Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Bir 1 Mayıs’ı daha geride bıraktık. Günümüz 1 Mayıslarının bize gösterdiği temel gerçeklik tektir: İşçi sınıfı ve emekçilerin özgürlük mücadelesi ile vatan savunması kol kola yürümektedir.
Bu bir tarihî zorunluluk ve görevdir.
O nedenle Türk İş’e bağlı sendikaların bu sene 1 Mayıs’ı ülkemizin en batı ucunda kutlamalarını anlamlı buluyorum.
Edirne’de işçiler, Fransa ve ABD’yi arkasına aldığını söyleyerek işgal tehditleri savuran Yunanistan’a, ”20. yüzyılın başında atalarınızı nasıl denize dökmüş isek aynısını misli ile yaparız” dedi.
Edirde’den yükselen ses basit bir şüphenin tezahürü değil. Tehdit çok net. En yeni örneği İsrail’den geldi.
SUYUN ÖTEKİ TARAFINDAKİ TEHDİT
Mossad’a yakınlığı ile bilinen İsrailli analist Shay Gal, “Artık Patron Yok: İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Washington’un Ötesinde Güç İnşa Etmeli” başlıklı bir analiz yazısı yazdı. Bu yazı Atina merkezli “Research Institute for European and American Studies (RIEAS)” platformunda yayınladı.
Türkiye’nin NATO üyeliğinin kriz anında otomatik bir güvence sağlamayacağını yazdı. İsrail savunma çevrelerinde etkili bir isim olarak bilinen Gal, daha önce Türkiye’yi “operasyonel dosya” olarak tanımlayan ve KKTC’ye yönelik askeri senaryolar kaleme alan çıkışlarıyla gündeme gelmişti. Gal, İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin Türkiye’ye karşı ortak bir güvenlik hattı kurması gerektiğini söyledi. Bu hattın harekete geçtiği anda NATO’nun Türkiye’yi koruyamayacağını, çünkü İttifak’ın karar mekanizmasının siyasi uzlaşmaya bağlı olduğunu vurguladı.
Bugün ”NATO’dan çıkarsak ABD’nin açık hedefi oluruz” diyen ülkemizdeki NATO’cuları da ters köşe yapan bu tez, Türkiye’nin etrafındaki emperyalist kuşatmayı son derece berrak biçimde açıklıyor. ABD’nin Yunanistan ve bağlaşıklarını da yanına alarak yaptığı Meriç ötesi tatbikatının ülkemizi hedef aldığını daha önce belirtmiştik.
VATAN VE EMEK MÜCADELESİ KOPMAZ BAĞLARLA BİRBİRİNE BAĞLI
Vatan sadece bir toprak parçası değildir; vatan emeğin yeşerdiği, hayatın yeniden ve devamlı üretildiği coğrafyadır.
İşçi ve emekçi vatan varsa vardır, esaretin olduğu yerde kölelik olur. O yüzden emeğin mücadelesi vatan savunması ile başlar.
Küreselleşerek, ulus devlet düşmanı olan emperyalizm, karşısında en büyük güç olarak emekçileri buluyor.
Dünyada 4 milyar işçi-emekçi var. Buna karşılık ABD ve Batı’nın başını çektiği emperyalist sistem toplamda 30 milyon büyük sermaye grubunun hâkimiyeti için işgal ve katliam yapıyor. 30 milyon sermaye grubunun 300 ile 400 milyon şirkete bölündüğü biliyor. Ezenler, ezilen ve sömürülenlerin 10’da 1’i oranına bile denk gelmiyor. Tek başına bu matematiksel hesap dâhi emekçi sınıfların belirleyici özelliğini, tarih yapıcılığını gösteriyor. Ezici çoğunluk ezilen emekçilerde.
DÜNYADAKİ TEMEL ÇELİŞKİ: HÂLÂ EMEK SERMAYE ARASINDA, YANİ BATI İLE ULUSAL DEVLETLER ARASINDA…
Dünyadaki temel çelişki hâlâ emek ile sermaye arasındakidir. Yapay zekâ ve arttırılmış gerçeklik işçi ve emekçilerin yerini alamaz; çünkü zaten ortaya çıkmaları yine işçi ve emekçilerin üretimine bağlıdır. Tersinden bir durumda ise milyarlarca insanın işinden, ekmeğinden olması demektir.
Yapay zekâ endeksli ya da bilgi iletişim teknolojilerine dayalı üretimin zorunlu sonucu olarak istihdam milyonlu rakamlarla azalıyorsa, bu 4 milyar olarak tespit ettiğimiz dünya genelindeki emekçi sınıfları, daha katı koşullarda sömürülen işsizler hâline getiriyor demektir. Bu, emperyalizm için çok daha büyük tehdittir.
Ayrıca önce enformasyon toplumu ardından da bilgi iletişim teknolojileri yoluyla ”daha demokratik bir evre”ye geçtiği yalanını uyduran kapitalizm, temelde üretimden koptu.
Batı sıcak para hareketleri/spekülasyonları ve Borsa oyunları marifetiyle kendini yeniden üretmeye çalışıyor ve koşar adımlarla tükenişe gidiyor.
Dünyanın yakıcı biçimde üretim ekonomisi ve toplumlarına ihtiyacı var. Bu koşullarda emekçi sınıflar çoğunluk olması, üretimden gelen güçleri ile yine belirleyici olan taraftır. İşçi sınıfı bırakın yok olmayı, tarihte hiç olmadığı kadar güçlü biçimde varlığını sürdürüyor. Vatan savunmasında öncü rol oynuyor.
ULUSAL SOL, HALKÇI İKTİDARLAR
Sovyetler Birliği’nin Gorbaçov’un Glasnost (açıklık) ve Prestroyka (yeniden yapılanma) reformları ile tarihe gömülmesi sonrası küreselliğini ilân eden Batı kapitalizmi, varlık koşulunu ulusal devletleri yıkmak olarak belirledi. Tam de bu nedenle solun ulusalcı olma zorunluluğu ortaya çıktı. Latin Amerika’da ortaya çıkan ulusal, halkçı iktidarlar Küreselleşen emperyalist sisteme karşı tarihî bir mecburiyetin ürünüdür.
BAĞIMSIZLIKÇI YOL
Türkiye ve millî demokratik devrimlerle ulusal devlete ulaşan tüm mazlum uluslarda emekçilerin birinci görevi vatanı savunmaktır. Bugün ulusal devlet olmadan kapitalizmi aşacak sisteme gitmenin imkânı bulunmuyor.
Emperyalizme karşı mücadele eden İran, Küba ve Filistin’in Türkiye’deki 1 Mayıs alanlarında bayraklaştırılıması vatan savunmasının emekçiler nezdinde ne denli önemli olduğunu sarih biçimde ortaya koyuyor.
Bugün vatanımızı işgal etmeye kalkanlara işçi ve emekçiler karşı koyacak. Vatanı biz, emekçiler savunacağız; Batı ile işbirliği içindeki sermaye, tıpkı 20. yüzyılın başındaki Osmalı’nın İstanbul hükümeti gibi kendi çıkarları için işgalcilerle bir olur. Ancak Atatürk’ün gösterdiği bağımsızlıkçı yoldan bir halk hareketi yükselir, vatana sahip çıkar.
Ulus devlet, Cumhuriyet ve Bağımsızlık… Günümüz 1 Mayıslarının temel politik programı ve görevidir.