Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Masalsı anlatım her zaman geçer akçedir; edebiyat ve sanatın tüm alanlarında, ama özellikle sinemada… izleyiciyi bir anda içine çeker ve çoğunlukla sonuna kadar tutmayı başarır.
ANADOLU’DA RUMLAR, BEYLİKLER VE BİR DE ŞÂMANLAR VARDI
Karagöz ve Hacivat Nasıl Öldü filmi masalsı anlatımın son dönemde gördüğüm en iyi örneklerinden… masalsı anlatım, tarihî gerçeklikle birleşiyor.
Yönetmenliğini Ezel Akay’ın yaptığı, senaryosu Levent Kazak tarafından yazılan film, ilk sahnede Anadolu’nun önemli, ama pek az konu edinilen beylikler dönemine ait masalsı bir gerçekliğe kapı aralıyor.
YÜRÜYEREK TARİHÎ DEĞİŞTİRENLER
Anadolu’da Türkler, Rumlar, Moğollar vardı… bir de tabii ki şâmanlar…
Şâmanlar ile kastedilen Orta Asya’nın içlerinden, değişik kollarda Batı’ya doğru büyük yürüyüşünü sürdüren Türkler…
İslam öncesi atalarının göğe, toprağa, doğaya ve canlı varlığa olan inancını koruyan Türkler.
Ezilen Türkler, ata kültünden kopmadan yürüyen Türkler…
Karagöz karakterinde ifadesini bulduğu şekli ile yürüyen, durmayan ama vergi veren; Tatar’a (Moğol’a) hayvanını, ekmeğini veren, yürürken toprağa, babasını, amcasını, atasını veren Türkler.
Ezilen, fakat buna karşın dünyayı değiştiren yürüyüşünden geri adım atmayan yörük (yürüyen) Türkler.
Senaryo yörükler ekseninde gelişiyor, Anadolu Selçuklu devletinin yıkılma aşamasındaki ihanetler, Moğol baskısı altındaki Türk beyliklerinde devletleşme, siyasal paylaşım savaşı ya da hileleri ve devlet olma aşamasındaki Osmanlı’nın sınıflaşmanın arazları içerisinde nasıl şekillendiğini tarihî gerçeklere bağlı kalarak anlatıyor.
MASALSI ANLATIM, RENKLER, MODERN FORMDAKİ YÖRÜK MÜZİĞİ
Kullanılan mekânlar, özellikle Bursa şehri imgesini somutlaştıran çekim platosunun mükemmele yakın kullanılması, çok renkli sokak ve insan manzaraları, filmin masalsı havasını güçlendiriyor.
Karagöz’ü canlandıran Haluk Bilginer, Kam Ana Ayşen Guruda ve Hacivat rolündeki Beyazıt Öztürk sinemanın genel geçer performasının çok ötesine geçiyorlar. Filmi masalsı bir anlatıya dönüştüren ikinci önemli faktör oyuncu performanslarının teatral özelliklerinin yüksek olması; film bu hâli ile tiyatroya yakınlaşıyor. Müzikler, modern forma dönüştürülen yörük müziği, izleyeni masalın içine kendiliğinden çekiyor.
Bana göre bu senaryo, emeği ve doğaya uyum sağlama yeteneği ve tabii ki doğa üstü güçler ile iletişim kurma imgesi (Şâmanizm) üzerinden aslında insanın doğaya ait bir varlık olduğunu; ancak doğa ile barışık kalarak var olabileceğini içselleştiren antik Türklerin hakkını veriyor. Gücünü bu temadan alıyor.
RÜŞVET, EKONOMİK ZOR, GÖK TANRI
Güven Kıraç, Kadı Pervane karakterinde son derece başarılı bir canladırma örneği gösteriyor.
