1. Haberler
  2. Analiz
  3. ABD ve İran savaşı ne zaman ve nasıl bitebilir

ABD ve İran savaşı ne zaman ve nasıl bitebilir

featured

Emekli Tuğgeneral Erdoğan Baykal yazdı…

13 Haziran 2025 tarihinde İsrail ve ABD Uluslararası Hukuku hiçe sayarak İran’a saldırmış ve savaş başladıktan 12 gün sonra ise, ABD Başkanı Trump tarafından gerekli hedeflere ulaşıldığı gerekçesiyle sonunun nasıl biteceği kestirilemeyen bu savaş, hiç beklenilmediği bir şekilde saldırgan taraflardan birisi olan ABD’nin arabuluculuğu ve ateşkes ilanı ile beklenmedik bir şekilde bitirilmiştir.

12 Gün Savaşı (1’inci İran savaşı) sonucunda İran’ın;

-Hava kuvvetleri ve hava savunmasının çok yetersiz durumda olduğunun ortaya çıktığı ve beka tedbirlerini alamadığını,

-Beka tedbirlerini alamayan bir ordunun caydırıcı gücünün olamayacağını,

-Askeri stratejide denizde ve karada üstün olabilmenin temel koşulunun öncelikle hava üstünlüğünü ele geçirmek ve etkili bir hava savunma sistemine sahip olmak gerektiğini,

-İran Ordusunun Balistik Füze kabiliyetinin dışında stratejik başka bir yeteneği olmadığı ve konvensiyonel (klasik) bir savaşa hazır olmadığını ifade etmiştim.

Yukarıda ifade ettiğim düşünceler kapsamında yine bu platformda;

– Modern ve eğitimli bir hava ve deniz kuvvetlerine sahip olamayan İran’ın, bu füzeler ve İHA’lar ile yeni bir savaşı kazanması ya da önleyebilmesinin mümkün olmadığını,

– Hassas angajman yeteneği olmayan (nokta hedeflerini vurma olasılığı düşük) ve bölge hedeflerine etkili olabilen uzun menzilli füze/roketler ve İHA’lar ile yapılan saldırıların, günümüz klasik savaşlarının ya da yıpratma savaşlarının birer enstrümanı olabileceğini ancak kuvvet çarpanı yani savaşın kazanılmasına amil olabilecek stratejik silah sistemleri olmadığı değerlendirilmesinde bulunmuştum.

Taraflar birbirlerini gerçekçi bir şekilde test ettiği 12 Gün Savaşından aldıkları derslerle bir sonraki raunt için çok geçmeden hazırlıklarına başlamış ve savaşın ikinci raundu ABD ile İran arasında diplomatik görüşmeler devam ederken, 28 Şubat 2026 tarihinde İran Ruhani Lideri ve yüksek düzeydeki bürokratların toplantı halinde bulunduğu bir sırada baskın tarzında bir hava saldırısı ile yeniden başlamıştır.

28 Şubat 2026 tarihinde başlayan 2’nci İran Harbinde ABD’nin siyasi hedefi, kanımca İran’ın İsrail için uzun vadede (20-25 yıl) tehdit olmaktan çıkarılması ve Çin ile İran arasındaki mevcut iş birliği ve ittifak ilişkisinin bozulmasıdır.

İsrail için harbin siyasi hedefi ise; İran’ı orta ve uzun vadede (10-25 yıl) İsrail için tehdit olmaktan çıkartmaktır.

Bu siyasi hedeflere ulaşmak için seçilen askeri hedefler ise;

İran’ın askeri kapasitesi (birlik, tesis, silah sistemleri, askeri üretim tesisleri vd.)

İran’ın füze ve dron kapasitesi (üretim tesisleri, depoları, fırlatma rampaları vd)

İran’ın nükleer tesisleri,

İran’ın sivil sanayi ve endüstri tesisleri,

İran’ın elektrik ve enerji altyapısı,

İran’ın sivil altyapısı (barajlar, köprüler, viyadükler, havalimanları vd.)

Başta Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazındakiler olmak üzere petrokimya tesisleri, rafineriler, limanlar, boru hatları vd. leridir.

