1. Haberler
  2. Analiz
  3. Mustafa Kemal, İstanbul’un Kurtuluşu ve Tarihî Maddecilik

Mustafa Kemal, İstanbul’un Kurtuluşu ve Tarihî Maddecilik

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

Tam 101 yıl önce (5 Ekim 1923), önce Kuvay-ı Milliye olarak örgütlenen, sonra düzenli orduya dönüşen Türk Ordusu, Üsküdar’a girdi. 6 Ekim’de İstanbul istilacılardan arındırıldı. Atatürk, Samsun’a çıkmadan önce, ”Geldikleri gibi giderler” demişti, dediği oldu. 102 yıl önce (6 Ekim 1922) Çanakkale, düşman işgalinden kurtarıldı. Çanakkale, 1. Dünya Savaşı’nda destansı bir zaferin adı olmuştu. O savaşta, Çanakkale’yi geçip İstanbul’a girmeyen İtilaf Devletleri, mütarekeden yararlanıp, 16 Mart 1920’de şehri resmen işgal etti. Düşman İstiklal mücadelesinin mutlak biçimde zafere ulaşmasıyla, İstanbul’u hakiki sahiplerine bırakarak gitmek zorunda kaldı. Kalamazlardı; çünkü karşılarında, ölüm ya da istiklal seçeneğini, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde kabul etmiş bir lider ve millet vardı. Bu irade karşısında taş olsa erir… Ayrıca kendi devlet politikaları açısından da doğru olanı yaptılar, vatan ve bağımsızlık için ölmeyi mutlak bir hedef olarak gören Türklere karşı bir kez daha savaşmak, onlara büyük bir ekonomik ve politik felaket getirecekti. Ana vatandaki iktidarları sarsılacak, dünyanın başka yerlerindeki sömürgelerini kaybedeceklerdi. Son tahlilde yine öyle oldu, ama… Kurtuluş Savaşı, emperyalizme en büyük yenilgiyi yaşatan bir büyük zafer olarak, kendinden sonraki tüm bağımsızlık savaşlarına esin kaynağı oldu. Emperyalistler, geldikleri gibi gitmek zorunda kaldılar.

Ya İstiklal ya Ölüm, sadece bir slogan değil, tarihin derinliklerinde olgunlaşan bir bilim ve bilinç noktası…

İŞGALE ATEŞ İLE YANIT VERMEK

Bu gerçeği, ancak maddeci tarih bilincine sahip, dünya gerçeğini kavramış, gerçek bir vatansever dile getirebilirdi. Cesaret, vatanseverlik ve tarih bilinciyle birleşince ortaya Mustafa Kemal Atatürk çıkıyor.
Anadolu’yu kendi kuvvetleri ile değil Yunanlıları vekil tutarak işgal etmeye yeltenen İtilaf devletlerine direnmek gerektiğini düşünen Osmanlı paşaları da vardı. Erkân-ı Harbiye-i Umumi Reisi Fevzi Paşa gibi…
Fevzi Paşa, İzmir’e çıkmaya hazırlanan Yunanlıların, adalara asker yığmaya başladığı haberini aldıktan sonra, bu teşebbüse şiddet ve ateşle karşılık vermek gerektiğini söylemiş, buna karşılık Osmanlı hükümeti Yunan işgaline cevaz vermişti; bu koşullarda Fevzi paşanın artık yerinde kalmasına imkân yoktu. Yerine Cevat Paşa vekalet etmeye başladı, kendisi de Fevzi Paşa gibi işgale ateşle cevap vermek gerektiğini savunuyordu.

Atatürk, anılarında bu durumu, yani Osmanlı hükümetinin ihanetine karşın, devlet ve asker içerisinde vatanseverlerin olduğu gerçeğini ve onlarla ittifak olunması gerektiğini tüm açıklığıyla anlatır.

