1. Haberler
  2. Analiz
  3. Yabancılaşma, vatansız entelijansiya ve medya 

Yabancılaşma, vatansız entelijansiya ve medya 

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

Yabancılaşma kavramının günümüz toplumsal sorunlarını anlamak bakımından kudretli bir açıklama potansiyelini sahip olduğunu düşünüyorum. Yabancılaşma teorisi insanın kendi özüne, bedeni ve ruhuna, yaptığı işe yabancı durumuna gelmesinin nedenlerini araştırır ve bunu sistemli bir sonuca ulaştırır.

SINIFLI TOPLUMLAR, ÜRETMEYENİN ÜRÜN ÜZERİNDEKİ EGEMENLİĞİ

Karl Marx, üretim ile ortaya çıkan ürünlerin üreticiye ait olmadığı gerçeğinden yola çıkarak, üretilenler kimin sorusunu sorar. Sorunun cevabı hayatın farklı alanlarına yansıyan katı yabancılaşmanın temeli olan, sınıflı toplumlardaki üretim ilişkisinde saklıdır.

”Tanrılar değil, doğa değil, yalnızca insanın kendisi, insan üzerindeki yabancı kudret olabilir. Böylece insan, üretemeyenlerin üretim ve ürün üzerindeki hâkimiyetini yaratmıştır.” – Pariser Manuskripte, Karl Marx

Köleci ve feodal toplumlarda, zorla çalıştırılan köle ya da ağa, derebeyi, aşiret reisi, şıh ve şeyhin müridi, marabası olan köylü, ”bize iş verdi” diye kendisini sömürenlere minnettar olur; oysa işi yapan ve üreten kendisidir; temelde ağa köylünün emeğine mecburdur. Kendi gerçeğini göremeyen feodal düzen köylüsü, insanın kendine yabancılaşmasının yalın bir örneğini oluşturur.

EKONOMİK ZOR, İNSANIN DOĞASINA YABANCILAŞMASI

Kapitalist-emperyalist dönemde ise ekonomik zor vardır. İnsan teorik olarak özgürdür, ancak hayatta kalmak için onu kapitalist sömürü usullerinde çalışmaya zorlayan bir ekonomik sistemle karşı karşıyadır. Ürettiği şey ona ait değildir; ürünü üretmeyen, parası olan alır gider. Boyadığı ya da mekaniğini yaptığı arabanın arkasından sadece bakar, arabaya sahip olmaz. Bu türden yabancılaşma insanı otomatikleştirir; artık standarda bağlı bir makine gibi ya da bir robot misali, duygudan arınmış bir biçimde, yapar işini; böylece kendi gerçeği ve doğasına yabancılaşmaya başlar.

ULUSA YABANCI VATANSIZLAR

Soğuk Savaş sonrası yaygınlaşan neo-liberal akım ile geçmişte ”moda diye” solcu olan, kendini sosyalist kampta tanımlayan entelijensiya ise kendi toplumuna ve vatana yabancılaşmanın özgün örneğini oluşturur. Bu türden entelijensiya, ”aydın” devşirme niteliğindedir; geneli soldan devşirilmiştir. Reel siyasette, liberal tezlerle merkezde konumlananlarla aynı gruptadırlar.

Topluma yabancılaşmak, ulusa, ülke insanına yabancılaşmaktır. Vatan ve ulus gerçeğine sürekli dudak kıvıran, halkı hor gören anlayış ve söylemleri karakteristik özellikleridir.

Babası bir vatansızlık ”edebiyatçısı” olan, Ergenekon kumpaslarının medya bölümünde etkin rol oynayan şahsiyet, ”Vatan nedir ki… Ben vatanı bir kiraz ağacına ve kadın memesine satarım” diyerek vatan ve millet düşmanlığı zehrinin içine nasıl işlediğini göstermiştir.

Bu vatansızların tarihinde bulamayacağınız değer emek, eşitlik, vatan ve ulustur. Her birine düşmandırlar.

MEDYA, KENDİ TÜRÜNE YABANCILAŞANLAR

Nâmık Kemâl 150 yıl önce ”vatansızlar ailesini” sarih ifadelerle tanımlamış; vatansızlığı savunan, topluma, hatta kendine yabancılaşan sahte “aydın” tipinin anlamadığı, anlayamayacağı gerçeği dile getirmiştir.

“İnsan vatanını sever; çünkü hürriyeti, rahatı, hakkı, menfaati vatan sayesinde kaimdir.” (İbret gazetesi) – Nâmık Kemâl

Hukukun pratikte özel mülkiyet gibi kullanıldığı günümüz koşullarında, zorlama yöntemlerle suç isnat edilerek hapse atılan gazeteci siyasetçi ve pek çok insanın arkasından gülenler, yabancılaşmanın kendi türüne yönelik olanını gösterir.

