Ahmet Yavuz yazdı: Atatürk’ün büyük stratejisi: 3T

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Cumhuriyet gazetesine yazdığı yazıda Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı yıllarındaki “büyük stratejisine” dikkat çekti. Yavuz’a göre strateji 3 adımdan oluşan bir yol haritası içeriyordu: Temas, teyakkuz ve teşkilat kurmak.

Ahmet Yavuz yazdı: Atatürk’ün büyük stratejisi: 3T

VERYANSIN TV

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Cumhuriyet gazetesine bir yazı kaleme aldı.

Yavuz, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı yılarındaki “büyük stratejisini” anlattı. Stratejinin 3 adımlı bir yol haritası içerdiğini belirten Yavuz bunların “temas, teyakkuz ve teşkilat kurmak” olduğunu belirtti. 

Yavuz’un yazısı şöyle:

Büyük strateji diye bir kavram vardır. Belirleyenin nihai amacına ulaşmak için kullandığı araçların bütününün kullanılmasına ilişkindir. Kurucu atamız Mustafa Kemal Atatürk’ün de yola çıkarken bir büyük stratejisi vardı: Vatanı kurtarmak ve halk egemenliğine dayalı bir rejim kurmak. Vatanı kurtarma stratejisi üç adımlı bir yol haritasını içermekteydi: Ordu ve halkın ileri gelenleriyle “temas”; halkı tehlike konusunda uyarmayı içeren “teyakkuz”; sorunların çözümünü sağlayacak bir yapı ortaya çıkarmak yani “teşkilat” kurmak. Atatürk’ün Nutuk’ta açıkladığı bu stratejiyi 3T olarak formüle etmek uygun olacaktır. (Nutuk, s. 49) Kurtuluş Savaşı sonunda ve takip eden süreçte Misak-ı Milli olarak nitelenen askeri hedef, Musul bölgesi hariç ele geçirilmişti. Siyasi hedef olarak belirlenen “tam bağımsızlık” ise eksiksiz olarak sağlanmıştı. Musul bölgesinin milli sınırlar dışında kalmış olması, tam bağımsızlıkla çelişik bir durumu açıklamaz. Sonuçta, sınırları silah zoruyla ancak gücün yettiği ölçüde belirlenen yeni ülke Türkiye’de, rejim bağlamında mutlak egemenlik sağlanmış oldu.

CEMİYETLER, KONGRELER

Kurtuluş Savaşı esas olarak milletin gücünü harekete geçirerek, o gücü birleştirerek kazanıldı. Bu gücü harekete geçirme o günün koşullarına uygun demokratik usul ve esaslar dahilinde yapıldı. Reddi İlhak cemiyetleri Müdafai Hukuk cemiyetlerine dönüştü. Erzurum ve Sivas kongreleri halkın temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşti. Kongreler stratejisi Ankara’da Büyük Millet Meclisi ortaya çıkarıldı. Meclis hükümeti kuruldu. Büyük Millet Meclisi; savaşı yürüttü, yeni bir otorite oluşturdu, uluslararası temsil hakkı kazandı. Bu dönemi 3. Meşrutiyet olarak nitelendirenler haksız sayılmazlar zira sultanın varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir tavrı yoktu. Ancak bu, bir zorunluluktan kaynaklanmaktaydı. geçiciydi. Zira Mustafa Kemal, Erzurum’da henüz bir “asi paşa” iken cumhuriyeti öngörmüştü. (Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, Cilt-1, s. 131) Öte yandan işgalci başı İngiltere himayesinde bir yaşam sürmeyi tercih eden ve Kurtuluş Savaşı önderlerine idam fermanlarını onaylayan bir padişaha, “Bizi yönetmeye devam et” demek herhalde akıl kârı değildi. Üstelik o padişah, 1920 başında, Rauf Orbay’a, “Rauf Bey! Bir millet var, koyun sürüsü. Buna bir çoban lazım… O da benim...” demişti (Rauf Orbay, Siyasi Hatıralar, s. 444) Lozan’da temsil konusu gündeme geldiğinde saltanatın kaldırılması adımı, uygun fırsatı doğurdu. M. Kemal’in öngördüğü cumhuriyete ilk adım atıldı. Esasında Milli Mücadele stratejisi cumhuriyeti kurma stratejisiyle bütünleşikti. Belki milletin önemli bir bölümü, durumdan habersiz olduğu için kendisini koyun sürüsü olarak gören bir anlayışa karşı tepkisizdi. Ama bu gerçeği bilenler bile cumhuriyete taraf değildi. Oysa kurtuluş savaşı kazanmış bir millete yakışan, egemenliği kayıtsız şartsız kendi ellerine veren cumhuriyeti kurmak ve yaşatmaktı. Bunun için hayatın her alanını kapsayan devrim stratejisi yürürlüğe kondu.

GÜCÜNÜN KAYNAĞI

Her ne kadar egemenlik bugün dahi tam olarak milletin olmamış da olsa, Cumhuriyet bunu amaç edinmişti. Kimseyi etnik kimliğine ve dini aidiyetine göre ayırt etmemiş; vatandaşlık bağı itibarıyla herkesi Türk addetmişti. (1924 Anayasası, Md. 88) Atatürk’ün 1930’larda yaptığı millet tanımı tam anlamıyla kucaklayıcıydı: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” (Medeni Bilgiler, s. 18) Günümüzde emperyalizmin özgürlük kriteri olarak sunduğu etnikçiliği ve mezhepçiliği reddeder. Yine özgürlük olarak sunulan tarikat ve cemaat yapılanmasına dayalı toplumsal bir modele karşı koyar. Laiklik ve liyakati toplum ve devlet yaşamının ayrılmaz parçası görür. Günümüzün en büyük dersi, 15 Temmuz’dan itibaren bu alanda olmuştur. Bu dersin önümüzdeki döneme yansıtılması hayati önemdedir. Medeni kanun kadınları gerçek anlamda vatandaş kıldı. İslam dünyası için ilkti. Bu yüzden dirençle karşılaşsa bile kadınlar cumhuriyetin esas güvencesidir.

HERKES SORUMLU

Cumhuriyet bir hedefti ama esas olarak Türk milletinin egemenliğini tam ve eksiksiz kullanmasının aracı olacaktı. Öyle bir araç ki, ülkenin bağımsızlığını, halkın refahını, kişisel özgürlükleri; çağdaş hukuk devletini; dejenere edilmemiş demokrasiyi güvence altına alan... Süreç tam olarak böyle işledi mi? Başlangıçta evet. Ancak sonrası bizi bugünlerin kaotik ortamına getirdi. Sorumlusu hemen herkesti. Darbelere başvuran askerler; darbelere zemin hazırlayan siyasiler; egemenliğin kullanılmasının bir parçası olmak yerine önce darbe olsun diye yalvaran, sonra darbeci diye ardından beddua eden halk. Günümüzün temel görevi Cumhuriyet’in omurgasını ve ana ilkelerini koruyarak parlamenter sistemi yeniden inşa etmektir. Sadece seçim değil, süreçlere katılım, temsil ve denetim usullerini de geliştererek… “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diyen ve en büyük yol gösterici olarak “bilimi” gösteren Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlanmacı ruhu ufkumuzu açmaya devam ediyor ve çıkış yolunu işaret ediyor. Gelecek inşası hepimizi bekliyor....