11 Eylül gerçeği ve Türkiye

İsmet Hergünşen yazdı...

11 Eylül gerçeği ve Türkiye

Halen gizemini koruyan ve tüm dünya için yüzyılın en travmatik olaylarından biri olan İkiz kuleler saldırısı sonrasında yaşanan gelişmeler bir kez daha göstermiştir ki; günümüzün en önemli meselesi barış ve istikrarı korumaktır.

Bölge barışını tehdit eden terörizm etnik, dini ve ideolojik düşüncelerden kaynaklansa bile sonuçları itibariyle küresel bir nitelik taşımaktadır.

Ortadoğu, Ortaasya ve Afrika’nın müslüman çoğunluklu ülkelerinde insanı dinden soğutan, din karşıtlığına neden olan yobazlıklar ve akıllara zarar şiddet eylemleri günümüzün temel sorunlarından biri haline gelmiştir.

Gelinen nihai durum etnik ve mezhep çatışmaları, emperyalizmin sonu gelmez müdahaleleri ve kaos.

Netice!..

Boşa akıtılan kanlar, yitirilen canlar, dökülen gözyaşları ve göç.

Mikro devletler, kukla hükümetler, vekil kılınan terörist gruplar.

Hegonomik güçlerin kucağına oturan yeni yönetimler.

11 Eylül saldırılarının 20.yılında Afganistan’da oluşan durum papatya misali gibi.

Taliban rejimi tanınmalı mı, tanınmamalı mı?

Afgan halkı üzerinde korku dağları sararken hakim kılınmaya çalışılan duygu, erkekler için gelen ağam giden paşam, dünyanın görmezden geldiği kadınlar için karanlık günlere geri dönüş ve çaresizlik.

Dünyada yaşanan değişim sürecini takip ederek gereken tedbirleri almak ülkeyi yönetenlerin asli sorumluluğudur.

Küresel salgın ile çatışmalar ve belirsizliklerin hüküm sürdüğü bugünün dünyasında Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik önemi bir istikrar ve güven kalesi durumundadır.

Ülkemiz artık sadece Kuzey Atlantik ittifakının bir kanat ülkesi konumunda değildir. 

Avrasya kuşağında merkezi bir konumda bulunan politik, güvenlik ve ekonomik açılardan rol oynayan ve önem kazanmış bir Türkiye vardır.

Bir taraftan küreselleşme hareketleri içinde yer almaya çalışırken, ticari ilişkilerinde ülke sayısını artırma yoluna gidebilmiş, aynı zamanda Avrupa Birliği entegrasyonu içinde yer alma iradesini ortaya koyabilmiştir.

Çevre denizlerinde hak ve menfaatleri başta olmak üzere coğrafyasındaki gelişmeler dünyanın en hassas ve duyarlı bölgesinde olan Türkiye’nin rollerine ve etkinliklerine yenilik ve hareketlilik getirmiştir. 

Dışarıda izlediği politikanın bir yandan çevresindeki mevcut ve potansiyel ihtilafların kontrol altına alınmasına, diğer yandan bölgesel entegrasyon ve işbirliği yoluyla kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik olması gayet normaldir. 

Ancak, ilk önceliği ulusal güvenliği olan Türkiye’nin NATO’da bulunması demek ne Rusya’ya ne Çin’e karşı hasmane bir tutum içine girmesini gerektirir ne de Batı Dünyası’nın politikalarına hizmet etmesini dikte eder.

Hegomonik güçlerin dümen suyunda izlenen politikaların ülkemize onca sorun yarattığı ve özellikle de insanımıza çok zarar verdiği ortadayken, öngörülemeyen sonuçların doğduğu politik ve askeri angajmanlardan mutlaka gerekli dersler çıkarılmalıdır.

Dış politika hedefleri ve ulusal gücünü oluşturan çeşitli öğeleri arasında bir denge kurmak zorunda olan Türkiye kendine yönelecek risk ve tehditleri hudutları ötesinde bertaraf etmelidir.

Batı toplumu ile bütünleşme hedefinde olan Türkiye; son zamanlarda erozyona uğratılmış olsa da demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti kimliğiyle, İslam coğrafyası’na çağdaşlık ve medeniyet zemininde rol model olmalıdır.

Genel durumun doğru analiz edilmesiyle, birlik ve beraberlik içerisinde dinamik ve güçlü bir iç yapı ile kendi özgün iradesi doğrultusunda kararlı, doğru ve yalın atılacak adımlar, Türkiye’yi daha öncü kılacak ve daha gönençli yapacaktır.

Son sözse; Başkalarının eline bırakılan yazgının telafisi güçtür.