Atilla: ‘Yargıda Hakyolcu diye bir grup var, bunların astığı astık kestiği kestik’ deniyor

Gazeteci Toygun Atilla, son zamanlarda 'Hakyolcu' diye bir grubun yargıya nüfuz ettiğine dikkat çekerek, ‘Yarın ete kemiğe bürünmüş bir şekilde nasıl karşımıza çıkacaklar? Bu grupların bugün veya yarın birilerine kumpas kurmayacağının garantisi ne?' diye sordu.

Atilla: ‘Yargıda Hakyolcu diye bir grup var, bunların astığı astık kestiği kestik’ deniyor

GAMZE ÇINLAR / Veryansın Tv

Gazeteci Toygun Atilla, çok konuşulan kitabı İFŞA’yı çıkaralı 4 ay oldu. FETÖ gerçeğini farklı hikayelerden yola çıkarak en yalın haliyle okura sunan kitap ülkede büyük yankı uyandırdı. Özellikle FETÖ’yle mücadele konusunda adeta bir başucu kitabı olma niteliği taşıyan İFŞA şu ana kadar 7’inci baskısını yaptı.

Toygun Atilla ile kitabı İFŞA’yı ve ülkede FETÖ ile mücadele konusunda gelinen son noktayı masaya yatırdık.

Kitabın çok konuşuldu. İnsanların neden bu kadar ilgisini çekti sence?

Hakikat, samimiyet ve vicdan… Bu kitabın bu 3 temel ayak üzerinden okuyucu ile buluştuğunu düşünüyorum. Türk okuru belki şu anda gazetelere, medyaya güvenmiyor ama hala güvenecek gazeteciler arıyor ve hala gazetecilere güveniyor, güvenmek istiyor.  Eğilmemiş, bükülmemiş hakikatın arayışı içinde bir okur kitlesi var. Siz de yazar olarak ciddi bir araştırma yapıp derdinizin sadece gerçek olduğunu anlatırsanız okurla bir noktada buluşabiliyorsunuz. İFŞA’nın da geniş kitlelerle buluşması bu sayede oldu. İFŞA’nın gücü yazarının popülaritesinden kaynaklı olmaktan ziyade,  içinde barındırdığı bilgilerden, araştırmacı gazetecilik örneklerinden ve samimiyetinde gizli. O da kitaba bu anlamda gerçek bir okur kitlesi getirdi ve bu son derece mutluluk verici.

‘BAŞLANGIÇTA SUÇ MAHALLİNE GİTTİM’

Ben, insanın ve insana dair hikayelerin önemli olduğunu düşünüyorum. Sayı, rakam, aldığı ceza, gözaltılar falan değil. Her olayda bir insan hikayesi var. O hikayeleri günlük koşturmaca içinde es geçiyoruz. İFŞA’yı farklı kılan özelliklerinden biri de bu. Hergün karşımıza belge, sayı veya herhangi bir kriminal vaka gibi çıkan olaylardaki insanların üzerinden olayları sorguladım, bir bütünü anlatmaya çalıştım.

Gazeteci Toygun Atilla’nın Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan İfşa kitabı 7’inci baskısını yaptı.

İlk başlangıçta olay yerine gittim. Olay yeri neresi? Burdur.  Parça parça olaylardan, insanlardan ve onların hikayelerden giderek bir roman gibi kurgulayarak bir bütün resmi gözler önüne sürmek istedim. Sanırım bunda da başarılı olduk.

Kitabın kahramanlarından biri de gazeteci Mehmet Bozkurt. Senin de benim de arkadaşım. Mehmet Bozkurt’u Türkiye’de tanıyan bir Allah’ın kulu yok. Hakkında açılan sıradan bir basın davasından kendini ülkeye kahraman olarak pazarlayan gazeteciler var Türkiye’de… Ama Mehmet Bozkurt’u tanıyan bir Allah’ın kulu yok.  Hem ‘Ergenekoncu’ ilan etmişler, hem ‘FETÖ’cü’ demişler. Adamın başına gelmeyen kalmamış. Mehmet’in hikayesinde sadece kendi hikayesi yok. Mehmet’in hikayesinde Türkiye’deki hukuk sistemi var, Mehmet’in hikayesinde medya dünyası var, Mehmet’in hikayesinde hepimiz varız.

