Vedat Özdemiroğlu yazdı…
Az evvel pazartesiyi salıya bağladı gece Nihat abi.
Bayram bitti…
Ne gam, bana her günü de geç, her an bayram.
Lakin deliyim diye meselesiz de değilim çok iyi bildiğin gibi, canım Nihat abi.
Bir ay önce Ahmet Özdemiroğlu ağabeyim çok zorlu bir kalp ameliyatı geçirdi, çok şükür deyip rahat nefes aldık ki, bu kez Ankara’dan kara haber:
“Nihat Genç, entübe edildi.”
Sadece bildiğim değil, bilmediğim dualarım da seninle. Ortak dostlarımıza söyleyip durduğum cümle, “Bu durumu atlatacak biri varsa, o da Nihat Genç’tir” oldu; kolpadan da değil, sendeki azim, direnç, çalışkanlık, hak sevgisi ve memleket hayranlığı; güzel yurdumun güzel insanlarının mâlumu. Üstelik dostluğuna, kardeşliğine, mesai arkadaşlığına mazhar olmuş ben garip için uzaylardan, galaksilerden daha değerlisin kalemi benzersiz güzel ustam.
Seni tanımanın lütfû, efkârımı kâh dağıtıyor, kâh yoğunlaştırıyor; ne yapacağımı bilemez haldeyim abi.
“Bizim Vedat” derdin, Yunus Emre gibi, bu lafın bana verdiği kıvanç, geniş zamana asılı kalıp duracak.
Saatlar önce Can Laçin’le konuştum, oğlunla, ‘ne yazmak istersen köşem açık’ dedim, ‘yazarız beraber abi’ dedi. Can Laçin… Hani şu evdeki minik adam! Pazar akşamları, üniformamı giyip kasvetle vedalaşırken, kapıyı tutup “Gitmesin, gitmesin!” diye ağlayan aziz çocuk. Soylu eşin, canım Nuriye derdi ki “Oğlum bırak, geç kalıyo asker adam, gitsin gene gelsin!”
Can Laçin iyiden iyiye koparırdı yaygarayı: “Gelmesin, gelmesin!!!”
Can’ı herkes sona koyuyo, ne iyi yapmışsın abi başa alarak, dediydim.
Günü gelince sen de öyle yap, dedin.
Günü gelince öyle yaptım vallahi. Can Ilgaz koydum oğlumun adını. O da on beş ay evvel uçtu gitti göğe, o güzel adı kaldı yadigâr.
Bir kez doğana ölüm yok abi, halden hale geçiş var. Yükünden kurtulmuş ruh var, mânânın yorumu morumu değil, ta kendisi var. Ruh yoksa edebiyat nasıl olur, şiir niye sevilir, ruhlar kaynaşmasa hangi dostluk mümkün?
Haklısın canım Nihat Genç, yağmurdan öte kutsal su mu var?! Çok haklısın bizim Nihat Genç, rüzgârdan öte ilahi nefes mi var?!
Sana “Eee, bu kadar uzun yazarsan tabii haklı çıkarsın!” dediğimde nasıl güldüydün. Vallahi seni güldürmeyi hep çok sevdim. Rabbim nasip etti bize o eşsiz anları, şükürler olsun.
Tanışmamışken “Bu Çağın Soylusu” romanını okumuş, sarsılmıştım. Sen Leman’da yazmaya başlayınca mesai arkadaşı olduk. Yazıların çarpıcıydı, beynin kalbinin hizmetindeydi. Bazan ağlatıcıydı, yazarken ağladığına da eminim.
Asker oldum. Usta birliğim Ankara çıktı. Tuncay Akgün, ev telefonunu verdi, ararsın dedi. Ankesörlü telefondan aradım günün birinde, otuz yıl önce!
O cuma evci çıkınca buluştuk, tabii ki Engürü Kahvesi’nde, sen king oynadın, ben de durdum yanında. Kahvede değiştim üstümü, davetli olduğum mekâna seni de çağırdım, geldin, muhabbet harlandı, geceyarısı oldu, kopamadık, gel kal bizde, sohbet devam etsin dedin, geldim! Geliş o geliş. Kısa dönem askerliğimin hafta sonları Genç’lerin evinde geçti ondan sonra…
Aman Yarabbim, ne orjinal adamsın Nihat abi. Koltukta televizyona bakarken yere toz şeker döküp karınca besliyosun!! Hadi sen tuhafsın, onlara n’oluyor, vefalı mürit gibi belli sınırı asla aşmayıp şeker seansını takiben ortadan kayboluyor karıncalar!