‘İSTANBUL’DAKİ RAHATIMIZI FEDA ETMEMEK İÇİN KOSKOCA MEMLEKETİ VERİYORUZ’

”Samsun’a gitmememi geciktirecek, artık herhangi bir sebeb kalmamıştı. Müfettişlik karargâhını Samsun’a nakledecek vapur 16 Mayıs günü Galata rıhtımında sabahtan akşama kadar hareket emri bekleyecekti. Veda etmek için Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğine gittim. Masanın üstünde bir harita vardı. Fevzi Paşa’nın gözlerinden, yüzünden ve tavrından çok dolgun olduğunu anlıyordum. Cevat Paşa’nın ne düşündüğünü de bir gece evvelki sadaret konağındaki buluşmamızdan biliyordum. Fevzi Paşa’ya dedim ki: ‘Paşam vaziyeti nasıl mütalaa ediyorsunuz?’ Gök gürler gibi bağırarak: ‘Anlamıyorum ki efendim’ dedi (ve sağ elinin şahadet parmağıyla haritada İstanbul noktasını göstererek) ‘Buradaki rahatımızı feda etmemek için koskoca memleketi veriyoruz, bu ne akıldır?’ İçimden sevindim ve daha ferahladım. Cevat Paşa da: ‘Öyle oluyor!’ der gibi bakıyordu. Hatırımda iyi kaldıysa arkadaşlara şunları söyledim: ‘Hakikat sizin dedikleriniz ve düşündüklerinizdir. Ben bunu ispat etmek için Anadolu’ya gidiyorum. Aramızda uzun görüşmelere lüzum olmadığını da görüyorum. Yalnız sizlerden bir şey bekliyorum: Bana yardım edeceksiniz.’ ‘Tabii… Evet…’ Cevat Paşa’ya döndüm: ‘Bilhassa siz Paşam… Asıl salahiyet makamında şimdi siz bulunuyorsunuz. Beraber yürüyebilecek miyiz? ‘Elbette…’ ‘O halde ilk iş olarak, Ulukışla taraflarında bulunurken şimendiferle nakillerine müsaade olunmayan Yirminci Kolordu’nun yürüyerek Ankara’ya hareket etmelerini emir buyurunuz!’ Önündeki bloknota işaret etti: ‘Emir vereceğim’ dedi.”

BÜYÜK KURMAY, POLİTİK BİR MAHARET

Görüldüğü gibi Atatürk, bir ulusal kurtuluş savaşı için mümkün olan en geniş cephede ittifaklar kurulması gerektiğini tespit etmiş, hatta hıyanet içinde olan Osmanlı hükümetindeki vatanseverlerin seferber edileceğini görmüştü. Kurtuluş Savaşı ve takip eden aşamada Lozan görüşmeleri dahil olmak üzere, ne Batı’ya angaje olan ne de bağımsızlık savaşımıza destek veren Sovyet Rusya’yı daimi müttefik olarak kabul eden bir anlayış göstermiştir. Halkçı ve ulusalcı bir ekonomi politika içerisinde, yabancı sermayeye, Türk kanunlarına uymak kaydıyla, belirli ölçülerde faaliyet izni vermiştir. Bunu yaparken Sovyetler’i küstürmemiştir. Boğazlar meselesi görülürken Rus temsilicisi, Boğazların sadece Türk gemilerinin geçişine açık olması gerektiğini savunmuştur.

Atatürk, Samsun’a gitmeden önce son Osmanlı padişahı Vahidüddin’le görüşmesinde, ”Emirlerinizi unutmayacağım” demiştir. Tek başına bu söz bile Atatürk’ün eşine pek nadir rastlanabilecek nitelikte mahir bir politikacı ve kurmay olduğunu gösteriyor. ”Emirlerinizi yerine getireceğim” demiyor. ”Aklımda tutacağım” diyor. İnce ve rasyonel bir ayrım.

Vahiüddin ve Damat Ferit kabinesi, Türklerin Anadolu’da bazı Rum köylerini basarak zalimlik yaptığı, olayların kontrol altına alınması için Mustafa Kemal’i Samsun’a gitmesi gerektiği söylüyor olmaları inandırıcılıktan uzaktır.