Kişileri yargılayan bir dil kullanmamaya özen göstermişsin… Neyi göstermeye çalıştın?

FETÖ’cülerin bu ülkeye verdiği zararı, kurdukları kumpasları yıllardır yazan ve bunları anlatan bir gazeteciyim. Buna rağmen,  yargılayan bir üslupla yazmadım kitabı. Bu insanlar nasıl FETÖ’cü oldu, sistem mi bunları FETÖ’cü yaptı? İnsan hikayelerinden girdiğin zaman bunu sorgulama şansına sahip oluyorsun. Yunus Dolar’ın hikayesiyle aslında Türkiye’de herkesin FETÖ’cü olabileceğini, yani sistemi gösteriyorsun. İnsanların biraz da işe bu boyutu ile bakmasını istedim. Türkiye’de herhangi bir örgüt, tarikat, cemaat mensubu olmanın aslında ne kadar sıradan olabileceğini anlattım. Toplum biraz da bu örgütlerin, cemaatlerin bu topraklarda nasıl yeşerdiğine kafa yorsun istedim.

Kitabında FETÖ’nün MİT’e yerleştirdiği İdris Karagöz’ün de hikayesini anlatıyorsun. Bu kişinin yargılandığı dava geçen aylarda karara bağlandı ve mahkemeye göre İdris Karagöz ‘casus’ değilmiş, sadece örgüt üyesiymiş. Bu kararı nasıl yorumluyorsun?

MİT hikayesi tamamen ilk kez olan bir şey. İdris Karagöz, Hakan Fidan’ın özel kalem müdürlüğünü yapmış bir isim. Onun kardeşi Volkan Karagöz de Bern Büyükelçiliği Geçici Maslahatgüzarı. Hikayesi kitapta geniş anlatılmış zaten. Süreç ne gösterdi, İdris Karagöz’ün casusluk suçundan beraat etmesi.

Eğer biz kitapta İdris Karagöz’ün hikayesini yazmamış olsaydık, bugün Türkiye İdris Karagöz’ün neden casusluk suçundan ceza almadığını tartışmayacaktı. Bu kişi beraat etmiş olacaktı ve kimse de duymayacaktı.

Yargılamalar sürüyor ama yazılan bir haber yoktu ortada. Muhabirler kitapta yazıldıktan sonra gittiler duruşmaya ve haber yaptılar. Bu sayede insanlar gidişattan da haberdar oldu.

‘MİT’TEKİ FETÖ’CÜNÜN AJANLIĞI BELGELENEMİYORSA VAH HALİMİZE’

FETÖ MİT’e adam sokmak için Çince öğrensin diye Çin’e adam götürmüş. FETÖ diye bir örgüt bu kadar planlı bir şekilde ülkenin istihbarat örgütüne adam sokuyorsa oradaki adamın MİT’te yapacağı iş casusluktan başka bir şey olamaz ki.

Peki bu kişi nasıl beraat ediyor? Mahkeme şunu diyebilir; ‘bu soruşturmayı yürütenler casuslukla ilgili bir delil elde edemedi’. O zaman da soruşturmaların ne kadar kötü yürütüldüğünü gösterir. MİT’te çalışan bir FETÖ’cünün ajanlık yaptığını belgeleyemeyecek kadar kötü bir soruşturma yürütmüşseniz zaten vah halimize. Ha onlar delilleri ortaya koymuşsa, yargı buna gereken cezayı vermemişse o daha da vahim. İki sonuç çıkıyor. Çıkan sonuçların her ikisi de bir birinden vahim.  Türkiye’nin bunu tartışması gerekiyor. Yeterince tartışılmadı. İki gün konuşuldu, yazıldı ve bitti.

Ergenekon davasında ‘delil yetersizliğinden’ verilen beraat kararlarına ne diyorsun?

Ergenekon davasında verilen yargı kararlarıyla bugün İdris Karagöz hakkında verilen kararı yan yana koyduğunuzda Türkiye’nin önümüzdeki süreçte başının ne kadar belaya girmeye hazır olduğunu görürsünüz.

Bir tarafta ‘casusluktan’ yargılanan adamı beraat ettiriyorsun, diğer taraftan kumpasla yargılanmış adamı ‘delil elde edilemediği’ için beraat ettiriyorsun. Bu hâlâ FETÖ’cülerin, liberallerin, emperyalistlerin veya adını ne koyuyorsan; yürüyen bir süreç olduğunu gösteriyor. Burada hâlâ geçmemiş bir tehlike var.

