Yunus Nadi Ödülü alan şair Müslim Çelik: ‘Batılı kapıkulu olan ozanlar…’

Yunus Nadi Ödülleri’nin Şiir dalında Ataol Behramoğlu, Muzaffer İlhan Erdost, Doğan Hızlan, Turgay Fişekçi ve Eray Canberk’ten oluşan Seçici Kurul’u, ödülün 'İlhan’ın Paltosu Kanlı' adlı yapıtı ile Âba Müslim Çelik ve 'Kırgın Karnaval' dosyası ile Hakan Savlı arasında paylaştırdı.

Yunus Nadi Ödülü alan şair Müslim Çelik: ‘Batılı kapıkulu olan ozanlar…’

2019 yılı Yunus Nadi Şiir Ödülü’nu Hakan Savlı ile paylaşan şair Müslim Çelik Cumhuriyet gazetesine konuştu:

– Öldürülmüş devrimcilere adanmış bu kitabı, sizi yazmaya neler yönlendirdi?

– Doğa; toplum, bilinç, eytişim (diyalektik) olarak işlemektedir. Onları, devinimleri içinde gelişirken; öylece ele almak gerekir. Geçmişi, geleceği ve şimdiyi, gelişkinlikleri bağlamında toplumsal, siyasal ve sosyal düzeyde seçikleşen bir evrim içinde ilk önce görebilenler devrim adına devrimcidirler. Ta Promete’den bu yana bu, böyledir. Niteliksel değişmeyi dile getiren evrimle bağımlıdır. Nitelik değişince, nicelikseli dile getiren bir bağlanmayı içerir. Sıçrama, bu nicel değişime ve birikimin en olgun noktasında gerçekleşir. Bunu ivedilikle görerek ele alanlar devrimcilerdir. Türkiye’de öldürülmüş devrimcilere adanmış bu betiği, beni yazmaya iten “unutmak ihanettir” düşüncesidir.

KIRMIZI KIŞKIRTICIDIR

İyi bakılırsa, şiirler toplamında milliyetçi muhafazakâr ve İslamcı bir gence de adanmış bir şiir var. O yıllarda bir sabah solcu bir gencin ensesinde patlayan aynı silah akşam sağcının bedeninde parıldadı. Sonra da üç o yandan, bir bu yandan gelsin idamlar… Kırmızı kışkırtıcıdır. Öldürülmüş devrimcilerin halkına ve ülkesine olan güvenci tamdır. Hafif dokunuşları bile toplum ve emperyalizme karşı tam bağımsızlıktan yana aydınlık bir gelecek içindir.

– Günümüz Türk şiiri içinde kendi şiirinizi nerede görüyorsunuz?

– Yaklaşık altı yüz yıl süren divan şiiri 8. yüzyıl sonlarında terk edildi. Süresini doldurdu. Düşsel konular; kiraz dudaklı, ahu bakışlı sevgililer dönemi kapandı. Kökleri Serdari, Dedemoğlu ve Yunus Emre’ye kadar varan halk şiirimizin uyaklı, redifli hece ölçüsüyle gelişen şiiri de çağının aşık yazınıyla günümüze dek geldi. Ahmet Haşim ve Tevfik Fikret’le başlayan ve Nâzım Hikmet’le doruğa ulaşan çağdaşlaşma yolundaki şiir serüvenimiz 1940’ların toplumcu ozanlarıyla altmışlı ve yetmişli yılların toplumcuları üzerinden günümüze vardı.

REAYA OZAN VE AYDINLAR!

Kendimi toplumcu gerçekçi bir şiir çizgisi dolayımında görüyorum. Hakkımda yazanlar da genellikle beni bu yolda tanımlıyorlar. Reaya (köylü) ozan ve aydınları, Batılı kapıkulu olanların ayrı bir söylemleri var. Kimileriyse ortama ayak uydurarak yaklaşık sekiz yüz yıldan beri verili erkin, sultasına kolayca giriveriyorlar. Geriye mukaddesatçı ulusal birikim bileşimcileri kalıyor ki, çağdaşlaşma serüveninin batı trajedisi yanındaki kefesini daraltmaya çalışıyorlar hele daha.

– Yunus Nadi ödülünü almanız sizin için ne anlam ifade ediyor?

– Cumhuriyetle başlayan Türkiye Aydınlanmasıyla adı Cumhuriyet Gazetesiyle özdeş olan bu ödül etrafında; sanatın, bilimin ve yazının ustaları yanında yeni değerlerin ortaya çıkmasına öncülük edilmektedir. Yunus Nadi Ödülü’nün başlangıcından beri özgürlükçü ve ulusal tam bağımsızlıkçı duruştan yana çizgisi çağdaşlaşmayı daha da ileriye götürmeyi amaçlamaktadır. Şiir Ödülü’nü bana layık gören seçici kurula saygı ve sevgilerimle..

İlhan’ın Paltosu Kanlı / Âba Müslim Çelik / Tekin Yayınevi / 112 s. / 2018.

BABAMA

Bu mektubum elinize geçtiği zaman

Mayıs yeli üfüren bir seher vakti

dalından koparılmış olacağım!..

Annemi teselli edesin baba

Oğlunuz ölüm karşısında

titrek ve umarsız değildir,

bir göze kaynar içimde

Sizleri kucaklarım devrimci duyarlığımın olanca sıcaklığıyla

Küçük kardeşimi gördüm rüyamda

Ayaş kırsalı gibi bir yer bu,

Kitaplarım senin olsun, dedim

Ah abii! İçini çekti. Bilim adamı olmanı istiyorum

İnsanlığa hizmet için…

Üzünçle yüzüme bakıyordu

İsteyerek girdim bu yola,

İşlerin bu raddeye varacağı belliydi

Cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkma

Can arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömün beni.”