Umut Altınkaynak yazdı…
Nihat ağabey Türk milletine ciğerini verdi, şimdi entübe.
Yetişsin; patikaların baltaya boyun eğmeyen karaçamları, sarp ulaşılmaz tepelerin hükümdarı serviler, bir nefes bir umut. Ey Karadeniz’in yaylaları; ortancaların için, hem de bağıra bağıra, kahrola kahrola, ciğerini feda eden, bu eyvallahsız soylu evladın soluksuz. Şimdi sıra sende, nefes ver, ciğer ol. Bir soluk ya rab, en derininden; dolana dolana, en tepeye kadar koşturduğu zamanki gibi.
Yetişsin; Yüksel caddesinin işporta tezgahındaki TEK TABANCA, Ulucanlar’da cenazeye giden KAYA, hasretini gizleyen ARKASI KARANLIK AĞAÇLAR, bir umut, bir nefes, yaz yağmurunda huzur kokan toprağın, evladın soluksuz.
O Maltepe’den Kolej’e doğru yürüyen büyük romancın, elini yol boyu yürürken her denk geldiğinin omzuna atan namus birikimin, Türk milletine ciğerini verdi, şimdi entübe. Bir nefes, bir yol, bir umut.
Bir asırdır ortada yoktu yakalı toy kuşu, Kars’ta kayboldu, tükendi sandılar; Trabzon’dan sesi duyuldu. Ey o toy kuşunu saklayan Anadolu’nun çalıları, otları ve dahi ozanları, ırmağında, akarsuyunda taş kaydırmayı deneyen; denizsiz, kolları ve ayakları güneş yanığı sevgililer, sanki sevgililerin gözündeki aşk gibi, ıslanmış nemli yaprakların hayalini kuran bozkırın garipleri, sessiz karanlık köyleri aydınlatan ay ışığı köylüler, kızıl ve ak ve dikenli yolların bağrıbaş dervişleri ve dervişlerin uğrağı; kırık camları gazete kağıdıyla kapatılmış, sıvasız, kerpiç evlerin şehitleri ve ormanları için belenlerde nöbette bekleyen analar; BU TOPRAĞIN DALKAVUKLARI’na kestaneye kayına sarılıp direniyor, neden, eyvallahları toprak anayadır ve biliyor, bir asırdır bağrında gizlediği yakalı toy kuşu fedakarlığını unutmadı.
Öyle ya yakalı toy kuşunun eyvallahı sadece Türk milletinedir, ve şimdi entübeden dahi haykırıyor, soluksuz; BİZİMDE GÜNÜMÜZ GELECEK şüphe yok, ciğerim size feda olsun.
Nihat ağabey Ziya Gökalp caddesinde yürür boylu boyunca; eşofmanlarını çeker, bir de havalı saçlarıyla. “Ağabey dur bir sarılayım boynuna” dersin de kucaklar hemen, tanırsın, üzerinde sanki kendi kokun.
Sahaflık hikayelerimizin; bir taburede dinlenen aslını onda bulursun.
Ağabeylik en çok ona yakışır.
Nihat ağabey; biran önce iyileş, gecikmesin, yeniden boynuna sarılalım.