizme karşı mücadelenin ürünüdür.
Emperyalizm gözardı edemeyeceğimiz bir gerçektir. Buna karşı verilecek mücadele ise Millî Demokratik Devrim programı ile yüklü vatan mücadelesidir. Vatan mücadelesinin alanı ulusal devletler ve dinamiği ise artık burjuvazi değildir. Tam olarak işçi-emekçi ve köylüdür.
Türkiye ve ezilmekten gelişmekte olan ülkeye evrilen tüm memleketlerde esas olan ulusal pazarın, sanayinin ve millî sınırların korunmasıdır. Bu olmadan kapitalizmi aşan bir sisteme gitmenin yolu bulunmuyor.
MARX-ENGELS HAYALCİLİĞİ, KAPİTALİZMİ AŞAN YOL: ULUSAL SOL İKTİDARLAR
O nedenle Latin Amerika’daki ulusal sol iktidarları çok önemsiyorum.
Romantizm adına enternasyonalcilik oynamak, tam da kapitalistin istediği tipte muhalif olmak anlamına geliyor.
Çağın gerçeği, devrimin ulusal devleti ve ulusu savunarak yapılacağını gösteriyor.
Küreselleşme, yani enternasyonalizm, kapitalizmin aracı olurken, devrimlerin dayanağı millî devletlerdir.
Dünya Marx ve Engels’in 19. yüzyıl Avrupası’ndan artık çok ama çok uzaktadır.
Kapitalizmin yenilgisi, ileri kapitalist ülkelerdeki işçilerin ”enternasyonalist birliği” ile değil, emperyalizme karşı mücadele eden ulusların eliyle gerçekleşecek.
Küba, Venezuela, belli ölçülerde Evo Morales dönemindeki Bolivya, ulusal sol ve millî demokratik devrimin örneğini verdiler. Küba ve Venezuela sosyalizme giden yolda yürümeye devem ediyor.
İspanyol ve Portekizli kolonicilere karşı direnişler Latin Amerika’nın yerli halkından geldi; ancak yüzyıllar içerisinde çoğalan ve gittikçe baskıcı olan tüm Avrupalı sömürücüler karşısında yine Avrupalı kurtarıcılar bağımsızlık ateşini yaktı.
Onlara Libertador (Özgürlükçü-Bağımsızlıkçı) deniyor. Ne ilginçtir ki Libertadorlar, Latin Amerika’ya göç eden Avrupalıların torunlarıdır; beyazdırlar, köken olarak Avrupalıdırlar; ama Latin Amerika için yaşadılar. Cirillo olarak adlandırılırlar (İspanyolların torunları olan. bağımsızlıktan yana elitler). Ataları İspanyoldur; ama yurtları Venezuela, Bolivya, Küba’dır… yurtları ve özgürlükleri için İspanyollara karşı savaşmayı tercih ettiler.
Burada iki tane Libertador’dan bahsedeceğim… Bir tanesi Venezuela’yı Panama’yı da içine alacak şekilde Kolombiya ile birleştirerek büyük Kolombiya amacıyla yaşayan Simón Bolívar, diğeri ise İspanyolların son kolonisi Küba’nın bağımsızlığı için savaşan ve sömürgecilikten emperyalizme geçiş aşamasına tanıklık eden, bu nedenle Latin Amerika’daki anti – emperyalist düşüncenin köklerini kişiliğinde barındıran José Martí…
Simón Bolívar
Bolívar’ın mücadelesini anlamak için Latin Amerika’nın son iki asırlık tarihine bakmak gerekir ki, bu sömürgeciliğe karşı halk ayaklanmalarından ve kraliyet tecrübelerine kadar uzanan bir dizi siyasal evrenin, sonunda Sanayi Devrimi’nin olgunlaştığı ve feodalizmin çöktüğü noktada buluşmasıyla kendi gerçek siyasal kimliğini bulmuştur.
Bolívar, esas olarak, köle sahibi, elit bir aileden gelmektedir. Plâtoncu bir perspektifle halkın iyi eğitim almış, bilge kişiler tarafından yönetilmesi gerektiğini savunmaktadır. Fakat sonrasında halka güvenmek ve halkın gücünü sömürgecilere yöneltmek doğrultusunda fikirleri gelişmiştir.
“Beni kaldırıp zayıf bir kuş gibi savuran devrimci fırtınanın değersiz bir oyuncağından başka bir şey olamadım, Fakat gerçek şu ki halkın gücünü yok edemem; bu gücü onun düşmanı olan İspanyollara karşı yönetmeye çalışacağım.”
Aydınlanma ve modernizmin takipçisi olmuş ve modern ulusal devletlerin izlediği yolu takip edip, bağımsız üniter devletler kurmak gerekliliğini savunmuştur.
Küba, Porto Riko’yla beraber Latin Amerika ve Karayipler’deki son İspanyol sömürgesiydi. Bu dönemde Libertadorlar büyük siyasal örgütlenmelerin liderleri olmaya başladılar.
José Martí ve Anti-Emperyalizm
José Martí bu tarihi dönüm noktasının lideridir ve bu niteliğiyle aslında günümüzü, özel olarak ülkemizdeki durumu, anlamak bakımından çok daha değerlidir; çünkü anti-emperyalizm köklerini onda bulabiliriz.
Meksika’da Diaz rejimine karşı köylü mücadelesi ve ABD’nin bu ülke üzerindeki etkinliği, Martí’nin siyasal pratiğini olgunlaştırdı. Guatemala ve Venezuela’ya doğrudan gerçekleştirilen ABD müdahalesi yeni tip sömürgeciliği kavraması açısından José Martí’ye önemli bir veri sunmuştu.
New York’ta geçirdiği 12 yıl, Kuzey Amerika’da yaratılmakta olan sistemi anlamasını ve bu yeni saldırganlığa karşı mücadelenin de eskisinden farklı olması gerektiğini sezmesini sağladı.
“Kuzey aç gözlü ve âdaletsizce davrandı. Herkesten daha iyi durumda bir halk yaratmak için sadece bir avuç zenginliği garanti altına aldı. Amerika’nın en özgür ve zengin halkları ABD’den uzak duranlardır. Henüz gerçek yüzü tanınmayan, aşağılayıcı ve korkunç komşumuz, bizim Amerikamız üzerindeki en yakın ve büyük tehlikedir: çünkü komşumuzun ziyaret günü yakındır.
Artık her gün ülkem adına hayatımı verme tehlikesi altındayım ve benim görevim Küba’nın bağımsızlığı için ABD’nin Antiller’e ve vatanımız üzerine yayılmasını engellemek ve onu daha güçsüz kılmaktır. Bugüne kadar yaptığım ve yapacaklarım bunun içindir. Canavarın içinde yaşadım ve onun muhteviyatını tanıyorum”
(José Martí, Nuestra América, La Revista IIustrada, New York, 1981)