1. Haberler
  2. Kültür - Sanat
  3. Deliler koğuşu ‘Uyanış’

Deliler koğuşu ‘Uyanış’

featured

Serkan Arslan yazdı…

‘İnsan bir maddedir. Bulunduğu ortama göre şekil değiştirir. Siz belki onu dışarıdan bakınca aynı görürsünüz ama içindeki şeytan ona yeni bir yüz kazandırır.’

Bir maddenin durağanlaşması hali ile bir insanın aklını yitirmesi aynı durumdur. Benim adım Ahmet Arif, bana göre buradaki deliler, içlerindeki şeytanı yenmiş ve yeni bir yüze ihtiyaç duymadıklarını fark ettikleri için buraya kapatılmış olabilirler. Geçmiş ve gelecek arasında ki aldatıcı yanılmayı görebiliyorum.

Bugün günlerden iyi bir gün. Ne güzel bir gün ki henüz sınanmadık ve ne gariptir ki içimizde günah işlemeye hazır bir masum var. Günlüğümdeki sayfanın sonuna geldiğimde odamdaki gün ışığının içime nasıl işlediğini hissediyorum. Yeni bir sayfayı çevirmek zorundayım. Bir palyaço var yazılmayı hak eden. Sihirbazların gösterilerini hep sevmiştim ve onların inatçı bi tavırla sürekli aynı illüzyonu tekrarlayarak yaptıkları gösterileri defalarca izlediğimi biliyorum. Bundan mıdır bilmem ama bir palyaço o bu sabah kırımızı bisikletiyle Pembe Köşk Tımarhanesinin önünde geziniyordu. Bir parantez açın buraya bisikleti kırmızı bir palyaço iyidir. Onu gördüğümde etrafta kimseler yoktu. Gün yeni ağarmıştı. Bisikletinin tekerleri hep aynı yönde dönüp duruyordu. İlk başta bir rakam çizdiğini düşünüyorum. Bir ara durdu ve bana baktı. İşaret parmağıyla orta parmağını ayırıp iki gözüne işaret ederek bana baktı. Ve anlamam için dudaklarını hareket ettirdi. Tekrar baktığımda bisikletiyle oluşturduğu şeklin sekiz rakamı olmadığını anladım. Bu bir sonsuzluk işaretiydi. Bana ne anlatmak istiyordu bilmiyorum. Yüzündeki renkli boyalardan onu tanıyıp tanımadığımı bile bilmiyordum. Sanki o beni tanıyor gibiydi. Ama bana palyaçonun çizdiği sonsuzluk işareti neyi ifade edebilir ki?

Belki de sabaha kadar uyumamış olmanın etkisiyle beynimin bana oynadığı bir oyundu bu ve ben bir halüsinasyonun içindeydim. Bilemiyorum, yastığa başımı koyduğumda yeni bir düşünce, yeni bir bakış acısı görmem gerektiğini söylemeye çalışıyordu. Bir palyaçonun kırmızı bisikletiyle ruhumda ki maddeye şekil vermeye çalışması duygularımı yeniden gözden geçirmeme sebep olacak mı bilmiyorum?  Bugün Süveyda’nın ilaçlarını verirken bu garip olayı ona anlatmalıyım.

Bakış açını değiştir…

Saat 9:30, güneş pencerede, deliler bahçede geziniyor. Süveyda odasında bekliyor. İçeri girdiğimde elindeki kalemi kenara koydu. Defterini kapattı ve yastığının altına bıraktı. Merhaba Ahmed nasılsın sorusuyla beni gördüğüne mutlu olmuş gibi gözüküyordu. Belki de o da yalnızlıktan sıkılmış ve konuşacak birini arıyordu. Ama ben pahalı cümleler severim. İyi olduğumu söylediğimde yeni bir soruyla konuşmak istediğini belli etmişti. Hangi renkli ilaçları getirdiğimi sordu. Bende kırmızı ve mavi olanları göstererek sorusunu cevapladım. Gülümsedi yine o derin kuyudan bir tas su verip karanlığına çekildi. Bu sefer kararlıydım. Onunla konuşmak bende unuttuğum bir şeyi yeniden hatırlatmama sebep oluyordu. İstemsizde olsa buna ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Mantıksız olduğunu biliyorum ama bir arayış içerisinde onun bir anlamı olmalıydı. Şimdi tam sırasıydı. Doktorlar vizitelerini tamamlamış, sabah temizliği yapılmış ve Başhekimin emrettiği bütün işler itinayla yapılmıştı. Katlardaki gereksiz kalabalık azalmış ve güneşli bir günün bütün azizliği ile bahçede gezintiler başlamıştı.

