Yeni Akit yazarı Atatürk ve milli bayramlara kinini kusmaya devam ediyor!

Yeni Akit yazarı Kenan Alpay, "Bağnaz, fanatik ve dogmatik bir dayatma itirazsız bir biçimde sürüp gidebilir mi? Biz bu tür fanatik ve dogmatik dayatmalara sadece 30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle değil 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim, 10 Kasım ve daha pek çok gün ve hafta vesilesiyle hep muhatap olacağız" dedi.

Yeni Akit yazarı Atatürk ve milli bayramlara kinini kusmaya devam ediyor!

30 Ağustos Zafer Bayramı için düzenlenen resmi tören haberinde Anıtkabir için "Anırkabir" ifadesini kullandığı için büyük tepki çeken Yeni Akit, milli bayramlara ve Atatürk'e olan düşmanlığını dizginsiz şekilde sürdürüyor.

Yeni Akit yazarı Kenan Alpay, bugünkü "Tartışmayın bölünürüz, sevinin yoksa parçalanırız!" başlıklı yazısında Atatürk'e olan kinini yine kustu.

Alpay'ın yazısının satır başları şöyle:

"Resmi bayramlar ve törenler işte bu bitimsiz borcun ifasını siyaset ve topluma dayatıyor. Tarih sadece bu sekter söylemin slogan ve sembollerinden ibaret bir propaganda olarak iş görüyor. Peki, bu durumda birkaç soru sorarak durumun vahametini ve trajikomik görüntüleri anlamaya çalışalım...

Atatürk bu ülke ve toplum için tartışılmaz ortak paydaymış! Atatürk bu ülke ve toplumun çimentosuymuş! Saçma olmaktan öteye bu ülke ve topluma karşı yapılmış büyük bir hakarettir bu tür propagandalar. Millî Mücadele’nin ruhunu, referanslarını, kadro ve hedeflerini çarpıtıp karartarak Cumhuriyetin despotik ve ırkçılığa varan milliyetçi niteliğini konuşturmayarak dilediğiniz kadar Ulu Önder Atatürk güzellemesi yapın. Tek Adam ve Tek Parti ufkundan ileriye geçmeniz mümkün değildir. Bilimsel sıçrama diye Türk Tarih Tezi gibi kafatasçı tezleri, Güneş Dil Teorisi gibi insanın neresiyle güleceğini şaşıracağı ütopyaları ısıtıp ısıtıp öne sürebilirsiniz ancak...

Anlatılan masallara bakacak olursak, Ulu Önder Atatürk, halkın kalbini kazanmıştı ama CHP’den başka bir tek parti kurulmasına dahi tahammül edemiyordu nedense! Hem halkın biricik sevgilisi Milli Şef idi hem de halkın iradesine, demokrasiye, çok sesliliğe amansız bir savaş açmıştı, hiç mi garip değil? Çok mütevazıydı, halkçılık ilkesine müthiş değer verirdi ama halk sefalet içerisinde kıvranırken, en basit hastalıklardan çoluk çocuk kavrulurken ülkenin her bir şehrine büyük paralar sarf edilerek bronz-mermer anıt heykeller dikmekten öteye somut iş yapılmıyordu...

Tabii bu olup bitenler salt Kemalist ideoloji ve kadroların suçu kabahati değil. Bir de Kemalizme sığınarak, “biraz dindar biraz da demokrat Atatürk” profili inşa ederek yol alabileceğini sananları teşvik ediyor hatta kangrene dönüştürüyor. Atatürk’ü anmadan cümle kuramayan, Anıtkabir’i türbeye çevirmeden adım atamayan, Atatürk’e referans vermeden meşruiyet krizi yaşayacağını zanneden siyaset tarzı maalesef acziyetini ilan etmektedir...

Atatürk’ü ve Kemalizmi usulünce tartışmak halkın ve hukukun üzerine bir karabasan gibi çöken bir asırlık bürokratik oligarşiyle hesaplaşmak demektir. Kemalist sembol ve söylemlere sarılmak meşruiyeti kökleştirme ve yaygınlaştırmayı değil aksine siyasetin halkla ve hukukla arasını açmasını beraberinde getirir. Kemalizm bizzat sahiplerini halk ve hukuk nezdinde muteber kılmadı ki yıllar yılı ezip çiğnediği muhafazakâr-dindar kesimleri halk ve hukuk nezdinde muteber kılsın."