Özgür Sancar yazdı…
Son dönemde çok fazla kayıp oldu… Edip Akbayram’ın ardından Volkan Konak da hayatını kaybetti.
Tarık Akan, Cem Karaca, Edip Akbayram, Volkan Konak… hepsi ortak bir mirasın temsilcileri oldular. Yüzü Türkiye’ye dönük, halk değerlerine bağlı, Anadolu gerçeğini bilen, eşitlik ve kardeşliğe inanan insanlardı. Paraya asla tamah etmediler. Atatürk ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıktılar. Memleket için emeklerini hiçbir koşul altında sakınmadılar. Volkan Konak, işini, her zaman olduğu gibi, en iyi yapmaya çalışırken, Gazi Magosa’da, konserde vefat etti. Ölüm kaçınılmaz son, ben de onun gibi son ana kadar işimi yapmayı dilerim.
MİLLÎ VE EMEKTEN YANA SANAT
Volkan Konak’ın ölümü, yaşam sonrası en değerli mirasın ne olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Emeğin gücüne dayanmak, paylaşmak, yurtsever olmak… kaybettiklerimizin ortak değerleri… Belki bundan ötürü insanın yüreği daha fazla burkuluyor, giden bu gerçek sanatçı ve düşünülerin ardından.
Onların temsil ettiği emekçiden yana millî anlayış, bugün Türkiye’nin en yakıcı ihtiyacı… memleket ve Cumhuriyet için alanlara çıkan gençler, yetişkinler, toplamda Türk halkı ulusal olma gerekliliğinin gerçeğe dönüşmesidir.
Ne diyordu Volkan Konak: ”Müziğimi, sözlerimi beğenmeyen ile arkadaşlık edebilirim, ama Atatürk’e karşı olan ile arkadaş olamam…” Tarık Akan, Atatürk ve Cumhuriyet çizgisinden hiç ayrılmadı, özü sözü bir insandı. Edip Akbayram, her vesile ile yüzümüzü Anadolu ve Anadolu insanının derin, zengin kültürüne dönmemiz gerektiğini söyledi.
Cem Karaca, ”Ben memleketin sesi oldum” derken Türk halkının duyuş ve isteklerini dile getiriyordu.
Sanatsal üretimleri millî ve halktan yanaydı… tam da bu özellikleri ile evrenselleşiyorlardı.
RAFİNE BİR MÜZİK AKIMI, ”ÇAĞINI BİL, ÇAĞINA YAKIŞ, GÜZELLİKLERLE YARIŞ”
Anadolu Pop/Rock müzikte ulusallığa erişmenin en rafine biçimini temsil ediyor ve hâlâ önemli bir müzik akımı olarak Türkiye’nin sanat ve müzik gündemindeki yadsınamaz yerini koruyor.
Cahit Berkay, Cem Karaca’yla ilgili bir anısını anlatıyor: “Cem bir gün sabaha karşı eve döner. Bir bakıyor ev bomboş. O zamanki karısı bütün eşyaları alıp gitmiş. Haberi alır almaz, atladım gittim yanına; bomboş evde, kırık sandalyede oturuyor. Kim olsa ağız dolusu küfrü basardı, ama o ‘Arsen Lüpen* gibi hatunmuş, gayrisi kalmış menkul olan her şeyi almış gitmiş Cahit. Allahtan ev prefabrik değil, yoksa onu da götürürmüş.”
Cem Karaca en zor anlarda bile gülmeyi, güldürmeyi başaran bir karaktere sahipmiş.
Muhtemeldir ki insanı seviyor olmasından ileri geliyor bu özelliği… İnsanı seven, yaşamı da sever. Emeğe inanır.
ANADOLU EZGİLERİ, BATI FORMU
Cem Karaca müzik tarihimizde Anadolu Rock/Pop akımının en önemli kahramanlarındandır. Genel itibariyle Anadolu ezgilerini, batı formunda yorumlayan bir müzik tarzı. Bireysel temaları olduğu kadar toplumsal olanı da işleyen bu özgün müzik tarzının içerisinde Cem Karaca’nın çok özel bir yeri vardır.
Başta Karacaoğlan olmak üzere Anadolu’nun zengin halk şiir geleneğini müziğine sığdırmayı başarmış; bir kısa öyküde ya da novella** da anlatamayacağınız bir hikâyeyi tek bir şarkıda mükemmel ölçülerde anlatmıştır. Toplumcu şairler Nazım Hikmet ve Ahmet Arif’in şiirlerinden şarkılar yapmış, müzikal zenginliğini, çoğu zaman çoşkun bir ritimle buluşturmuştur.
