ABD İdlib’deki gizli silahını çekti mi? Dünkü saldırı ne anlama geliyor?

İki askerimizi şehit verdiğimiz dünkü saldırı, 'ABD'nin gizli silahı HTŞ' tespitlerini doğrular nitelikte. Türkiye-Rusya mutabakatını bozmak, İdlib'deki dengeyi değiştirmek isteyen ABD'nin HTŞ'yi devreye sokması bekleniyordu.

ABD İdlib’deki gizli silahını çekti mi? Dünkü saldırı ne anlama geliyor?

İdlib’de 2 askerimizi şehit verdiğimiz dünkü saldırı gözleri yeniden bölgeye çevirdi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya lideri Putin arasında Moskova’da geçen haftalarda imzalanan mutabakatın ardından ilk saldırı yaşanmış oldu.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) saldırıyı “radikal gruplar”ın düzenlediğini duyurdu. Saldırı ayrıca, Suriye’de IŞİD ve bağlantılı örgütler dışında TSK’ya yapılan ilk girişim oldu.

ABD’nin tüm karşı çabalarına rağmen Türkiye ile Rusya arasında imzalanan Moskova Mutabakatı, Washington’u rahatsız etmişti. ABD’nin sadece “rahatsızlık” duyması değil, mutabakatı provoke etmek ve idlib’deki dengeyi bozmak için faaliyette bulunacağı beklenen bir durumdu. Bu konuda askeri uzmanlardan uyarılar yapılmıştı. İdlib’deki en büyük terör örgütü Heyet Tahrir Şam (HTŞ) üzerindeki ABD etkisi bilinen bir gerçekti.

AMERİKALILARDAN SABOTAJ EĞİTİMİ

Amerikalılara çalışan Suriyeli firari Albay Soud, geçen haftalarda Suriye ordusunca yakalandıktan sonra sorgusunda, kendilerine İdlib’de sabotaj görevi verildiğini açıklamıştı.

Soud’un açıklamaları, Moskova’da varılan ateşkes anlaşması açısından Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Erdoğan ile Putin arasında varılan 3 maddelik anlaşma, kritik önemdeki M4 karayolunun kuzey ve güneyini kapsayacak şekilde 6’şar kilometrelik derinlikte bir güvenli koridor öneriyor. İdlib’deki terör gruplarına yönelik de ortak mücadele öngörülüyor. Bölgedeki en kontrolsüz gücü ise Heyeti Tahrir Şam (HTŞ) oluşturuyor.

JEFFREY’İN VERDİĞİ MESAJ

ABD, “HTŞ kozunun” sinyallerini daha önce açıktan vermişti. El-Kaide’nin devamı olduğu iddiasıyla şimdiye dek HTŞ’yi ‘terör örgütü’ olarak tanımlayan Washington, bu grubun bir süredir sadece Esad’la mücadeleye odaklandığını ve uluslararası bir tehdit oluşturmadığını deklare etti.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, geçen ay yaptığı bir açıklamada, HTŞ’yi diğer gruplardan ayırarak şöyle demişti:

İdlib’de ABD ve Birleşmiş Milletler tarafından terör örgütü olarak kabul edilen gruplar var. Daha önce bunlara yönelik operasyonlarımız da oldu, örneğin DEAŞ lideri Bağdadi’yi yakaladığımız operasyon. Çok daha büyük gruplar da var, Nusra gibi, HTŞ gibi. Bunlar doğrudan El Kaide’nin uzantıları, terör örgütü olarak kabul ediliyorlar ancak öncelikli olarak Esad rejimiyle mücadeleye odaklanmış durumdalar. Henüz biz bu iddiaları kabul etmedik ama kendileri, terörist değil vatansever muhalif savaşçılar olduklarını iddia ediyorlar. Bir süredir uluslararası bir tehdit oluşturduklarını görmedik. Bununla beraber, Ruslara ya da Suriye ordusuna İdlib dışında bir yerde tehdit oluşturmuş da değiller.”

İşte ABD’nin “sadece Esad’la mücadele ediyorlar” dediği HTŞ, şimdi İdlib’de oluşturulması kararı alınan ve kontrolünü TSK’nın sağlayacağı “güvenli koridor“daki en büyük silahlı güç.

Yine Jeffrey, “İdlib’de bizim de faaliyetlerimiz var” diyerek ABD’nin terör örgütleri içindeki varlığını açık etmişti. Jeffrey’nin verdiği sinyalleri değerlendiren emekli general Naim Babüroğlu, HTŞ konusunda uyarılarda bulunarak,  “ABD’nin amacı, İdlib’i küçük bir Afganistan’a dönüştürmek” dedi.

Güvenlik uzmanı Abdullah Ağar, dünkü saldırıya ilişkin, “Bugün İdlib Mahambel’de konvoyumuza EYP’li/silahlı bir saldırı gerçekleşti. Saldırıyı anlaşma ve ateşkesi kabul etmeyen ve Türkiye’ye diş bileyen, çoğunluğu yabancı cihatçılardan oluşan, dış bağlantıları güçlü radikal bir örgütün gerçekleştirdiği ifade ediliyor. Çatışma yaşandı” ifadelerini kullandı. Ağar, daha önce bölgedeki HTŞ (Hizbut Tahrir Şam) terör örgütü konusunda uyarılarda bulunmuştu.

Emekli General Nejat Eslen, Veryansın Tv’ye yazdığı yazıda “İdlib’de bizi ABD armağanı ciddi bir baş ağrısı beklemektedir” diyerek HTŞ tehdidine dikkat çekmişti.