1. Haberler
  2. Analiz
  3. Vekil güçlerden vekil devletlere: ABD’nin yeni Ortadoğu mimarisinin tehlikeli aşaması

Vekil güçlerden vekil devletlere: ABD’nin yeni Ortadoğu mimarisinin tehlikeli aşaması

featured

Muhsin Türkseven yazdı…

ABD’nin kâğıt üzerinde çizdiği planlarda çok sayıda boşluk bulunsa da, son Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde ( _(NSS)_ ifade edilen ana çerçevenin sahada adım adım hayata geçtiği görülüyor. Yani ayrıntılar muğlak olsa bile, ana plan işlemeye devam ediyor.

Bu plana göre artık bölge, ABD patronajında Türkiye, İsrail ve Suudi Arabistan’a emanet ediliyor. Esas mesele, bu üç aktörün birbirinin ayağına basmadan, mümkün olan en uyumlu şekilde ilerlemesi. ABD’nin gözetiminde atılan diplomatik ve askerî adımlar tam olarak bu dengeyi tesis etmeye dönük.

Ocak ayında Paris’te gerçekleşen iki kritik görüşmeyi bu çerçevede okumakta fayda var:

6 Ocak’taki İsrail–Şam teması ve 15 Ocak’ta Gazze barış planının ikinci aşamasına ilişkin görüşmeler. Bu temaslar, sahadaki gerilimlere rağmen ana istikametten bir sapma olmadığını gösteriyor.

Bu temaslar, sahadaki gerilimlere rağmen ana istikametten sapılmadığını gösteriyor. Ortaya çıkan tablo net: İsrail güvenliğini merkeze alan, İran-Rusya-Çin etkisini sınırlandırmayı amaçlayan Türk-Kürt-Arap ittifak siyaseti devam ediyor; tabii tüm aktörlerin ABD’nin çizdiği sınırlar içinde kalması şartıyla.

Ne yazık ki Türkiye’de de bu stratejiye uyumlu bir siyasal dizilişin inşâ süreci ilerliyor.

Son günlerde Suriye ve Türkiye sahasında yaşanan gerilimlere rağmen, ana doğrultudan vazgeçilmeyeceği anlaşılıyor. Görünürde Türkiye’nin operatif ve askerî saha üstünlüğü konuşuluyor; ancak “kazan-kazan” söylemiyle ilerleyen bu denklemde asıl kazanan ABD ve İsrail oluyor.

Bugün dillendirilen formül şu:

“PKK/SDG/YPG ve diğer tüm vekil güçler ortadan kalksın; ancak onların ABD ve müttefikleri himayesinde üstlendikleri misyonu bu kez Şam yönetimi devralsın. Böylece ABD’ye ve İsrail’e sorunsuz hizmet eden yeni bir düzen kurulsun.”

İşte bu, hem Türkiye hem de İran açısından son derece ciddi bir tehlikedir. Çünkü vekil aktörler tasfiye ediliyor gibi görünürken, gerçekte onların işlevi devletleşmiş ya da meşrulaştırılmış yeni yapılar üzerinden sürdürülmektedir.

Bu noktada kritik bir eşik aşılmıştır:

Vekil güçler dönemi kapanıyor, vekil devletler ve devletçikler dönemi başlıyor.

Bu, önceki dönemden çok daha tehlikelidir.

Zira artık geçici silahlı yapılar değil; kalıcı, sınırları ve kurumları olan, dış güce bağımlı siyasal yapılar devreye sokulmaktadır.

Avrupa kendi içinde parçalanmaktan kaçarken, üniter yapılarını güçlendirirken; Ortadoğu’da bunun tam tersi bir model dayatılıyor. Çok parçalı, çok dilli, çok etnikli ve dolayısıyla dış müdahaleye açık yapılar veya modeller teşvik ediliyor. Bu tablo, Sevr Anlaşması’nın güncellenmiş, milenyum versiyonundan başka bir şey değildir.