Anadolu Selçuklu’ya ve pek çok beyliğe kadılık eden Pervane, devleti yozlaştıran rüşveti, yeni ve pratik bir yönetim biçimi olarak Osmanlı’ya telkin ederken; sınıflaşmanın doğal sonucu olarak, yönetici elitin kullandığı egemenlik kaynaklarına ışık tutuyor. Aynı zamanda safinur olarak adlandırılan değerli taşı ele geçirme planları içerisinde, kişisel zenginleşme peşindeki devlet adamını canlandırıyor.
Buna karşın kadın muhafızlardan oluşan Bacılar birliği, ordu seferde iken şehri koruma misyonunun yanında ve ondan daha fazla olarak, eşitlikçi olanı temsil ediyor. Devletin yönetici-yönetilen keskinliğinde yönetilene dinî ve boyun sunmayı dayatan Kadı Pervane’ye açıktan karşı çıkıyorlar. Hıristiyan köklerinin de etkisi ile gönülleri fethetmenin, kılıçla fethetmekten daha zor ve erdemli olduğunu savunuyorlar.
Tüm bunlar olurken, şehir kapısına gelen Karagöz ve diğer yörükler, şâhaded getirerek müslüman olduktan sonra pazarda yer bulabilecekleri gerçeği ile karşılaşıyorlar.
Hatta bunu için bir kaç akçe “bahşiş” bile alıyorlar. Tabîi ki Hıristiyan papaz da Türkmenlere yanaşıyor. Şehre kabul için bekleyen yörükleri müslüman yapmak için bekleyen imamın, “Papaz efendi!!! İlişme cahil Türkmenlere” bağrışıyla izleyici bir başka gerçekle yüzleşiyor.
DOĞANIN PARÇASI KARAGÖZ, KOZMOPOLİT HACİVAT
Karagöz’ün son derece yalın biçimde ifade ettiği şekli ile göğe, toprağa inanan Türk, kılıç zoru ile değil, ekonomik zor yolu ile yüzyıllar içerisinde Gök Tanrı’dan ayrılıyor, geniş olarak müslümanlığa, ön Avrupa’da Hıristiyanlığa, uzak Asya’da budizme vb. geçiyor.
Ve biz burada Karagöz ve Hacivat’ın Ramazan eğlencelerinde İstanbul’un dar cumbalı evlerle dolu sokaklarında balkondan aşağıya kavga eden biri aksi, diğeri kurnaz ve yapıcı iki komik tipten ibaret olmadığını görüyoruz.
Karagöz, kaba ama onurlu, sevgi ve iyiliği arayan, tam da bu nedenle düşündüğü, hissettiğini içinde saklayamayan; daha ötesinde bilgiyi medresenin dar ve kuytu karanlığında değil, hayatın içinde doğa ve atasında bulan saf karakteri ifade ederken, Hacivat devletleşmenin olgunluk aşamasında, bürokrasi ve diplomasinin getirdiği tüm hile ve numaralarını, hayatta kalmak için kullanan bir fırıldak tipi anlatıyor. Üstelik Fars ve Arap etkisi ile epey kozmopolitleşmiş bir karakter. Fakat sonunda Karagöz’ün yazgısına ortak olmaktan kurtulamıyor.
MEDRESE’DE ÖĞRENİLEMEYECEK BİLGİ: TAŞIN SIRRI
Ulu Camî’nin inşâatını “taşın sırrı” bilgisi ile mucizevi biçimde hızlandıran Karagöz ve Hacivat, buna rağmen teatral yeteneklerinin getirdiği göz önünde olma başarısını, devletin bürokratik acımasızlığı nedeniyle kellelerini vererek ödüyorlar.
Bence filmin ana karakteri Karagöz. Anadolu’nun Türk beylikleri dönemi gibi özel olan tarihî kesitini, Ahî ocağının Selçuklu’dan sonra Osmanlı’da devletleşmeye giden yolda üstlendiği dinî ve toplumsal referansları ve Türkmen, yörük gerçeği Karagöz üzerinden daha anlaşılır oluyor.
Bir çok kere izlediğim bu çok renkli Karagöz ve Hacivat Nasıl Öldürüldü filmini tekrar tekrar izlemekten sıkılmayacağım.