1. Haberler
  2. Analiz
  3. Atatürk’e ‘Türk’ adı verilmesinin gerçek nedeni…

Atatürk’e ‘Türk’ adı verilmesinin gerçek nedeni…

featured

Prof. Dr. Anıl Çeçen, Atatürk’e TBMM’ce ‘Atatürk’ adı verilmesinden yola çıkarak Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundaki temel kilit taşları hakkında yazı yazdı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Balkanlardan ve Hazar bölgesinden gelen Türk milliyetçilerinin baş rol oynadığını vurgulayan Çeçen günümüz gerçeklerine uzanan tarihsel derinlik üzerine çarpıcı analizlerde bulundu.

Prof. Dr. Anıl Çeçen, “Atatürk adı, Türklerin atası anlamında, Türk ulusu tarafından ulusal kurtuluş savaşının önderi Mustafa  Kemal’e, Türk ulusu adına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından verilmiştir.” gerçeğinden yola çıkarak ilginç saptamalarda bulundu.

Çeçen, Atatürk’ü birinci elden etkileyenlerin Türkçülük bilincine ulaşmış Hazar Türkleri’yle Balkan Jön-Türkleri  olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda bu iki bölgeden gelen kişilerin rol oynadığını vurgulayarak bugün artık “Solda Atatürkçülük sağda Türkçülük ile Türkiye Cumhuriyetinin bir yerlere gidemeyeceği aksine, güç kaybederek dağılmaya doğru sürükleneceği son yıllardaki gelişmeler ile doğrulanmıştır. Türk toplumunun sağ kanadının liberal politikalar ile, sol kanadının ise sosyal demokrat görünümlü neo-liberal politikalar ile teslim alınmasının önüne, ancak eskisi gibi bir Türkçü ve Atatürkçü birlikteliği ile geçilebilecektir.” diye yazdı.  

Anıl Çeçen’in, “prof-dr-anil-cecen.blogspot.com” sitesinde yer alan son yazısının özeti şöyle:

(…) Atatürk ile  Türk dünyası ve Türkçülük akımı arasında kopmaz bir siyasal bağlantı bulunmaktadır. Tarihten gelen Türklük birikimi olmasaydı, bugün dünya sahnesinde bir Türk ulusu olmayacağı gibi Türkiye cumhuriyeti gibi bir ulus devlet de kurulamazdı. Bu gerçek dikkate alınırsa, geçmişten gelen Türkçülük birikimi sayesinde, Türk ulusu kendi ulus devletini Atatürk’ün önderliğinde kurabilmiştir.

Yusuf Kemal Tengirşek (Kırmızı işaretli)

(…)

Yedi yüzyıllık bir imparatorluğun dağılması sonrasında geri kalan ahalinin merkez ülke Anadolu topraklarına gelerek dışa karşı direnişe geçmesiyle sürdürülen ulusal kurtuluş savaşı, merkeze gelerek direnen çeşitli halk topluluklarının Türk üst kimliği altında birleşerek orta boy güçlü bir devletin koruması altına  girişlerine yol açmıştır.

Eski Osmanlı ülkelerinden göç ederek gelen eski Osmanlı ahalisinin bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti devleti  vatandaşı olmalarına rağmen, Türklüğü kabul etmeyerek geçmişten gelen eski etnik ya da dinsel kimliklerini korumak istemişlerdir. Toplam nüfus içerisinde beşte birlik bir oran doğrultusunda  yer alan bu gruplar, sonraki aşamada ulus devlete geçerken problem olmuşlar, farklı devlet modellerine angaje olarak emperyal devletlerin dış desteği ile Türk ulus devleti yerine başka tür devlet oluşumlarına yönelmişlerdir.

Ne var ki, o dönemin koşullarında istediklerini elde edemeyenler, Türkiye cumhuriyeti vatandaşı kalarak  tutumlarını sürdürmüşler, alt kimlikçi ya da emperyal devletler ile işbirlikçi veya gayrimüslim yapılanmalar doğrultusunda oluşumlara kalkıştıklarında Türk kimliğine, Türklüğe ve Türkçülüğe karşıt bir çizgide yeni siyasal arayışların öncüsü olmuşlardır.

