Yeni Akit’ten Cumhuriyete hücum!

Yeni Akit yazarları 29 Ekim'de Cumhuriyet'e hücum etti. Gazete yazarları Abdurrahman Dilipak, Kenan Alpay ve Ali Karahasanoğlu, Cumhuriyeti hedef aldı.

Yeni Akit’ten Cumhuriyete hücum!

Geleneğini bozmayan gerici Yeni Akit gazetesi bu yıl 29 Ekim’de de Cumhuriyet’i hedef aldı. Yeni Akit yazarlarının, 29 Ekim hezeyanlarının satır başları şöyle:

Abdurrahman Dilipak:

“Laik Cumhuriyet” Monarşiyi kaldırdı “Tek adam rejimi” kurdu. Türbeleri kaldırdı “Anıtkabir” inşa etti. Laiklik getirdi “Resmi ideoloji”sini dinleştirdi. Aslında inkılaplarla Osmanlı’ya hiç, bir tek bile yeni bir şey getirmedi, tek yaptığı şey “İslami” olanı yasakladı. Osmanlı’da miladi takvim de vardı, fötr şapka da, Avrupai metrik sistem de var, Latince de okunup yazılırdı. Başı kapalı da vardı, açık da.

6 Ok hâlâ birileri için vazgeçilmez. Onu Laik kutsalın ikonası haline getirmek isteyenler de var.

O, 6 Ok’un hepsi de bir defada gelmedi. Batıdan topladılar. Mustafa Kemal bu derlemeye “İnkılapçılık”ı ekledi. Yoksa Milliyetçilik Almanya’dan, İtalya’dan, Laiklik Fransa’dan, Halkçılık ve Devletçilik Sovyetlerden. Bir de Cumhuriyetçilik var. O da Vestfalya’dan. Hani şu “Ulus devlet”ler ve “Uluslararası düzen”in ve dünya derin devletinin inşasında Tanrı adına Vatikan ve Sezar adına, kırallar ve derebeylerin, prenslerin imzaladıkları sözleşme ile kurulan düzen’e dayanıyor bu sistem…

Cumhuriyet Bayramı kutluyoruz ama, bugün sokağa çıkıp sorun, çoğu kimse “Cumhuriyetin ne demek olduğu, kelime anlamını bilmeyecektir. “Altı ok”u sayın deyin, onu da sayamazlar. Ama memleketin her tarafında “Cumhuriyet” ile ilgili bir şey görebilirsiniz. Cumhuriyet Bayramı, Cumhuriyet Meydanı, Cumhuriyet Anıtı, Cumhuriyet Parkı, Cumhuriyet Caddesi, Cumhuriyet Gazetesi, dahası da var, “Cumhuriyet Meyhanesi”, “Cumhuriyet İşkembecisi”, “Cumhuriyet Lokantası”, Cumhuriyet Sucuğu”. Cumhuriyetin her şeyi yapılır.

Bu arada 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim, 10 Kasım’de birilerinin heyheyleri üstüne gelir. “İyi saatte olsunlar” rahat durmaz. Şimdiler de ne oluyorsa bizim “Yeşil Kemalistler” de DİB’i baskı altına almaya çalışıyorlar. Bir dost, geçen 10 Kasım’da başörtülülerin Anıtkabir ziyaretini hatırlattı. “Bu sene yeni bir ziyaret sözkonusu mu” dedi. Hani gideceklerse, bir adım öteye geçip başörtülerinin üstüne fötr şapka da giyseler. Biz onu da gördük. Biz uyurken birileri, “az zamanda büyük işler başarmış” meğer! Bari 29 Ekim’de hutbede “Türk’ün yeni amentüsünü” okutalım. Hutbe’yi Perinçek yazsın. “10. Yıl albümü” ile 15 yılda CHP’nin yayınladığı “Cumhuriyetin Şeref Kitabı”ndan da alıntılar yapalım. E! Artık 10 Kasım’da da camilerde Behçet Kemal Çağlar’ın M. Kamal için yazdığı “Yeni Mevlid”i okur mevlidhanlarımız. O güne has da teberrüken camilerimizde de Türkçe ezan okunsa ne olur! Bilginiz olsun, Türkçe ezan kaldırılmadı, Arapça ezan yasağı kaldırıldı!? Ülkede Demokrasi var, isteyen istediği gibi. İsterseniz, “Gazi Tanrının en  sevgili….’dur” da diyebilir. “Kulu’dur” demek olmaz şimdi. Adam bizi “Kul” ve “Ümmet” olmaktan kurtardı biliyorsunuz!