İzmir Askeri Casusluk davasında kumpasçı polislerin yargılandığı davada da ilginç bir karar çıktı. ‘Örgüt üyeliği’nden ve ‘görevi kötüye kullanma’ suçlarından cezalar verildi, kumpas yok sayıldı. Bu da aynı şekilde değerlendirilebilir mi?

Bu yüzde yüz aynı şey. Tahliye olan FETÖ’cüleri, soruşturmalardan muaf tutulanları, örgüt adına bir çok suç işlemelerine rağmen sadece örgüt üyeliğinden ceza alanları bir yere,  İzmir Casusluk, Ergenekon kararı, Fenerbahçe’nin Yargıtay kararını hâlâ beklemesini bir kenara koy… O zaman ortada bir terslik var yani. Halen demek ki mevcut sistemde kürekleri onların lehine çeken birileri var.

‘TÜRK HALKININ BAMTELİNİ İYİ KAVRAMIŞLAR’

Konuşurken kanıksanmış geliyor bize ama MİT içine yerleştirilmiş bir örgüt elemanının casus olduğu kanıtlanamıyorsa dükkanı kapat. Hakikaten hakim ceza verememiş olabilir, çünkü delil yoktur. Ama İzmir Askeri Casusluk davasında delil yok muydu? Orada polisin delil yerleştirdiği kameralarda var, bizzat yayınladık. Şimdi Türkiye bunu gündem bile yapmadı. O polislere neden bu cezalar verildiğini senin o dönem Aydınlık gazetesinde çalıştığında yazdığın bir gazete haberinin dışında veya üç köşe yazısından başka bir şey bulamazsın. Diğerlerinde de öyle. Kamuoyu gücü hâlâ FETÖ’cülerde ve onların akıl verdiği insanların yönetmesiyle oluyor. Daha önce ‘Fuat Avni’ benzeri hesaplarla kamuoyu belirleniyordu. Türk halkının bamtelini iyi kavramış bir istihbarat örgütüyle karşı karşıyayız. Atatürkçü hesap açıp oradan üç tane hükümet eleştirisiyle topluma yön veriyorlar.

FETÖ’den cezaevinde bulunan Mümtazer Türköne, Ruşen Çakır’a verdiği söyleşide “Gücü bugün elinde bulunduranlar vakit geçirmeden yeni bir başlangıç yaparlarsa kendilerini de emniyete alırlar” dedi. Beraat edeceklerini, kendilerinden özür dileneceğini ve tazminatlar ödeneceğini söyledi. Ayrıca firari FETÖ’cüler de sosyal medya hesaplarından tehditvari paylaşımlar yapıyorlar. Sence bu cesareti nereden buluyorlar?

Onlar da ortaya çıkan resme bakıyorlar. Sistemi olmayan bir mücadele çökmeye mahkûm. Siz kişilere bağlı olarak bir mücadele yürütürseniz bu mücadele yürümez. Ben bunu Türk Milli Futbol Takımı’na benzetiyorum. Sistemi yok. O gün Arda Turan günündeyse iyi oynar, çalımlar gol atar. Burada da işte üç tane vatansever yargıç, polis iyi operasyon yapar soruşturma yürütürse FETÖ’cüler içeri tıkılır. Ama sağlıklı bir sistem yok. Sistem olmayınca da onlarda özgüven patlamasına neden oluyor. En sonunda bunların lehine bir tablo çıkacağını görüyorlar. Ben de öyle görüyorum.

‘DÜŞMANINA BENZEMEYECEKSİN’

Düşmanını tanımadan savaşamazsın. Düşmanı düşmanın diliyle anlatmak çok tehlikeli bir iş. Bu ve benzeri süreçlerde ben öyle hatalar da görüyorum. Düşmanına benzemeyeceksin. Her zaman adil toplum, vicdan senin pusulan olacak. Onun dışına gazeteci, savcı, yazar olarak çıkarsan hata edersin. Biz hepimiz kendi ahlâkımızdan sorumluyuz. Kendine düşmanın ahlâkıyla davranmayacaksın. Kendi rotan da pusulan da belli. Vicdan, hakikat.