Normal koşullarda, Atatürk’ün büyük mücadeleler sonucunda kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlanmış olan insanların Türklüğü benimsemeleri ve Türkçü olmaları beklenir.

(…)

Osmanlı ahalisinin büyük çoğunluğunun Asya topraklarından gelen Türkmen ve Yörük boylarından oluşması nedeniyle, imparatorluk sonrası aşamada, merkezi otorite boşluğunu dolduracak ulusal insiyatif, Türkçülük akımının getirmiş olduğu birikim sayesinde  elde edilebilmiştir.

Türklük on bin yılı aşkın  bir birikimin ürünü olmasına rağmen, Türkçülük  Fransız devrimi sonrasında eski Hazar coğrafyasında gündeme gelen milliyetçilik cereyanlarının bir ürünüdür.

(…)

Batılı ülkelerin desteklediği Balkanizasyon süreci sonucunda…  Anadolu’dan ve Rusya’dan gelen Türkçüler’de İsviçre’nin Cenevre kentinde  beşinci Türkçülük Kongresini düzenleyerek, Anadolu’yu Türklerin anavatanı ilan ediyorlar ve  bu ülkede bağımsız bir Türk devletinin kurulmasını karar altına alıyorlardı.  Bu toplantıda yer alan  Yusuf Akçura, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Mahmut Esat Bozkurt  ile Yusuf Kemal Tengirşek gibi Türkçüler, sonraki aşamada bu kongrede alınan kararları Osmanlı genel kurmayı üzerinden Atatürk ve arkadaşlarına ulaştırıyorlardı. Böylece Avrupa’dan kovulan Türkler bu kıtanın yanı başında yer alan bir büyük yarımadayı Türklerin ana vatanı ilan ederek bu ülkede ilk bağımsız Türk devletinin kurulmasını karar altına alıyorlardı.

(…)

Rusya’da kurulamayan Hazar devleti ile, Kafkasya’da kurulamayan Kafkas devleti ve Makedonya’da kurulamayan Balkan devletinin boşluklarını doldurmak üzere geleceğe yönelik bir Türk devleti tüm bu bölgelerden göç ederek merkeze gelen eski Osmanlı ahalisini kapsayacak bir biçimde, Anadolu yarımadası üzerinde kuruluyordu. Avrupa’dan, Rusya’dan ve Kafkasya ile Orta Asya’dan kovulan Türklerin Türkçülerin öncülüğünde dünyanın merkezi bölgesinde yeni bir Türk devleti kurmaları, Türklüğün tarih sahnesinden silinmesi çabasını önlediği gibi,Türklere de geleceğe dönük  yeni bir ufuk açıyordu.

Anadolu topraklarında verilen ulusal kurtuluş savaşı sırasında, hem Rusya’dan gelen Türkçüler hem de Avrupa’dan gelen Jön-Türkler, batının emperyalist ordularına karşı sırt sırta savaşmışlar, emperyalizmin merkeze egemen olmasını önledikten sonra, yeni Türk devletinin kuruluşunda önemli roller almışlardır.

Kuvay-ı Milliye’nin öncü kadrosunda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yönetiminde ve daha sonra oluşturulan bakanlıklar ile kamu kurumlarının çoğunda hem Hazar bölgesinden gelen Türkçüler hem de Avrupa’dan gelen Jön-Türkler önde gelen görevleri üstlenmişler ve çok kısa bir sürede çağdaş bir cumhuriyet devletinin ortaya çıkışında etkili olmuşlardır. Macaristan’dan gelen Türkologlar ile işbirliği yapılarak dünyanın tam ortasında çağdaş bir Türk devleti geçmişin birikimleri üzerine inşa edilmiştir. Türk asıllı olan Macarların  Avrupa kıtasının ortalarında 8.ve 10. Yüzyıllar arasında bir Türk imparatorluğu kurması gerçeği dikkate alınarak Budapeşte merkezli Türkoloji biliminden fazlasıyla yararlanılmış ve bu kaynaklardan sağlanan desteklerle, yeni Türk devletinin başkenti Ankara’da ilk yüksek öğrenim kurumu olarak Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi oluşturulmuştur. Yeni kurulan  devletin hukuk düzenine kavuşabilmesi için ikinci olarak Ankara Hukuk Fakültesi, gene önde gelen Türkçülerin  önderliğinde açılarak cumhuriyetin hukukçularını yetiştirmiştir.