Alâkasız bir saatte kalkıp tuvalete giderken, yaptıkların üstüne yerleştirdiği daktilonun başında görüyorum ustayı, bu nasıl bir özgün model, uykum dağılıyor, es vermesini beklerken basıyorum çayı, sonrası mizah âleminden İran’la ilişkiler tarihine, sinema detaylarından öğrencilerin dertlerine geniş mi geniş, bitmek tükenmek bilmeyen konuşmalar. Ne şirin geçti o vakit, ne çok feyz aldım senden canım Nihat Genç; hakkını helâl edersin, bilirim. En değerli varlığı, zamanını esirgemeden ve keyifle gülerek paylaştın ben gariple. Mevzubahis kahvede benim’çin birine “Bu var ya bu, kafaya koysun, taşı güldürür!” dediğinde inceden gubarmamak mümkün müydü ey Ofli Hoca’nın yazarı?!
Askerlik bitti ama muhabbet asla. Eşi bulunmaz kalemsin Nihat abi. Böylesine nazik bir öfke, hangi kaleme nasip oldu ki? Ankara’nın kıymetlilerinden Günhan Aydın ve seninle nasıl faydalı, ince, latif sohbetler aktı gitti her buluşmada. Mesafeler de durduramadı bizi; sabaha karşı telefon çalınca, bilirdim, Nihat Genç arardı. Yeni bir fikir, başka bir espri, taptaze bir isyan için. Derdin ki, “Bütün ülke uyuyor Vedat; bir sen, bir ben, bir de bu çilekeş kaldırımlar!” Ne garip, kaç zaman neler neler konuştuk da bir kez bile dedikodu yapmadık, gıybete girmedik güzel usta. Bu hüneri de asaletine borçluyuz.
Bir gün beni Ankara’ya uğurlarken, çok ani bir kararla, yanımdaki boş koltuğa oturup İstanbul’a gelen adamsın Nihat Genç.
Biraz sonra uyudun, muavin kek bıraktı, ben ikisini de yedim. Uyandın ve “kekimi niye yedin” diye, hesap sordun bana. Abi, dedim, filozof adamsın, kek için mesele çıkarma, isteriz! Olmaz öyle, o ayrı, bu ayrı dediydin.
Gümüşsuyu’ndaki bekâr evimde sigara böreği kızarttıydım, ikiye ayırdın börekleri ve dedin ki, herkes hakkı kadar yiyecek! Senin kadar adalete meftun adam görmedim ben abi. Katıldığın yemek programında, hazırlanan aşı, “Dışarda yemiyorum ben!” diye reddeden adamsın, daha ne diyeyim?
Bu topraklar sana minnettar Nihat Genç. Tavrına hayranız. Tuncay üzgün, Günhan üzgün, Gürcan Yurt üzgün, ben, biz, hepimiz üzgünüz, tedirginiz; gariban gibi bekliyoruz işte abi.
Bir de onlar, o mazlum çocuklar, evde tek başına seni izleyen melek ruhlular, döner ekmeği ısınırken gözünden yaş gelen tersolar, çok sevdiğin bu topraklara gönül vermiş temiz canlar, hainlere ve puştperestlere karşı merdane ceng’edenler, seni her saniye daha çok seviyorlar, daha şimdiden ve gönülden özlüyorlar Nihat Genç…
Ve o ruhlar; hunharca, canice katledilen değerli aydınlar, sistemin durumsuz kurbanları, şehit çocuk işçiler. Sen onların da kahramanısın; biz uğurlamaya çalışırken, onlar da koca kalpli yazarı ağırlama gayretindeler.
İsa, Tanrı’nın oğlu da, biz kuzeni miyiz, bu ülkeye şan şeref verdin ey Allah’ın oğlu;
kalbin ferah olsun bu çağın soylusu. Halkım adına tüm emeğin için kalpten şükranlarımı sunarım güzel abim Nihat Genç.
Bir gün, biri, sana dediydi ki
“Ben bir Allah’a inanmıyorum.” Ve sen ona dedin ki “Şu dediğin cümlede dört tane Allah var!”
Türkçe’nin şövalye ruhlu hizmetkârı; umudun daim, ruhun mesut olsun, bu toprağın pür duasını anneciğinin ak sütü gibi hakkettin…










🙏
Bu ne harika bir yazı! N’olur Nihat Abi de okusun. Ailemizsiniz. Gitmeyin bir yere n’olur.