Bu hatalar yapılıyor. Onun için Mümtazer Türköneler de konuşuyor işte. Mesela Mümtazer Türköne ile İdris Karagöz’ün alacağı ceza aynı mı olmalı? İkisi de örgüt üyeliğinden ceza alıyor.

‘VİTRİNE KOYDUĞUNUZ KİŞİLERLE TOPLUMA FETÖ’YÜ NASIL ANLATACAKSINIZ?’

Hata o kadar çok ki. Bundan beş sene önce FETÖ’ye methiyeler düzen gazeteci yazarlar, şimdi FETÖ’nün ne kadar kötü bir örgüt olduğunu anlatıyorlar insanlara. Buna bir toplum inanır mı? İnsanlar bu kadar aptal mı? Bari o insanlarla kamuoyuna bu örgütü anlatmayın.

Ters mi tepiyor?

Ters teptiği için inanmıyor insanlar. Düşün Meclis’te komisyon kuruyorsunuz başına Reşat Petek’i getiriyorsunuz. Şimdi kim inanacak o soruşturmaya? Zaten o soruşturmadan sonra da ortadan kayboldu.

İsim veriyorum. Hayati Yazıcı, Deniz Baykal kasedi kumpasındaki rolü belli. İddianameyi açın okuyun. Eski bakanlardan Sadullah Ergin. Bütün kumpas sürecindeki rolü belli. Hüseyin Çelik eski TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin (daha sonradan Samsun Valisi oldu), Bülent Arınç… Şimdi bu kişileri vitrine koyduğunuz sürece siz bu topluma FETÖ ile mücadeleyi nasıl anlatabilirsiniz?

AKP’nin kendi eliyle içindeki FETÖ’cüleri ifşa etmesi iktidarını güçlendirir miydi ?

Evet güçlendirirdi.

FETÖ benzeri yeni oluşumlar olduğu iddialarına ne diyorsun?

Yeni oluşumlar falan yok. Tarikatlar, bunların hepsi çok eskiden beri var. Türkiye şu an yeni keşfediyor gibi gözüküyor Menzilcileri vs. ama hep vardılar.

‘YARGIDA HAKYOLCU DİYE BİR GRUP VAR’

‘Hiçbir suç bir gecede olmaz, bir sürecin sonucudur. Eylemleri gördüğümüz zaman biz fark ederiz’ diyorum kitabın önsözünde… Menzilcilerle ilgili ne görüyoruz? Sağlık Bakanlığı’ndaki yapılanmalarından bahsediliyor. Ekonomik bir güç haline geldiklerini görüyorsun. İsmailağa’da da, Süleymancılar’da da benzer şeyler görüyorsun. Bunların devlete sızan kadrolarının çok üst düzeyde, FETÖ’cülerde olduğu gibi olduğunu düşünmüyorum ama varlıkları da inkâr edilemez düzeyde.

Fakat yargıda ‘Hakyolcu’ diye bir grup var diyorlar mesela, bunların astığı astık kestiği kestik diye nitelendiriliyor. Bazı şeylerin şu’yuu vukuundan beterdir. Bunlar şu anda her yerde konuşuluyor. Peki yarın ete kemiğe bürünmüş bir şekilde nasıl karşımıza çıkacaklar? Peki yargıya nüfuz eden bu grupların bugün veya yarın birilerine kumpas kurmayacağının garantisi ne?.

Kitabında ‘cezaevindeki FETÖ’cülerin rehabilite edilmesi gerektiğini’ söylüyorsun. Örgüt üyeliğinden ceza alanlar yakında çıkacak ve tekrar topluma karışacak, nasıl olacak?

Bir kedinin kuyruğuyla oynaması gibi olacak. Türkiye için istenen model bu. Hep birşeylerle uğraşsın, üretemesin, olduğu yerde saysın. Normal bir ülkede bu konunun ders kitabı yapılması lazım, polis okullarında okutulması lazım. Ama biz rehabilitasyon konusunu daha tartışamadık devlette, bürokraside. Çıkacaklar ve senin başına bela olacaklar. Hâlâ öyle şeyler dönüyor ki..