ABD ve İsrail’in açısından;

Harbin birinci ayı tamamlanırken reyting kaygısı olmadan askeri açıdan bakıldığında, savaş ABD ve İsrail açısından planlandığı gibi devam etmektedir. ABD ve İsrail Siyasi hedeflerine ulaşmak için askeri hedeflerini havadan ve denizden   vurmaya devam etmektedir. Bu aşamada ABD ve İsrail açısından savaşın gidişatını değiştirecek önemli bir problem gözükmemektedir.

İsrail’in niyet ve maksadı, İran’ı asgari birkaç ay sürecek hava bombardımanı ile vurarak askeri ve sivil bütün kritik tesislerini imha etmektir. İsrail bu yöntemle ekonomisi çökmüş ve en az 20-30 yıl belini doğrultamayacak ve tehdit oluşturamayacak bir İran hedefine ulaşmak istemektedir.

İsrail bir taraftan İran’a yönelik hava harekâtına planlandığı gibi devam ederken diğer taraftan eş zamanlı olarak Lübnan’a saldırmaktadır. İsrail’in Lübnan için hedefi ise İran Savaşı ile koordineli olarak bir kara harekâtı ile Litani Nehrine kadar olan Güney Lübnan’ı ele geçirmektir. Böylelikle hem Güney Lübnan’ı işgal etmeyi hem de Litani Nehrinin suyunun kullanımı üzerinde söz sahibi olmayı istemektir. Bu kazanımlarını Suriye’deki işgalleri (Golan Tepeleri, Katana, Kuneytra ve Hermon Dağı’nın Suriye kontrolündeki bölümü) ile birleştirmek ve kalıcı hale getirmek niyetindedir.

Bu harekatta siyasi ve askeri hedeflere ulaşmak için yapılan hava harekâtı ve ateşle taarruz bölümünün 1-2 ay içinde içerisinde tamamlanacak şeklinde bir planlama yapıldığını düşünüyorum. Bu süre zarfında ABD ve İsrail’in büyük ölçüde hedeflerine ulaşabileceğini değerlendiriyorum.

Öte yandan muazzam bir ateş gücüne sahip ABD ve İsrail’in, Ateşle taarruz yöntemine göre bu savaşı sınırsız ve açık uçlu olarak devam ettirmesi mümkün değildir. Savaşın uzaması öncelikle ABD’nin cari mühimmat stoklarını tüketir ve stokların yerine konulması aylar ile ifade edilen belli bir süreç ister.

ABD yönetiminin İran Savaşını finanse etmek için istemiş olduğu 200 milyar dolarlık ek bütçe talebi de göz önünde bulundurulursa, ABD’nin savaş bütçesi ekonomisini zayıflatır. Her ne kadar petrol fiyatlarının yükselmesi ABD’nin işine yarar gibi gözükse de dünya enerji piyasalarının istikrarsızlaşması ve enerji güvenliğinin sekteye uğraması, ABD’yi askeri varlıklarını diğer stratejik bölgelerden Ortadoğu’ya kaydırmaya ve uzun süre bu bölgede kalmasına yol açabilir.

İran’ın Savaş Stratejisi;

Bu stratejik hedefler ve yöntemlere karşın İran, Hibrit Savaş yöntemlerini de kullanarak bir varoluş mücadelesi vermektedir. “Mozaik Doktrini” denilen ve karar alma sürecini hızlandıran ve yetkiyi dağıtan karar modeli ile emir komutada bir kesinti olmadan süreci başarı ile yönetmektedir.

İran balistik füzeler ve dronları etkili bir şekilde kullanmaktadır. Tahmin edilenin ötesinde bir mukavemet ve dayanıklılık göstermektedir. Stratejik olarak savaşı ABD yanlısı Körfez Ülkelerine yaymaya çalışmakta, milli birlik ve beraberlik içerisinde savaşı uzun vadeye ve geniş bir alana yaymaya çalışmaktadır.

Bu stratejide başarı, ele geçirilen topraklar veya yok edilen düşmanlarla değil, zamanla ölçülebilir. Ancak savaşın uzamasının İran’a ne kadar avantaj sağlayabileceği de kanımca ayrı bir tartışma konusu olabilir.