“Şeriatsız İslam”, yani “Meşruiyet” tanımı olmayan bir din gibi, Halksız Demokrasi, Hukuksuz adalet, çoğunluğa dayanmayan, azınlıkçı Cumhuriyet hayal ediyor birileri.

Kenan Alpay:

“Meğer Tek Parti ve Tek Adam Cumhuriyeti ne makbul ve bereketli, ne müşfik ve kuşatıcı bir yönetim biçimiymiş öyle!  Bir zaman öncesine kadar “laik-Kemalist kadroların ürettiği resmi ideolojinin propagandası” şeklinde nitelenen her ne varsa bir süredir iktidar imkanlarını elde eden muhafazakar hatta dindar-Müslüman siyasetçilerin dilinde sadakat ve sevgi izharı için bir vesile kılınıyor. Baksanıza sığıntı bir siyasetin tezahürü olan Gazi Paşa söylemindeki edilgenlik ciddi ciddi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mesaj ve misyonuna talip aktif siyaset üretmeye aday olmuş.

Anıtkabir ziyaretlerinde modern pagan ve totemist ritüeller sergileyen laik-ulusalcı kesimlerle dualı Fatihalı ritüeller sergileyerek güya dindar Atatürk modelini tahkim etmeye yönelen siyasetçiler, bürokratlar, aydın ve akademisyenler tuhaf bir rekabet içerisindeler. Ancak Anıtkabir’deki tuhaflığın, akıl ve ahlak dışı pozisyonun kaynağı modern pagan ve totemist ritüeller sergileyenlerden önce Ebedi Şef’e İslami değerler aşılamaya kalkışan fırsatçı güruhtur elbette ki.

“Halka rağmen halk için” kurulan Cumhuriyet, kimi eski kimi yeni misyoner tarihçilerin ürettiği “emperyalizme rağmen kurulan Cumhuriyet” şeklinde tanımlanıyor. Bu misyoner tarihçilere inanacak olursak İngiliz emperyalizmi Hilafet ve Saltanatı koruyup kollamak, Atatürk ve Kemalist Cumhuriyeti devirmek için seferber olmuş meğer. Mesele basit; Despotik ve militarist bir işleyişi hakim kılarak, İslami değerleri inkar yolunu tutup, Batı’yı kıble edinen bir rejime Cumhuriyet adını vermek nasıl meşru ve mazur görülebilir?..

Tek Parti ve Tek Adam Cumhuriyeti’nin mucizesi de burada saklı herhalde. Ezerek, çiğneyerek, tahkir ve tezyif ettiği her kim varsa bir süre sonra kendisine aşık ediyor. Stockholm Sendromu filan denilen celladına aşık olma süreci Kemalist Sendrom’la kıyaslandığında sınıfta kalır.”

Ali Karahasanoğlu:

“Şimdi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, vermiş başörtülü bir kızın eline Nutuk’u..

“İstediğim eğitimi alıyor, özgürce okuyorum: Bizim adımız cumhuriyet” dedirtmiş..

Oysa daha 6 yıl önce, o kız, o örtüsü ile üniversitenin kapısından kovuluyordu.

Hem de, Mansur Yavaş’ın şimdi aday olduğu CHP’lilerin baskıları ile.

CHP’li milletvekillerinin tehditleri ile.

Cumhuriyet, evet..

Ama düne kadar uygulanan despot cumhuriyet değil..

Halkı “maraba” yerine koyan cumhuriyet değil..

“Değiştirilmez, değiştirilmesi teklif dahi olunamaz” kuralları ile halka dayatılan cumhuriyet değil..

Halkın, gerçekten söz sahibi olduğu bir Cumhuriyet!”