Gazetecilerin gözaltına alındığı haberini, daha yayın bitmeden gayri ahlâkî hareketle bireysel sevinç gösterisine dönüştüren ”sözde haberci” ile gazetecilik faaliyeti nedeniyle hakkında tutuklama talep edilen meslektaşına, yayında ”o da öyle yapmasaydı” diyerek akıl vermeye cüret eden sözde ”gazeteci”, insanın insanlığa nasıl yabancılaştığını görmemiz için yeterlidir.

ÇÖZÜM ÜZERİNDE DÜŞÜNMEK

Kapitalizmi aşma kaygısı taşıyan birçok politikacı ve sosyal bilimci yabancılaşma sorununu ortadan kaldıracak çözümü üretmişti.  Yabancılaşma teorileri sadece sorun tespit etme ve bunu sonuca bağlama çalışmalarını içermez; fakat bundan daha fazla olarak çözüm odaklıdır ve çözüm üzerinde düşünür.

ROBOTLAŞMAK

İnsanın, ürettiği emek ürünleri/metaların yarattığı egemen bir dünyada gittikçe kendi benliğinden kopmasıyla başlayan yabancılaşma süreci, üretilenin egemenliği üzerine inşa edilen düzenin içerisinde kaybolmasıyla sonuçlanır.

Artık kişi kendi sorunlarına yabancıdır. Bunların farkında bile değildir. Kendi özünü ve toplumsal amaçlarını unutmuştur. Yapabileceklerinin farkında değildir.  Dünyanın böyle gelip, böyle gideceğine inandırılmıştır. Kendini ve insanlığını geliştirmek gibi bir düşünceye sahip değildir. Yaptığı işi de robot gibi yapmaktadır. Anlam sadece tüketmek ve yeni tüketim olanaklarına sahip olmaktan ibarettir; fakat hiçbir zaman kazanan olamamaktadır, dahası bunun farkında değildir.

Ezilmektedir. Fordist tarz üretimde bir robotlaşmadır, hissetmeden yapmaktır. Artık beden ve zihin otomatikleşmiştir. İşi bir robot gibi yapmaktadır.

FRANZ KAFKA

Franz Kafka’nın insanlığın kapitalizme birlikte içine düştüğü yabancılaşma sürecini edebi anlamda en iyi anlatan yazar olduğuna inanılır. Dönemi itibariyle çokça eleştiriye maruz kalsa bile, değişik karakterlerle kitaplarına taşıdığı kendi dünyası bize yabancılaşmanın nasıl işlediğini anlatır.

“Dönüşüm”de memuriyetin yarattığı ezici baskı ve rutinleşme, Gregor Samsa’yı bir sabah kalktığında yerde ters yatan bir böceğe dönüştürür. İnsanın yabancılaşma nedeniyle kendi benliği ve özünden kopuşu, metaforik olarak hiç bu kadar iyi anlatılmamıştı.

Gabriel Garcia Marquez, Dönüşüm için “Neredeyse ilk cümlede yataktan düşüyordum” derken, Elias Kanetti, Kafka’nın, kendi yazdığı bu öyküyü hiçbir zaman aşamayacağını; çünkü Dönüşüm’ü aşabilecek bir şeyin olmadığını söyler.

PESİMİZM

“Babaya Mektuplar” öyküsü ise kendi öz yaşamından derin izler taşımakla birlikte, baba oğul çatışmasından yola çıkarak burjuva toplumlarını belirleyen güçlü güçsüz kavramlarını irdeler. Bu da aslında yabancılaşmanın insan ilişkilerine yansımasıdır.

Dava ve ölümünden iki yıl sonra Max Brod tarafından tamamlanan Şato da dahil olmak üzere, Kafka kendini ve eserlerini karamsar havadan bir türlü kurtaramamıştır.

Ezen ezilen ilişkisini ve bu temelden kaynaklanan yabancılaşma sorununu mükemmele yakın tasvir etmiştir; ne var ki bunları aşılamaz bir sorun olarak görmekten kaçamamıştır.
Fazlasıyla pesimisttir; bu özelliği tüm kitaplarında sayfalar ilerledikçe daha boğucu bir hâl alıyor. İnsan sıkılıyor.

ÖZGÜRLEŞMEK

Oysa sorunu gören, çözümü de gösterir. Bugünkü Türkiye gerçeğine ışık tutacak biçimde söylemek gerekiyor: sorunlar ne kadar ağır olursa olsun, nefes aldığımız sürece umut vardır.

Umutlu kalmak ve güçlü olmak özgürleşmeye giden biricik yoldur. 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!