‘HİMMET VEREN ADAMI BELEDİYE BAŞKAN ADAYI YAPARSANIZ…’

Siz FETÖ’ye himmet veren adamı belediye başkan adayı olarak koyarsanız AK Parti’de, mücadeleye inandırıcılığınızı anlatamazsınız. Özhaseki, himmet bağışı yapan kişi diye geçiyor ifadelerde.

Yani kriteriniz ne? Kamuoyunun bunu bilmeye hakkı var. Soruşturmayı yapan adamlar bile bilmiyor.

‘BİR FIRSAT VARDI ONU DA KAÇIRDIK’

FETÖ’yle mücadelede nereden geliyoruz nereye gidiyoruz. Kitapta öyle geçiyor. Herşey o 14 kişiyle başlıyor. O 14 kişi de yurtdışında, bence aynı yerdeyiz. Türkiye için bir fırsattı, o fırsatı kaçırdık. 1993’te de fırsat vardı o zaman da kaçırdık, 15 Temmuz’dan sonra da bir fırsat vardı onu da kaçırdık.

Oluşan olumsuzlukları konuşmamız da FETÖ’cülerin işine yarıyor aslında ama gerçeği konuşmak zorundayız. O kadar gerçekçi konuşuyorum ki bir taraftan bunu da söylüyorum. Bunlar olumsuzluklardan da beslenen insanlar. Ne kadar kaotik bir hal alırsa, bunların o kadar işine geliyor. Ama sen kendi elinle yapıyorsun bunu. Veya hâlâ senin kendi bünyende olan FETÖ’cüleri ayıklamıyorsun. Partiden ayrıldıktan sonra bunların FETÖ’cü olduklarını insanlara nasıl inandıracaksınız?

‘MUHALEFET FETÖ SORUŞTURMALARINI SAVSAKLIYOR’

Ben muhalefetin de doğru davrandığını düşünmüyorum. Onlar da siyasi mücadele uğruna FETÖ gerçeğini halka doğru düzgün anlatamıyorlar. Sadece siyaset üzerinden bir FETÖ kavgası yürüyor. Ama bilerek veya bilmeyerek FETÖ’yü anlatmamalarından, iyi anlatamamalarından dolayı, siyasi eleştiri düzeyinde tutmalarından dolayı yanlış yaptıklarını, FETÖ soruşturmalarını savsakladıklarını düşünüyorum.

Mağduriyetlerin dile getirilmesinde bir sıkıntı mı var?

Orada ince bir çizgi var. FETÖ’nün ne kadar tehlikeli olduğu için anlatmıyor ki… En önemsediğim şey şu, Türkiye’de hâlâ bu FETÖ benzeri yapılanmaların hangi zeminde nasıl şartlarda oluşturulup bunun oluşmaması için ne yapmamız gerektiği konusunda bir adım atamamış durumdayız.

Ne yapılması gerekir?

Kitapta çalışırken gördüm ki eğitim ve maddi durumun yetersizliği bu tip örgütlerin yoğunlaşması için en büyük zemin. Biz hâlâ eğitimde, ekonomide çok ciddi sorunlar yaşıyoruz. Üreten bir toplum olamıyoruz. Bu zemin hâlâ duruyor. Böyle bir zeminin varsa bu bataklıkta bunlar hâlâ yetişir. Bu bataklığın kuruması için de bir mücadele yok. Çocuğunu ya özel okula gönderiyorsun ya imam hatibe. Kars’tan okumaya gelen gariban çiftçi Ahmet’in oğlu örgütle tanışıyor. Ne kalacak yeri var, ne adam gibi yurt var, ne de parası var. Ne yapıyor, geçiyor.

Peki ya gerçekten mücadele edenler? FETÖ tehlikesinin farkında olan ve canla başla mücadele eden polislerimiz, savcılarımız, yargıçlarımız da var…

İnsanların bilmesi gerekiyor, bu yanlışlıklar bu mücadeleyi canla başla yürütmeye çalışan yargı ve polis mensuplarının da canını acıtıyor. Ve soruşturmalar elem soruşturmalar olmuyor. Şevkini de kırıyor, inandırıcılığı kalmıyor. Onlar çok kıymetli insanlar. Onların ve şehitlerimizin yüzü hürmetine bu memleket ayakta. İnsanların üzerine kurşun sıktılar fakat hâlâ bunun tiyatro olduğunu tartışan bir toplum var. O bir grup vatansevere şükran borçluyuz. Az da olsa varlar.