1. Haberler
  2. Analiz
  3. 8 Kasım’ın 10 Kasım’a dair düşündürdükleri

8 Kasım’ın 10 Kasım’a dair düşündürdükleri

featured

Arda Gülbeyaz yazdı…

Kasım ayının ilk haftasında Kocaeli’de yaşanan iki zıt gelişme hepimize Türkiye’nin ideoloji ve meşruiyet mücadelesini göstermiştir. Bir yanda ülkemizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk için düzenlenen mevlit okutulması hadisesi konuşulurken; diğer yanda onun kurduğu sosyal devletin çürümesini ispat eden korkunç bir işçi faciası yaşanmıştır.

Bu iki olayın aynı şehirde, aynı zaman diliminde meydana gelmesi, üzerine düşünüldüğünde görülecektir, derin bir toplumsal ve politik mesaj taşımaktadır.

Kocaeli müftüsü Mehmet Sönmezoğlu’nun beyanı esas kabul edilecek olursa yıllardır 10 Kasım öncesinde kentte tüm camilerde Atatürk için mevlit okutulması yönünde alınan kararın bu sene fazlasıyla gündemi işgal etmesi düşündürücüdür. Oturup analiz yapacak olursak, amaç Atatürk anmalarını seküler çerçeveden çıkarıp dini bir pratik eksenine oturtarak yeni bir anlam üretmek midir diye sormak gerekir.

Önceki başkanı yüzünden yıpranmış, hırpalanmış durumdaki Diyanet’e bağlı bir kurumun bu adımı, “Atatürk’ü biz de sahipleniyoruz” mesajıyla toplumun laik kesimlerindeki tepkiselliği yumuşatmayı mı hedeflemektedir?

Evet, büyük saygı ve sevgi beslediğimiz Atatürk için mevlit okutulması, hutbelerde yer almamasını eleştiren bizler için olumlu bir adım gibi gözükse de bu durum, beraberinde ciddi bir ideolojik riski de getirmektedir. Atatürk’ü fikirlerinden koparma, onu sadece “ruhu için dua edilen bir ölü figür” haline getirme tehlikesi söz konusudur. Acaba bu gelişmeyi Atatürkçülüğü dönüştürme ve etkisizleştirme stratejisi olarak mı tanımlamalıyız?
Diğer bir yandan da gerçekleşen bu hadise, 28 Şubat’a giden sürecin ekran yüzlerinden olan Aczmendiler’in protesto çağrısı yapması sonucu cılız kalmış (sadece 25 kişilik) bir eylem yapılmasının önünü açmıştır ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik, Menderes’in akıbeti üzerinden darbe imalı tehdit içeren X paylaşımları yapan adını anmak istemediğim provokatör hemen tutuklanmıştır. Bu provokatöre karşı uzun süredir laik kesimde birikmiş olan öfke boşaltılmak mı istenmiştir?

Bu tartışma yürürken, 8 Kasım cumartesi günü Kocaeli’nin sanayi açısından stratejik Dilovası ilçesinde bulunan kaçak bir parfüm fabrikasında çıkan yangın devlet kapasitesinin ve ahlaki düzeyin çöküşünü acı bir şekilde ortaya koymıştur. Olayda 6 kişi hayatını kaybetmiş, 7 kişi yaralanmıştır. Hayatını kaybedenler arasında 16 yaşındaki C. E. ve 17 yaşındaki N. T. de dahil olmak üzere çocuklar/reşit olmayanlar bulunmaktadır.

Kocaeli Valiliği ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç olayın hemen ardından soruşturma başlatıldığını, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ise 2 Mülkiye Müfettişi görevlendirildiğini açıklamıştır ancak asıl skandal, bu facianın önlenebilir olduğunun ortaya çıkmış olmasıdır. Fabrikanın Aralık 2024’te CİMER’e şikayet edildiği öğrenilmiştir; şikayette, iş yerinde yaklaşık 15 kişinin (kadınlar ve çocuklar dahil) sigortasız çalıştırıldığı, iş güvenliğinin hiç olmadığı, işçilerin kovulma tehdidiyle sömürüldüğü ve 70 lira karşılığında “yemeği kendiniz yiyin” denilerek para verildiği belirtilmiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, olay yerine gelerek incelemelerde bulunmuş ve Bakanlığın süreci yakından takip ettiğini, başmüfettişler ve müfettişlerin incelemelere başladığını ifade etmiştir. Bakan Işıkhan ek olarak kusuru ve ihmali olanların hesap vermesi için takipçi olacaklarını vurgulamıştır. Basın mensuplarının kayıt dışı işçi çalıştırılması iddialarına karşılık iddiaların titizlikle incelendiğini belirtmiştir.

Patlamada çocuk işçilerin bulunması, sadece iş güvenliği ihlalini değil, devletin denetim kapasitesindeki ciddi zafiyeti de gözler önüne sermektedir. Çalışma Bakanlığı, SGK, belediye ve İşkur’u kapsayan denetim zincirinin hiçbirinin süreci doğru yönetememesi, sistemsel körlüğe işaret etmektedir. Bu tablonun “aktif ihmal” olarak tanımlanması gerekir, yani birilerinin çıkarı uğruna risklerin görmezden gelinmesi anlamına geldiğinin vurgulanması önemlidir. Kamuoyunun olayı para dolu bavullarla kaçan patron üzerinden bireysel hataya indirgemesi ise sistemsel suçun görünmez hale gelmesine neden olabilir, dikkatli olmak elzemdir.

Aynı şehirde bir yanda “Atatürk için mevlit okunması”nın, diğer yanda “çocuk işçi ölümleri”nin konuşulması, derin bir ideolojik çelişki yaratmaktadır. Mevlit, devletin kurucusunu anarken; çocuk işçi ölümleri ise “Atatürk’ün sosyal devlet ideallerinin” öldüğünü acımasızca önümüze koymaktadır. Bu tablo, devletin kurucusunu hatırlatır görünürken, bize miras bıraktığı ilkelerinin ise fiilen inkâr edildiği bir duruma işaret eder.

Bu ideolojik çelişki, facianın ardından halkın yüksek sesli tepkisiyle somutlaşmıştır. Kocaeli Valisi İlhami Aktaş ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, taziye alanına gittiklerinde vatandaşların şiddetli tepkisiyle karşılaşmışlardır ve haberlerde ifade edildiği şekliyle alandan “kovulmuşlardır”. Bir vatandaşın, Başkan Büyükakın’a hitaben, “Başkan, sizin bu bina önünde fotoğrafınız vardı, yine çekilmek ister misiniz? Sizin burada değil cezaevinde olmanız lazım” şeklindeki sözleri, halkın devlete olan güveninin ne denli sarsıldığını ortaya koymuştur.

Kocaeli’de yaşananlar, Türkiye’deki sistemin çürümesini sembolik olarak yansıtan trajik bir tablodur. Atatürk’ü 10 Kasımlarda anmak değil, anlamak ve yaşatmak esastır. Atatürk’ün fikirleri yaşatılmadığında, mevlitler onun ruhuna değil; fikirlerinin ölmesine okunan dualara dönüşür. Çocukların sömürüldüğü, ihmalin aktif bir çıkar mekanizması haline geldiği bir düzende, kurucu değerlere sadece kutlama/anma törenlerinde sahip çıkmaya çalışmak beyhudedir. Aksi halde, törenlerin ardında fikri bir ölüm gerçekleşmeye devam edecektir.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!