Zira Savaş ekonomisi hem harbin ihtiyaçlarını hem de sivil halkın ihtiyaçlarını planlayan ve özel hazırlık gerektiren önemli bir konudur. İran’ın uzun süredir uluslararası ekonomik yaptırımlar nedeniyle ekonomik sıkıntı içerisinde olduğu bilinmektedir. Barış durumunda bile ciddi ekonomik sıkıntılar içerisinde bulunan bir devletin savaş durumunda sıkıntılarının artması muhtemeldir.

İran’ın harp ekonomisine geçişte yeterli hazırlık ve tedbir aldığı konusunda ciddi endişe ve tereddütler bulunmaktadır. Savaş nedeniyle ana gelir kaynağı petrol ve gaz gelirlerinden yoksun olacak İran’ın, uzun sürecek (birkaç yıl) bir savaşı devam ettiremeyeceğini düşünüyorum. Kanımca savaşın altıncı ayından itibaren İran’da gıda ve enerjiye ulaşım problemlerinin artabileceği ve birinci yılından itibaren bu problemlerin farklı etnik gruplardan oluşan İran’da toplumsal ve iç güvenlik problemlerine dönüşebileceğini değerlendiriyorum.

İran’ın balistik füze ve İHA kapasitesi;

Bu konuda tahminde bulunmak zor olmakla birlikte, açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre İran’ın;

-1’inci İran Savaşına girerken yaklaşık 2500-3000 balistik füzeye sahip olduğu,

-1’inci İran Savaşında yaklaşık olarak 550-600 balistik füzenin kullanıldığını,

– 2’nci İran Savaşına girerken 8 ay içerisinde yaklaşık 1000 yeni füze üretmeyi başardığı,

– İran’ın savaşın başında ayda yaklaşık 300 füze ürettiğini, şimdi ise bu sayının ayda 40 civarında olduğu,

– 2’nci İran Savaşının ilk 3 gününde 170 füze atan İran’ın daha sonraki süreçte günlük ortalama15-20 füze ateşlediği,

-2’nci İran Savaşına girerken yaklaşık 80.000 Şahid İHA stoğuna sahip olduğu,

-Şahid İHA üretme kapasitesinin ayda 5000 civarında olduğu belirtilmektedir.

Bu bilgilere göre maksimum tahmin sayıları üzerinden gidersek, İran’ın elinde halen 2500 civarında balistik füze bulunduğu tahmininde bulunabiliriz. Bu sayıya göre İran günde ortalama 20 füze atarsa yaklaşık 4 aydan fazla kullanılabilecek füze stoğuna sahip olduğu söylenebilir. Bu sayıya aylık tahmini ortalama üretim sayıları da dahil edilirse, İran’ın günlük 20 füze kullanımıyla 6 aydan fazla kullanılabilecek bir füze stoğu olduğu ifade edilebilir.

Şahid İHA stoğu ve aylık üretim kapasitesi dikkate alındığında İHA saldırıları devamında potansiyel bir problem olmadığı söylenebilir.

Özet olarak İran’ın savaşma kapasitesi zayıflamışta olsa, savaşın devamına yönelik füze kapasitesinin sınırlı olarak devam ettiği, Şahid İHA kapasitesinde ise bir problem olmadığı söylenebilir. Bu savaş kapasitesinin ABD, İsrail ve Hürmüz Boğazının kontrolü konusunda önemli bir tehdit teşkil ettiğini ifade edebiliriz.

Bu aşamada savaş nasıl bitebilir?

Trump döneminde yaşanan savaşlar ve kriz yönetimleri göz önüne alınarak, Trump’ın öngörülemez bir lider olduğu söylemek yanlış olmayacaktır. Bir açıklaması diğerini tutmamakta verdiği sözlerden kolayca dönebilmektedir. Zaman zaman verdiği kararlardan kolayca dönmesi aslında ilkesiz ve oportünist bir lider olduğunu ortaya koymaktadır. 1’inci İran Savaşında savaşın taraflarından birisi olmasına rağmen beklenmedik şekilde savaşın sona erdiğini açıklaması bunun en güzel örneğidir. Sözü getirmek istediğim husus Trump’ın onurlu bir çıkış yerine çıkışı onurlu hale getirebilecek söylemlere sahip makyavelist yapısı savaşın bitirilmesi kararını kolayca verebilir.