Medyada, gerek istihbarat gerekse dış politika alanında Türkiye’nin üstün bir başarı sergilediği yönünde yoğun bir anlatı dolaşıma sokuluyor. Oysa sahada inisiyatif alan, şartları belirleyen ve yön veren bir stratejik süreç yönetiminden söz etmek güç. Aksine, gelişmeler büyük ölçüde ABD’nin çizdiği plan istikametinde ilerledi ve Türkiye bu sürecin taşeronluğunu üstlenen bir konuma itildi.

Dikkat edilirse; ABD, İsrail, Şam yönetimi, YPG ve SDG arasında yürütülen masa başı müzakerelerde — ne Paris görüşmelerinde ne de Irak ve Şam merkezli temaslarda — Türkiye masada yer almadı. Fransa’nın dahi dâhil olduğu bu görüşmelerde Türkiye’nin bulunmaması, tablonun en çarpıcı göstergelerinden biridir.

Çünkü masa, karar alma yetkisi olanlar için değil, önceden belirlenmiş planın uygulanmasına onay verecek aktörler için kurulmuştu!

Türkiye doğrudan karar verici bir aktör olarak değil; “arka kapı” diplomasi trafiği, siyasi ve istihbarî temaslar yoluyla sürece sonradan razı edilen ve dışarıdan eklemlenen bir pozisyonda konumlandı. Yani ortada Türkiye’nin yönettiği bir inisiyatif değil, işletilen bir sürece uyum sağlama hali vardır.

Cumhur İttifakı liderleri Erdoğan ve Bahçeli’nin, fiilen dâhil oldukları bu ABD merkezli projeye yaklaşımında belirleyici olan temel saik; içeride giderek daralan politik manevra alanlarını genişletme ihtiyacıdır. Bu amaçla küresel yeni düzenin işlettiği sürece ortak olunduğu gerçeği artık kuşku götürmez. Aksine, bu beklenti zayıflamak bir yana daha da güçlenmiştir. Dolayısıyla ittifakı genişletme arayışının da gündemden düşmediği açıktır.

Ancak tüm bu gelişmelere rağmen unutulmaması gereken kritik bir gerçek var:

Suriye ve Türkiye için yazılan senaryo hâlâ kâğıt üzerindedir.

Türkiye’de “çözüm” adı altında sunulan ve bölgesel bir ittifaka payanda yapılan sürecin, Cumhur İttifakı açısından iktidarda kalmanın bir aracı olarak kurgulandığı artık açıkça ifşa olmuştur.

Hülasa

Gönül isterdi ki Türkiye, geçmişte olduğu gibi TSK gücüyle Kuzey Suriye’ye girip YPG’yi tamamen tasfiye etsin; kendi göbek bağını kendi kessin. Ancak şartlar değişti. O dönem bölgede Rusya vardı, CENTCOM bu denli yerleşik değildi. Bugün ise ABD’ye rağmen bu planın devreye sokulamaması, bizi mevcut tabloya getirdi.

Bilhassa son bir ay da yaşanılanlar stratejik açıdan bir başarı mı? Bunu zaman gösterecek.

Ancak artık tartışmasız bir gerçek var: Dünya, bölge ve Türkiye tarihî bir yol ayrımındadır. Emperyalist barbarlığa karşı insanlık, onurunu ve geleceğini savunmak zorundadır. Türkiye de bu mücadelenin dışında değildir. ABD ve müttefikleriyle birlikte hareket ederek ne bağımsızlık korunabilir ne de gerçek bir savunma hattı kurulabilir.

Bugün Suriye’de SDG entegrasyonu, ateşkes anlaşmaları ve sınır kapılarının Şam’a devri, Türkiye’nin yıllardır savunduğu “toprak bütünlüğü ve terörden arındırma” çizgisinin sahada karşılık bulduğunu gösterse de; zafer ilan etmek için erken davranmamalıyız.

ABD’nin, YPG/SDG adlandırmasından bağımsız biçimde, Suriye’de Kürtleri kapsayan ve henüz içeriği ile kurumsal çerçevesi tam olarak netleşmemiş bir adem-i merkeziyetçi yani özer bir yönetim modelini hayata geçirme ihtimali hâlâ mevcuttur. ABD bundan vazgeçmemiştir.

Unutmayalım: Emperyalizm yenilgiyi kabul etmez, yeni maskelerle geri döner.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!