MUSTAFA KEMAL’İ KARADENİZ’DE BOĞMAYI PLANLADILAR

Kabine de Atatürk’le ilgili iki görüş vardı. Bir tanesi onu lehlerine kazanmaya çalışanlar, diğeri ise kendisine hiçbir surette itimat edilmemesi gerektiğini savunanlar: ”Mustafa Kemal’e emniyet edilemez! Bir takım menfi telkinler, belki hazırlıklar yapıyor. Bu adamı İstanbul’dan uzaklaştırmak lazımdır. Mustafa Kemal’i Anadolu dağlarına atmalı, orada çürütmeli!”

Temelde amaçlanan. Mustafa Kemal’i Samsun’a ulaşmadan Karadeniz’de boğmaktı. Mustafa Kemal, bu sinsi planın gerçekten yapıldığına, Samsun’a hareket etmeden hemen önce kanaat getirdiğini anlatıyor:

ANADOLU İLE OSMANLI HÜKÜMETİ ARASINDAKİ UZLAŞMAZ ÇELİŞKİ VE TARİHİ MATERYALİZM

”Bandırma Vapuru, Galata rıhtımında hazır bekliyor. Şişli’deki evimin önünde duran otomobile bineceğim sırada, gelerek beni büroma götüren dostum (Rauf Orbay), aldığı bir habere göre, benim ya hareketime müsade edilmeyeceği yahut vapurun Karadeniz’de batırılacağını söyledi. Yıldırımla vurulmuşa döndüm. Daha sonra vaktiyle uzun müddet yanımda çalışan bir erkân-ı harp de gelerek, maiyetinde çalıştığı bir -damattan- aynı şeyleri öğrendiğini bildirdi. Bir an yalnız kaldım. Ve düşündüm. Bu dakika düşmanların elindeydim. Beynimde bir şimşek çaktı: Tutabilirler, sürebilirler, fakat öldürmek! Bunun için beni Karadeniz’in çoşkun dalgaları arasında yakalamak lazımdır. Bu ihtimal mantıklıydı. Ancak benim için artık yakalanmak, hapsolmak, nefyolmak (sürgün), düşündüklerimi yapmaktan men edilmek, hepsi ölmekle müsaviydi (eşit). Hemen karar verdim. Otomobile atlayarak Galata rıhtımına gittim. Sandallarla vapura ulaştık. Kaptana yola çıkmak için emir verdim.”

İSTANBUL’UN İŞGAL GÜNLERİ GÜNÜMÜZE IŞIK TUTUYOR

Mustafa Kemal için vatanın sömürge boyunduruğunda kalmasıyla ölmek aynı şeydir ya da bağımsızlık yoksa ölmek gerekmektedir. Bu sadece içten gelen bir cesaret duygusu veya iradeci bir tutum değildir. Sıradanlaştırılabilecek bir adanmışlık hiç değildir. Hepsinden fazlasıdır. Gerçeği görme gücüdür. Bir büyük öngörüdür. Bunu ancak, tarihin sosyal ve ekonomik gelişim yasasını anlayanlar yapabilir.

Atatürk, tarihî gelişim yasasını, devlet teorisini, günün gerçeklerini vatansever ve cesur anlayışıyla birleştirdiği için lider oldu.

Çöken ve ihanet içerisinde olan Osmanlı hükümetiyle, Anadolu arasındaki, daha geniş anlatımla, Osmanlı ile Türkler arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi gördü ve çözülmesi gereken bu çelişkiyi çözecek hareketi, herhangi bir tereddüte kapılmadan başlattı ve sonuca ulaştırdı. Anadolu’nun kaderi özgür bir vatan, Osmanlı’nın tercihi işgalin kabulü idi.

Başarı için tüm milletti, hatta Osmanlı ve Hilafetten yana tavır alan kesimleri bile birleştiren siyasetleri yarattı.

Mustafa Kemal’in işgalden sonra İstanbul’da yaşadıkları ve aldığı tarihî karar günümüze ışık tutuyor. Hortlatılmaya çalışılan Neo Osmanlıcılığın iflâsa mahkûm olduğunu kanıtlıyor.
Bölgesel ya da dünya savaşından bahsedilen bu ortamda kurtuluş pusulası olarak bir kez daha tarih sahnesine çıkıyor.

İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu kutlu olsun.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!