Trump gibi öngörülemez bir lidere rağmen köklü devlet kurumlarına sahip ABD için birinci öncelikli husus İsrail ve bölgedeki ABD üslerinin güvenliğidir. Bunun yanı sıra müttefiklik ilişkisi içerisinde olduğu körfez ülkelerinin güvenliği ve bu ülkelerin petrol akışının normale dönmesi de önem arz eder. Bu kapsamda muhtemel bir barış görüşmesinde ABD için öncelik konu, bölgedeki hak ve menfaatleri ile müttefiklerini İran saldırısından korumak ve bunu teminat altına almaktır. İran’ın bu konuda ABD’ye zorluk çıkaracağını düşünmüyorum.

İran için önemli olan bir ateşkes değil kalıcı ve güvenilir bir barış anlaşmasıdır. Çünkü İran’ın hava savunması ve hava gücü maalesef yok edilmiştir. İsrail ise bu konuda sabıkalıdır. Zira İsrail’in Suriye’de 2013 yılından beri icra ettiği ve ağırlıklı olarak Beşar Esat’ın iktidarı kaybettiği 8 Aralık 2024 tarihinden sonra Suriye’de yaygınlaştırdığı hava saldırılarında olduğu gibi bir saldırıya maruz kalmak istemeyecektir.

Bu yüzden İran geçici bir ateşkes değil kalıcı bir barış istemektedir. ABD ve İsrail’e güvenmeyen İran’ın yapılacak barış anlaşmasında uluslararası güvence istemesi haklı ve yerinde bir taleptir. Uluslararası kurum ve kuruluşların yok sayıldığı bu dönemde aslında bu güvence pratikte Çin ve Rusya’nın garantör olması ile çözülebilir.

Rusya bu savaşta her ne kadar İran’a örtülü destek sağlasa da gerçekte kendisinin Ukrayna’da saplandığı bataklığa ABD’nin de İran’da saplanmasını ve yıpranması istemektedir. Bu yüzden Rusya’nın bu savaşın uzamasını isteyeceğini tahmin ediyorum. Bu konuda Çin’in inisiyatif alarak önemli Avrupa ülkeleri ve Rusya’yı garantör olarak motive edebileceği düşünüyorum. Çin’in önderliğinde Rusya ve önemli batı ülkelerinin katılımı ile oluşacak bir mekanizmanın garantörlük konusunu çözebileceğine inanıyorum. Bu durumda İran’ın kalıca bir barış anlaşmasına imza atması kuvvetle muhtemeldir.

Geniş Çaplı Bir Kara Harekâtı İhtimali?

Bu aşamada ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı bir kara harekâtı yapma ihtimali mevcut değildir. Geniş ve zor İran coğrafyasının işgali için askeri otoriteler tarafından yaklaşık 400-500 bin kişilik bir kara ordusuna ihtiyaç olduğu değerlendirilmektedir. Ben de bu görüşe katılıyorum. İran’a yönelik mevcut yığınak ve izlenen savaş stratejisi de hava ve deniz harekatıyla netice alınacak şekilde planlanmıştır. Ayrıca ABD’nin iç politik dengeleri ve yaklaşan ara seçimler, Trump’ın böyle bir harekata girişmesinin mantıklı olmadığını gösteriyor. Ayrıca savaşın ekonomik yükü ve artabilecek can kayıpları da Trump’ı siyaseten çok zor durumlara sokabilir.

Savaşın Uzaması ve Sınırlı Kara Harekâtı İhtimali?

Bu ihtimalin bana göre faraziyesi;

-İran’ın bugünkü savaşma azim ve iradesi ile mukavemetinin devam etmesi,

-ABD’nin Çin ile ilgili siyasi hedefine (Çin ile İran arasındaki mevcut iş birliği ve ittifak ilişkisinin bozulması) ulaşamaması ve bu hedefinde ısrar etmesi ihtimalidir.

Şayet 1-2 aylık hava harekâtı ile ABD istediği siyasi sonuçlara ulaşamaz ve kalıcı bir barış anlaşması sağlanamaz ise, savaşta yeni bir planlama ile farklı bir safhaya geçilebilir. Bu safhada CAATSA kapsamında İran’a ekonomik yaptırımlar devam ederken abluka yoluyla İran petrolünün ihracatı engellenebilir. Bu hal tarzı için İran’a yönelik topyekûn bir kara harekâtına girişmeden sınırlı bir kara harekâtına ihtiyaç duyulabilir. Bu harekatın amacı Hürmüz Boğazının kontrolü ve boğazdan geçecek diğer körfez ülkelerinin petrolünün güvenle çıkışının sağlanması olabilir.