Süveyda hala dışarı çıkmamakta kararlıydı. Bu oda bize uzun bir sohbet için ev sahipliği yapacak gibi görünüyordu. Ona sormadan bütün cüretimle masanın önünde duran sandalyeyi çekip oturdum. Hissediyorum. İşte başlıyor. O derin kuyuya inmenin heyecanıyla ilk sözlerimin beni bağışlayıcı ve affetmesi dileğiyle sahneyi açıyorum.

–  Dün gece bir rüya gördüm. İçinde bisiklet vardı. Bisikletin üstünde kırmızı pabuçlarıyla daireler çizen bir palyaço vardı. Palyaçonun üstünde bulutsuz bir gökyüzü vardı. O gökyüzünün içinde renkli uçurtmalar vardı. Uçurtmaların püsküllerinde kuş tüyü vardı. Müthiş bir bahar havası ile her şey yerli yerine oturmuş gibiydi. Ama ben bu rüyanın içinde bir kaldırım taşına oturmuş dertli bir şekilde duruyordum. Neden mutsuzum?

–  Bütün güzelliklerden bahsettiğine emin misin? Bu rüyada sanki bir şey eksik gibi geliyor bana Ahmed. Bu bahara bir çiçek gerekmez mi? Hayatımızda her şeyin yerli yerinde olmasından rahatsız olmayız gibi düşünürüz. Ama bunca düzen içinde kendi kaosumuzu aramaktan da vazgeçemeyiz.

–  Bir çiçekten nasıl bir kaos çıkarır insan, bunca rengin bunca güzelliğin arasında daha fazlasına ihtiyaç duymak haksızlık değil mi?

–  Belki de ihtiyacımız olanı değil, farklı olanı istiyoruzdur. Dikkat ettiysen anlattığın rüya bir resim karesini andırıyor. Her şey o kadar yerli yerinde ki bir anı olamayacak kadar cansız. Oysa ki anılarımız resimlerden daha yüksek çözünürlüğe sahiptir. Senin resminde sahiplenmeye çalıştığın bir şey var. Anılarımız ise aitlik taşır. Bizim ait olduğumuz acılar ve mutluluklar.

–  Bu anlattıklarınızdan ne çıkarmam gerektiğini anlayamadım.

Bir delinin tüm bu konuşmalardan ne çıkarması gerektiğini beynimde sorguluyorum. Bir sürü cümle ile hafızamda uyandırılmaya çalışılan bir çocuk var gibi. Yüzümdeki soluk ifadeden hiçbir şey anlamadığımı fark etmiş olacak ki ayağa kalktı. Yatağının ucuna oturup nefesini hissedeceğim kadar kısa bir mesafeden konuşmaya başladı.

–  Bence burada benden istediğiniz şey aslında sizin de bildiğiniz ama hatırlamaktan korktuğunuz bir gerçek. Sevgili Ahmed burada renklerle saklamak istediğin karanlık nedir? Karar vermek için mantığını kullanmak zorunda değilsin. Sadece anlamaya çalış. Bir anlam arayışında olduğunu anlamaya çalış.

İçimden bir ses buradan hemen kalkıp uzaklaşmam gerektiğini söylüyor. Hadi kalk ve kapıyı çekip çık. Burada seni karanlığa çeken bir şey var. Bu kötülük değil. Bu doğal saf karanlık. Yerinden kakmak istedim ama bir an dengemi kaybettiğimi ve kalkamayacağımın farkına vardım. Gözlerimin önüne bir resim geldi. Hayal mi gerçek mi olduğunu hatırlayamadığım güzel bir kadın görür gibi oldum. Gözlerimi tekrar açtığımda yatağımda uzanmış yatıyordum. Muhittin baş uçumda bekliyordu. Beni fark etmiş olacak ki dinlenmemi ve kendimi yormamamı istedi. Gözlerimi daha fazla açık tutamayacağım. Yorgunum…

 

 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!