“Milli hatip” olarak anılan Hamdullah Suphi Tanrıöver

Rusya’da çıkan Türkçülük ile Avrupa’da gelişen Jön-Türkçülük  anavatan Anadolu’da  Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, Atatürk’ün yanı başında yerlerini alıyorlar ve sahip oldukları bütün siyasal birikimi bu yeni Türk devletinin gerçeklik kazanması için seferber ediyorlardı. Kurucu önder Atatürk’ün liderliğinde Türkçülük ve Atatürkçülük akımları bir araya gelerek birbirlerini tamamlıyorlardı.

Emperyal devletlere karşı güçlü ve büyük bir merkezi devletin oluşturulmasında, Sovyet devrimi sonrasında Sovyetler Birliğinin merkezi coğrafyaya girişinin önlenmesinde Türkiye Cumhuriyeti güçlü bir tampon devlet olarak ortaya çıkmış ve bölge için barış ile güvenlik üreterek savaşların sona ermesini sağlamıştır. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne, Finlandiya’dan Kore’ye kadar çok  geniş bir alana yayılan Türk dünyasının tam ortasında bağımsız bir Türk devletinin kurulmasında Avrupa, Rusya ve Asya bölgelerinden gelen Türkçülük akımı ve birikiminin son derece önemli etkileri olmuştur. Tarihi ve coğrafyayı iyi bilen Türkçüler ile birlikte hareket eden Atatürk, merkez ülkede bağımsız Türk devletinin kurarken Türkçülük birikimini en üst düzeyde değerlendirmesini bilerek hareket etmiştir. Türkçülük kongrelerini düzenleyen Türkçü önderlerin Atatürk’ün hükümetlerinde  bakan  ya da danışman olarak yer alması bu durumu göstermektedir. Yusuf Akçura  hem milletvekili hem de Tarih Kurumu  kurucu  başkanı olarak, Atatürk’ün yanında yer almıştır. Mahmut Esat Bozkurt, Yusuf Kemal Tengirşek, Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi Türkçü liderler de  hem milletvekili hem de bakan olarak gene Atatürk’ün en yakın çalışma arkadaşları olmuştur. Bir anlamda Atatürk’ü yaratan ve onun üzerinden Atatürkçülüğü, Türk ulusunu ve cumhuriyetini var eden siyasal birikim haline dönüştüren, tarihten gelen Türkçülük akımı olmuştur. Türkçülük birikimi Türk devletini yaratmış ve Atatürk bu siyasal birikimin kurucu önderi olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Böylesine iç içe geçmiş bir birliktelik, Türkçülük ve Atatürkçülük akımlarını yan yana getirmektedir.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında iç içe geçmiş olan Türkçülük ve Atatürkçülük akımları, daha sonraki aşamada içine girilen soğuk savaş koşullarında birbirinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

(…)

Emperyalizmin eskisinden daha güçlü bir biçimde bir anlamda süper emperyalizm olarak dünya uluslarının üzerine küreselleşme maskesi altında saldırdığı yeni dönemde, Atatürkçülük ve Türkçülük akımlarının artık cumhuriyetin kuruluş yıllarında olduğu gibi birlikte ve beraber hareket etmesi gerekmektedir.

Solda Atatürkçülük sağda Türkçülük ile Türkiye Cumhuriyetinin bir yerlere gidemeyeceği aksine, güç kaybederek dağılmaya doğru sürükleneceği son yıllardaki gelişmeler ile doğrulanmıştır.

Türk toplumunun sağ kanadının liberal politikalar ile, sol kanadının ise sosyal demokrat görünümlü neo-liberal politikalar ile teslim alınmasının önüne, ancak eskisi gibi bir Türkçü ve Atatürkçü birlikteliği ile geçilebilecektir.

Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet payidar kalabilmesi için artık Türkçüler Atatürkçü, Atatürkçüler de Türkçü bakış açısını anlamak ve bir ulusal dayanışma içerisinde her türlü emperyal  dış müdahaleye karşı ortak hareket ederek ciddi anlamda bir vatan savunması yapmak zorundadırlar.

Türkiye Cumhuriyetinin ayakta kalabilmesi, bütün Türk dünyası için bir bağımsızlık güvencesi olacaktır.

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!