Vatandaşlık bağına da değinen Erdem, “1924 Anayasası’nda din ve etnik farkı olmaksızın ve vatandaşlık itibarıyla ibareleri Türkiye halkı içerisinde farklı din ve ırkların mevcut olduğunu, bunların etnik anlamda değil sadece vatandaş olarak Türk olduklarını zımnen ifade ediyor. Bu vurgu 61 ve 82 anayasalarda çok çok zayıftır. Her üç Cumhuriyet dönemi anayasasında tartışmaya açık olan nokta şu; vatandaşlık tanımında kullanılan Türklük kavramının aynı zamanda etnik bir kümenin adını oluşturmasıdır. Dolayısıyla burada Türklükten ne kastedildiği sorusu kritiktir. ‘Türklük’ten içinde çeşitli dini, etnik ve kültürel farklılıklar barındıran bir vatandaşlar topluluğu mu yoksa Türk olarak adlandırılan bir etnik kimlik mi kastediliyor” diye konuştu.
ÜÇ AYRI VATANDAŞLIK TANIMI…
Vatandaşlık bağına değinen Erdem, görüş ve önerilerini şöyle dile getirdi:
“Anayasal vatandaşlık perspektifine uygun yeni bir vatandaşlık düzenlemesi iki şekilde formüle edilir. Birinci formül vatandaşı ve vatandaşlılığı tanımlamamaktır. Vatandaşın kim olduğunu belirtmemek, sadece hak ve yükümlülüklere atıf yapmaktır. Bu bağlamda üç alternatifli öneri sunabilirim.
Birincisi Sayın Devlet Bahçeli’nin Türkgün gazetesindeki üç günlük tefrikasında yazılan bir öneridir. Şöyle diyor: Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir.’ Burada vatandaş olanların statüsü yani haklara ve yükümlülüklere sahip olduğu belirtiliyor. Yani birçok anayasada da böyle düzenleme düzenlemeler var.
Yav işiniz gücünüz yok halkın kabul etmeyeceği tehlikeli işlerle uğraşın bakalım. Bir gün bu meclis sizin gibi kriptolardan arınır.