Yetmez ama evet!

featured

Kemal Anadol yazdı

Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul Maltepe’de düzenlediği miting üzerinde yazılı basında ve beyaz camda çeşitli yorumlar yapılıyor. Herkes siyasal meşrebine göre toplantıya mercek tutuyor, sonuçlar çıkarıyor. Yaklaşan seçimler nedeniyle kamuoyunun ilgisi daha çok altılı masadan kimin Cumhurbaşkanı çıkacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Bu yazı adaylarla değil, iktidarın karşısında en büyük parti olan CHP’nin ne yapması gerektiğiyle ilgili olacak. Siyasete 1961’de CHP Ankara İl Gençlik Kolu Başkanı ve 1969’da Karadeniz Ereğlisi İlçe Başkanı olarak başlayan deneyimli bir politikacı olarak düşüncelerimi sıralamak istiyorum.

Önce yazının başlığını neden “Yetmez Ama Evet” koydum onu açıklayayım. Yakın zamana kadar “Sağ ve sol kavramları tarihe karışmıştır” diyen Sayın Kılıçdaroğlu’nun mitingde “Neo liberalizme karşıyım” cümlesini sola inanmış bir kişi olarak kıvançla karşılıyorum. Bu olumlu gelişme hem kendisi hem partisi, hem de ülke için yararlı olacaktır. Onun için gönül rahatlığıyla bu tanımlamaya “Evet” diyorum. Şimdi salt “Evet”in neden yeterli olmadığını açıklamaya sıra geldi.

Partilerin seçim bildirgeleri parti programının kısa ve güncellenmiş bir özetidir. Bildirgelerden de seçmenin belleğine demir atacak ve onu sarsacak kısa öz, telgraf cümlesi gibi sloganlar üretilir. Üçü dördü geçmeyen sloganlar önce parti örgütünde ve hemen kamuoyunda heyecan, hırs ve şevk yaratacak kadar çarpıcı olmalı, yurttaşların yaşamına dokunmalıdır. CHP’nin birinci parti olduğu 1973 ve yaşamında en yüksek oyu aldığı 1977 seçimlerindeki afişler ve duvar yazıları bunun somut örneğidir:

Yoksulluk Kader Değildir! Bu Düzen Değişmelidir! Toprak İşleyenin Su Kullananın!

Bunlar o günkü toplumu derinden etkilemiş, örgütte heyecan yaratmış ve üyelerimiz her taşın üstünde, her ağacın gölgesinde seçmenlerle bire bir ilişkiye geçmişlerdi. Toplum ise bu belgileri haykıran mavi gömlekli Ecevit’e “Karaoğlan” sıfatını yakıştırıvermişti! Demem o ki, bir parti seçimi sandığa tıpış tıpış değil koşa koşa giden seçmenle kazanabilir. Gerisi eski deyimle lâfügüzaftır. (Boş söz)

Dünyanın her yerinde ilk çağlardan bu yana insanların duyarlı olduğu ihtiyaçları bellidir. Bunların başında BARINMA gelir. Barınmayı, BESLENME, onu da GÜVENLİ BİR YAŞAM izler. Bugünün Türkiye’sinde yaşam yurttaşlar için ateşten gömlektir. Anlatmaya gerek yok. Domates ve patatesi sayıyla, karpuzu dilimle alabilen, büyük bölümü açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan insanlarımız burnundan solumaktadır. AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana iki buçuk milyar ton beton dökülmüştür! Klasikleşmiş deyimle dünkü mücahitler bugün müteahhit olmuşlardır. Osmanlı’daki kapütilâsyonlar, renk ve deri değiştirerek Yap/İşlet/Devret modeliyle geri gelmişlerdir. Ezilenlerin sırtına çöken haramzadelerin saltanı kesinlikle son bulmalıdır! Halk böyle istiyor. Bilgi çağında yaşıyoruz. Yurttaşlar barınmanın beslenmenin, eğitimin, sağlığın, su, elektrik ve doğal gazın ne kadar yaşamsal olduğunun farkındalar. Zaten ekmek kuyruklarında, pazaryerlerinde, abone kesintilerinde bunu her an yaşıyorlar. Bu nedenle neo liberalizme karşı olmaya elbette evet. Ama altı doldurulmazsa yetmez; gerçekten yetmez. Yurttaşların sadaka rejiminde çıkarılıp üretimin gerçek unsuru haline getirilmesi gerekir. 1965 seçimlerine giren Türkiye İşçi Partisi’nin afişini anımsıyorum: Köylüye Toprak, Herkese İş!

Günümüzün Türkiye’sinde yurttaşların en önemli ihtiyaçları, BARINMA, ÇALIŞMA, BESLENME, ENERJİ (Su, elektrik, doğal gaz), SAĞLIK ve EĞİTİMDİR. Seçim bildirgesinde bunlar öne çıkmalı ve buna göre slogan üretilmelidir. Bunların hayalden ibaret olmadığını somut örneklerle anlatacak olan da elbet parti kadroları olacaktır.

Örneğin sağlıkta; hastane, muayene, röntgen, kan tahlilinin, kısaca tüm sağlık hizmetlerinin ücretsiz olacağını söyleyebiliyor musunuz? Devlet savaşta kanını dökmesini, canını vermesini istediği yurttaşından barışta hangi hakla kan tahlili ücreti isteyebilmektedir?

Eğitimde; defter kalemden başlayarak, yurtlara, ücretsiz beslenmeye uzanan, planlı ekonomiyle saptanacak mesleklere erişinceye kadar yurttaşlardan para alınmayacağını söyleyebiliyor musunuz?

Yerel yönetimler, hazine, Toplu Konut gibi kurumlar ve mühendis/mimar odalarının eşgüdümüyle yurttaşlara kentlerde ve kırsal kesimde başını sokacak bir yuva sözünü verebiliyor musunuz?

Bulgaristan büyüklüğündeki topraklarımızın tarım dışı kaldığı bu dönemde, köylüyü köye döndürüp, her türlü desteği vererek, Et Balık, Ziraat Bankası, Toprak Mahsulleri Ofisi gibi kurumları ihya edip, güçlü kooperatif örgütlenmesiyle atılım yapmayı açıklayabiliyor musunuz?

Örnekleri çoğaltmak olası elbette. Özetle eğitim ve sağlığın ücretsiz olduğu, konut edinmenin hayalden çıktığı, elektrik, doğalgaz ve suyun kesilmediği bir Türkiye vaadi seçmenleri, yurttaşları sandığa koşturacak ve coşturacaktır!

Seçim kazanma işi reklamcılara bırakılmayacak kadar ciddidir!

Yetmez ama evet!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 3 ay önce

    Bu yazının altına imza atılır.

    Cevapla
  2. 3 ay önce

    “Yetmez ama evet” zamanında bazı liboşların kullandığı kirli bir deyimdir. Nereye mesaj gönderiliyor?

    Cevapla
  3. 3 ay önce

    NATO, Amerika ve “bağımsızlık benim karakterimdir” ve onu söyleyen Atatürk nerede? Onlar cepte mi?

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!