Bana göre Cem Karaca’nın asıl başarısı sarsıcı tasvir yeteneğinden kaynaklanıyor.
Çok iyi bir anlatıcı olması onu farklı ve başarılı kılıyor.
OLAĞANÜSTÜ TASVİR GÜCÜ, TAMİRCİ ÇIRAĞI
Ülkenin toplumsal gerçeğini, köy ve şehirde yaşayanı, sınıfı-sınıf bilincini, umudu, özlemi ve yaşamın güzelliğini anlattı şarkılarında ve her zaman bir mesajı oldu.
“Tamirci Çırağı”, taze umutların barındırıldığı 1970’li yılların heyecanlı gencini anlatır.
“Gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar
Ümit Gönlümün ekmeği umar ha umar umar…”
Tamirci çırağı, cildi parlak kağıt kaplı bir kitapta okumuştu, benzer bir hikâyeyi… zengin kız ne olmuş nasıl olmuşsa âşık olmuştu benzer bir durumda. Fakat avucunun nasırlarını gizlemeye çalışmak ve saçlarını taramaktan başka bir şey yapamazdı Tamirci Çırağı. Olsun… yine de umutla bekledi ojeli tırnaklı kızın tamirhaneye gelmesini
“Durdu zaman durdu, durdu dünya, girdi içeri kapıdan
Öylece bakakaldım, gözümü ayırmadan…
Arabanın kapısını açtım, girsin içeri, kalktı hilal kaşları
Sordu, ‘kim bu serseri?’… Çekte gitti arabayla, egzozuna boğuldum
Gözümde tomurcuk yaşlar, ağır ağır doğruldum…”
Sonra ustası geldi ve sırtına vurdu, “İşçisin sen işçi kal! ‘Giy’ dedi tulumları” Unutmak gerekti cildi parlak kağıt kaplı romanların anlattığını. Gerçek başkaydı ve acımasızdı; ustası göstermişti tamirci çırağına kendi toplumsal gerçeğini ve yapması gerekeni…
Olağanüstü bir tasvir gücüyle karşılaşıyoruz Tamirci Çırağında; bu şarkı sizi imgeleminizde kendiliğinden canlanan bir film setine götürüyor sanki; bir şarkıdan çok daha fazlası; film izler gibi ya da mükemmel bir tiyatro sahnesi…
DÖNEMİN PANORAMASI
… çırak kişisel bir hayal kırıklığının öznesi değil; fakat toplumsal gerçekliği sembolize eden bir karakter; ustası da onun bilinci… onu mücadeleye davet eden bir bilinç…
Cem Karaca memleketin durumunu anlattı; ne yaşadıysa ne gördüyse onu… “Kâhya Yahya”, “Tamirci Çırağından” farklı olarak, 1980 darbesinden kaynaklanan pesimist (karamsar) havayı yansıtır.
Diskoteğe gelen kıza bakarken, kendine “dur” diyen Yahya’nın umutsuzluğunu hissederiz bu sözlerde:
“Dur be oğlum Kâhya Yahya, Gel haddini bil
Sen kâhyasın kâhya gibi, Kâhyalığını bil…”
HAYATIN GERÇEK ZENGİNLİĞİ
Fakat umudu ve yaşam heyecanını bulduğumuz “Oğlum’a” ve “Bu Son Olsun” da hayatın gerçek amacının ne olduğunu da öğreniriz. Emeği, paylaşmayı, sevmeyi, doğayı ve özgürlüğü yeniden keşfederiz.
“İşte ağaç işte deniz işte toprak işte hayat budur oğlum
İşte eller işte emek işte ekmek işte hayat budur oğlum”
Hayat üretmektir, sevmektir, emektir, emeğin gücüne inanmaktır. Çağını anlamak, çağına yakışmaktır. Başı dik yürümek, aklına ve yüreğine güvenmektir.
Cem Karaca’nın müziği bize, aynı zamanda, hayatın gerçek zenginliğini anlatıyor.
Bugün sen çok gençsin yavrum
Hayat ümit neşe dolu
Mutlu günler vaad ediyor
Sana yıllar ömür boyu
Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son
(Bu Son Olsun)
*Fransız edebiyatında roman karakteri. “Kibar hırsız”
**Kısa roman
Valla adeta Yaradan temiz adamları kadınları yanına bilerek alıyor,onlara diyor ki ben birazdan belalarını yağdıracağım siz kirlenmeyesiniz.Çekeceğimiz var.Bunlar girizgah!Mustafa Kemal’e nankörlük yapan yığına Allah bela vermez de ne verir!!!