1. Haberler
  2. Analiz
  3. ‘Yes be annem’ damarının derin kökleri

‘Yes be annem’ damarının derin kökleri

featured

Av. Hüseyin Özbek yazdı… 

Mütareke İstanbul’unda (1918-1922) İngiliz doğumhanesinde gözlerini dünyaya açtılar. Üçüzlerin ebeleri, bakıcıları, sütanneleri İngilizdi.

Hem beden hem ruh üçüzleri, ihanet kardeşliğinde (İngiliz Dostları Cemiyeti, Kürdistan Yükselme Cemiyeti, İslam Yükselme Cemiyeti) bileşik kaplar gibiydiler. Farklı tabelalar, farklı ünvanlar altında aynı şeyleri söylüyor, aynı melaneti işliyor, aynı zehiri şırıngalıyorlardı.

İngiliz kurgulu etno feodal, etno dinsel, gayrı milli koalisyonun görevi teslimiyet ve yok oluşu kurtuluş, ihaneti ibadet gösterip, halkı olabildiğince uyutmaktı.

Birleşik Krallık tarafından fonlanan, İngiliz İşgal Komiserliğince yönlendirilen üçüzlerin ihanet DNA’sı o kadar sağlam dokunmuş olmalı ki, düşünsel ve örgütsel tortuları 100 yıl sonra bile ilk günkü zindeliğiyle canlılığını sürdürebilmektedir.

Dürrizade Abdullah, Mustafa Sabri gibi Mütareke Şeyhülislâmları, İskilipli Âtıf, Sait Molla gibi Medreseliler, Ali Kemal gibi kaleminden irin damlayan kimliksiz münevveran, ihanet üçüzlerinden en az birinin koltuğu altına sığınmış bu türden sefillerdi.

İngiltere’nin şefkatine sığınmanın, Yunan Ordusuna teslim olmanın en çıkar yol olduğunu, cami minberlerinden, gazete köşelerinden halkın beynine, bilincine ara vermeksizin boca ediyorlardı.

1920’lerde, Milli Mücadelenin emekleme, örgütlenme ve meşruiyet temellerinin oluşturulması sürecinde, Anadolu’yu yangın yerine çeviren İngiliz kurgulu ihanet isyanlarının körükleyicileri oldular.

Halkı, Ankara’nın peşine takılmamaya, askeri, komutanlarını öldürüp cepheden firara teşvik eden bildiriler, Cuma hutbelerinde Yunan Kralı ve Başbakanının sıhhat ve afiyeti için dualar, din maskeli bu ihanet erbabının marifetiydi.

Velhasıl ihanet üçüzlerinin Milli Mücadeleye zararı, Yunan Ordusunun tahribatından hiç aşağı değildi.

1920 Ağustos’unda sivil halka ve askeri iğfal amaçlı ihanet bildirilerinden birini, İslam Yükselme Cemiyeti Başkanı İskilipli Âtıf kaleme aldı, Yunan uçakları tarafından askerin ve sivillerin üzerine atıldı. Askeri, komutanlara suikasta ve cepheden firara çağırıyordu.

Tarihin tekerleği gitmesi gereken istikamette dönmeye devam etti. İhanet bildirileri de işe yaramadı. Hain Atıf’ı değil, Başkomutanın, “Büyük Taarruz” emrini dinledi Mehmetler. 26 Ağustos 1922 sabahı Bismillahla başladıkları işi 30 Ağustos’ta kâfirin belini kırarak bitirdiler.

100 yıl sonra, düğmeye basılınca Türkiye’de ve KKTC’de birden ortalığa dökülüveren “Ver Kurtul / Yes Be Annem” tayfası da nereden çıktı diyorsanız, Büyük Taarruz’un 101.yılı hatırına olsun biraz tarih okuyun derim.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. Maglesef bu hainlerin torunlari bugunde dini siyasete kullanip, din kisvesi altinda bu ulkeyi 22 yildir yonetiyorlar ve bunlara DUR diyen yok. Bu Cumhuriyet, Turkiye Cumhuriyeti, bu Ulke, bu din bezirganlarina, hainlerin torunlarina teslim olmasi icin mi kuruldu, sehit kanlari dokuldu? Bu daha ne kadar surecek? Ne kadar daha goz yumulacak?

  2. Hainin hiç eksilmediği bu topraklarda ; Ergenekon balyoz döneminde, gün okur devran döner diyorduk. Devran dönüyor! Hainler korkmayın, kuzu kuzu bizi bekleyin. E mi?

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!