Söz konusu sınırlı kara harekâtı ile koordineli olarak, İran’a yönelik hava harekâtına düşük yoğunluklu ve sınırlı olarak devam edebilir. Bu hava harekâtı savaşın ilk dönemindeki gibi yoğun olmasa da zaman zaman tespit edilen hedefler vurularak İran’a yönelik baskı ve korku devam ettirilebilir. Bu baskı ve savaşın uzaması nedeniyle ekonomik ve lojistik zorluklarla (başta gıda ve enerjiye ulaşım olmak üzere oluşabilecek kıtlık ve yokluklar) mücadele edecek İran Halkının savaşma azim ve iradesini kırabilir. Bu durum İran’da bir rejim değişikliği ve parçalanma sürecinin de önünü açabilir.

Bu aşamada yapılabilecek sınırlı bir kara harekâtının medyada yer aldığı şekliyle Hark Adasına yapılması ihtimalinin düşük olduğunu değerlendiriyorum. ABD kamuoyunda yer alan Hark Adasının ele geçirileceği haberleri ABD’nin aldatma planının bir parçası da olabilir. Kanımca kara harekatının başlangıcında bu adanın ele geçirilmesi riskli ve tehlikelidir. Çünkü Hark Adası Basra Körfezinin derinliklerinde (İran kıyılarının yaklaşık 25 km açığında ve Hürmüz Boğazı’na 483 km uzaklıktadır.) ve İran ana karasına çok yakın durumdadır. Bu adaya çıkacak birliklerin emniyetini ve lojistiğini sağlamak kolay olamayabilir.

Hark Adası ve üzerindeki petrol tesislerin ele geçirilmesi ancak bir sonraki aşamada İran içerisinde bir karışıklık ve toplumsal kırılma olması durumunda düşünebilir.

Hark Adası Hürmüz Boğazının kontrolü amacına hizmet eden bir konumda da değildir. Basra Körfezindeki petrol sevkiyatının emniyetle yapılabilmesi için Hürmüz Boğazının kontrolü hayati derecede önemlidir. Bu durumda Hürmüz Boğazı emniyetine yönelik sınırlı bir kara harekâtında; öncelikle Keşm ve Larak adaları olmak üzere Hürmüz, Büyük Tump, Küçük Tump, Siri ve Ebu Musa adaları ön plana çıkar. Yapılacak muhakeme ve planlamalar bu adaların Hürmüz Boğazının emniyeti üzerindeki önem ve öncelikleri üzerinde yoğunlaşabilir.

Sonuç olarak;

Savaşın birinci ayı biterken askeri olarak sürece bakıldığında savaş, ABD ve İsrail açısından planlandığı gibi devam etmektedir.

İran tahmin edilenin ötesinde hibrit harekât esaslarına göre etkili bir mukavemet ve dayanıklılık göstermektedir.

Ancak ABD için ekonomik sıkıntılar ve petrol fiyatlarının artması ile zaman kıskacı ön plana çıkmakta savaşın uzaması ABD’yi yıpratmaktadır.

Savaşın uzaması İran içinde hayırlı değildir.

Onurlu bir çıkış yolu ile sınırlı bir kara harekâtına gerek kalmadan savaşın bitirilmesi bölge ve dünya için çok önemlidir.

Bugünden itibaren yaklaşık bir ay içerisinde, Çin’in liderliğinde uluslararası bir oluşumun garantörlük yaparak savaşı bitirmesi olasılığı mevcuttur.

Şayet savaş sınırlı bir kara harekâtını da içerecek şekilde uzarsa birkaç yıl devam edebilir. Bu durum bölge ve dünya için çok olumsuz kırılmalara ve sonuçlara yol açabilir.           

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. Geniş bakış açısıyla değerlendirmeleriniz için sağolun.

  2. İsrailin savunma füze stoğunun bu hafta sonu biteceği düşünüldüğünde analiziniz baştan sona boşa düşer.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!