Muhsin Türkseven yazdı…
YPG/PKK’nın Kuzeydoğu Dış İlişkiler Eşbaşkanı İlham Ahmed’in Londra merkezli al-Majalla dergisine verdiği kapsamlı röportajda ifade ettikleri, Suriye’de yürütülmekte olan pazarlığın kapsamını ve taşıdığı tehlikeyi açıkça gözler önüne seriyor. Ahmed, Şam ile yürütülen müzakerelerde SDG’nin entegrasyonu ve bölgenin statüsüne dair tartışmaların sürdüğünü anlattı; ayrıca bazı aktörlerin Mazlum Abdi veya başka YPG/PKK subaylarının Suriye ordusunda Genelkurmay Başkanı ya da Savunma Bakanı olarak görevlendirilmesi- tekliflerini dile getirdiğini belirtti.
Bu teklif, salt bir bürokratik atama önerisi değildir. Arkasında çok daha büyük bir stratejik plan var: YPG/PKK’nın, yeni Suriye devletinin askerî-idari omurgası haline getirilmesi. ABD desteğiyle güçlendirilen YPG/SDG, saha gücü, istihbarat ve lojistik altyapısıyla artık bölgesel aktörlerin enstrümanına dönüşmüş durumda; bu durum hem Suriye rejiminin iç yapısını hem de Türkiye’nin güvenlik sahasını kökten değiştirir. Al-Majalla ve bölge analizleri, Mazlum Abdi ve YPG/PKK çevresinde böyle bir entegrasyon yönünde güçlü eğilimler olduğunu gösteriyor.
Neredeyse bu gelişmelerle paralel ilerleyen ya da ilerletilmeye çalışılan içeride hâlen yürütülen ve kamu vicdanında yaralar açmaya devam eden “Çözüm Süreci” tecrübesi, geçmiş versiyonunda olduğu gibi kötü yönetilmeye devam ediyor.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un, “Kesin silah bırakmanın pratik teyidleri de bu aşamalara göre (yani PKK’lılara verilecek hukuki iyileştirmelere göre) giderek gelişen bir kapsamda gerçekleşir…” söylemi prosedürel görünür; fakat pratikte hangi aktörün gerçekten silahı bırakacağı hâlâ cevapsız bırakmaktadır..!
Gerçek şudur: PKK ve türevleri unsurlar Irak ve Suriye sahalarında fiilen varlıklarını sürdürüyor; “silah bırakma” sözü verilen mekanizmalar pratikte sürekli ertelemeye, şartlı adımlara bağlanmaya müsait. Bu yüzden, silahı bırakmamış ya da bırakacağı şüpheli bir örgüte hukukî teminatlar vererek onu sisteme dâhil etme yaklaşımı, kurnazca ama tehlikeli bir “kısmi meşrûlaştırma” oyunudur. Verilen tavizler, terör örgütünün etkisini ortadan kaldırmayacak; aksine meşrûiyet zırhı altında siyasî ve askerî ömrünü uzatacaktır.
(Bu, “kripto çözüm”dür: görünürde hukuk, gerçekte çıkar dengeleri veya başka dengeler.)
Bununla birlikte Suriye’de YPG/PKK’nın, ABD tarafından desteklenmesi ve İsrail’in kuzeyde stratejik bir tampon olarak bu yapıyı gördüğü yönündeki bulgular, bu entegrasyonun arkasında başka çıkarların da olduğunu gösteriyor. YPG/PKK’nın kurumsallaşması, yalnızca Suriye iç dengelerini değil, bölgesel güç dengelerini —özellikle Türkiye-İsrail-ABD hattında— yeniden inşa edecektir. Öyle ki, YPG/PKK’yı devlet omurgasının merkezine yerleştirmek, sahada “özerklik” taleplerinin anayasal güvenceye kavuşturulmasıyla birlikte, Türkiye’yi uluslararası parametreler içinde köşeye sıkıştırabilir.
Doğu Akdeniz’de yaşadıklarımızı hatırlayalım: Enerji ve deniz yetki alanları üzerinden yürütülen çok taraflı manevralar sonucunda Türkiye’nin çıkarları sınırlandırıldı; bazı denklemler Ankara’nın aleyhine kurulabildi. Şimdi aynı yöntem Suriye için işliyor — sahada askerî, diplomatik ve hukukî hamlelerle bir “yeni düzen” inşa edilmek isteniyor. Eğer Türkiye bu süreçte pasif kalır, içerideki bazı aktörlerin “kontrol bizde” vaadiyle kendisini ikna etmesine izin verirse, Doğu Akdeniz’de yaşanan kayıpların benzeri Suriye sahasında da tekrar edilebilir.
Hülasa Suriye sahasında ‘Mazlum Abdi formülü’ uygulanırsa Ankara için seçenekler sınırlıdır. Bu tür entegrasyon ve pazarlık girişimlerine kökten itiraz etmek kaçınılmazdır.
Bugün “entegrasyon” olarak paketlenen bu manevra, sahada SDG ve bağlı güçlerin yüksek mevkilere yerleştirilmesiyle askerî ve idari kontrolün yeniden şekillendirilmesine yol açabilir. Bu durum, Türkiye’nin sınır güvenliği, saha hâkimiyeti ve stratejik avantajlarını doğrudan etkiler. Bu nedenle Ankara, hem iç politikada hem uluslararası diplomasi arenasında eş zamanlı, net ve caydırıcı adımlar atmak zorundadır; aksi takdirde sahada oluşacak güç dengesi kalıcı bir yeni kurumsal gerçeklik yaratabilir ve Türkiye’nin stratejik seçeneklerini sınırlayabilir.
Suriye’nin kuzeydoğusunda, YPG/PYD’nin yeni Suriye rejimine entegrasyon süreci sürerken Türkmenlerin etkin temsiliyetinin sağlanması kritik bir stratejik önceliktir. Bölgedeki Arap ve Kürt nüfusun ardından en kalabalık topluluk olan Türkmenler, sahada meşrûiyet ve istikrarın sağlanması açısından kilit rol oynar.
Türkiye, diplomatik ve sahadaki imkânlarını kullanarak Türkmenlerin yönetim ve güvenlik mekanizmelerinde aktif bir şekilde temsil edilmesini güvence altına almalıdır. Bu adım, sadece bölgedeki demografik dengeyi korumakla kalmaz; aynı zamanda YPG/PYD’nin tek taraflı hakimiyetini sınırlayarak Türkiye’nin sınır güvenliği, stratejik avantajları ve diplomatik ağırlığını güçlendirir.