İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir depremzedeye “Bunlar kader planının içerisinde olan şeyler” sözlerine tepki gösteren Akşener, “Tedbir almayıp, sorumluluğunu yerine getirmeyip, milletimizin enkazdan uzanan elini tutamayıp, üstüne de, tevekkülden bahsedip, meseleyi kadere havale etmek; şuursuzluktur, aymazlıktır, terbiyesizliktir. Kendi beceriksizliğini, “kader planı” diyerek, perdeleyemezsin Sayın Erdoğan. Kurduğun yağma düzeninin, ağır faturasını, “kader planı”na yükleyemezsin!” dedi.
Akşener şu ifadeleri kullandı:
‘ÖLÜM FERMANI’
“Dondurucu soğukta, barınma, ısınma ve hijyen ihtiyaçlarını karşılayamayan, günler boyunca tuvalet sorunuyla uğraşan, vatandaşlarımız vardı.
Ez cümle; biz, 1999 depreminin üzerinden geçen, 24 yılın ardından, 6 Şubat’ta sadece deprem gerçeğiyle yüzleşmedik. Biz aslında, 24 yıl sonra hiçbir dersin alınmadığı gerçeğiyle yüzleştik. Sadece beton blokların değil, ahlakın da çürüdüğü gerçeğiyle yüzleştik.
Yapı denetim sisteminin, işlemediği gerçeğiyle yüzleştik. Rant sevdasının, hırsızlığın, yolsuzluğun, acı reçetesiyle yüzleştik. İmar affının, çözüm değil, tam tersine, ölüm fermanı olduğu gerçeğiyle yüzleştik. Tedbirsizlikle, iş bilmezlikle, liyakatsizlikle yüzleştik.
Mesela; depremin ertesi gününde, Birçok ilimizden, doğru düzgün haber bile alamazken; Türk Kızılayı Başkanı’nın; “Ulaşılamayan bir nokta yok” diyerek, kendini bile inandıramadığı, yalanına maruz kalıyoruz.
Mesela; bir vatandaşımız; “Yardım edin, bir vinç gelsin, bir ekip gelsin” diye feryat ederken; eski bir bakanın, acılı babanın yüzüne bile bakmadan, telefonuyla oynadığı, aymazlığa şahit oluyoruz.
Mesela; binlerce insanımız, enkaz altında can verirken, Hazine ve Maliye Bakanı’nın; Tek sıkıntıyı, sosyal medyadaki haberlerden ibaret gördüğü ve kamera kadrajına girme peşinde, eski başbakana omuz attığı, bir büyük kepazeliği izliyoruz.
Oysa iktidar, karar mercii olduğu kadar, aynı zamanda, sorumluluk merciidir. Ancak Ak Parti iktidarında, hiç kimse sorumluluk almıyor. Hiç kimse, hesap vermiyor. Bir Allah’ın kulu bile, istifa etmiyor. Ne diyeyim. Yazıklar olsun.
Onlar zerre utanmıyor ama ben utanıyorum. Onlar adına utanıyorum. Bu ciddiyetsizlikten utanıyorum. Bu yüzsüzlükten utanıyorum.
Bu arsızlıktan utanıyorum. Vatandaşını en zor anında, yalnız ve çaresiz bırakan, bu liyakatsizlikten utanıyorum!
Aziz milletim; Tüm bu ciddiyetsiz, yüzsüz ve liyakatsiz açıklamalara, neden maruz kalıyoruz biliyor musunuz? Sadece ama sadece, kriz üreten, felaket üreten; tek adam sistemi yüzünden.
Nitekim, bu ucube sistemin, tek adamı Sayın Erdoğan; Tüm süreç boyunca, yine her zaman olduğu gibi, sınırsız yetkiyle donatılmış, kocaman bir sorumsuzluk hali içindeydi…
Hatırlayın; 2020’deki Elâzığ depreminde, iban numarası paylaşıp; “Bu tür afetler, bizler için büyük bir imtihan” demişti. Hatırlayın; 2021’de, Rize’deki, sel felaketinin ardından, vatandaşlarımıza, keyif çayı dağıtmıştı. Hatırlayın; 2022’de Marmaris’teki orman yangını mağdurlarına da; paket paket çay fırlatmıştı.
Yıl oldu 2023… Biz, “Acaba ders almış mıdır?” diye, düşünürken; Bu sefer de, depremden 1 buçuk gün sonra, çıktığı, ilk televizyon yayınında; “Günü geldiğinde, şu anda tuttuğumuz defteri açacağız” diyerek, milletimizi tehdit etti.
Enkaz altındaki insanlarımızın, yerini bildirdiği ve iktidarın yapamadığını yapıp; organize olarak yardım istediği, sosyal medyaya kısıtlama getirdi.
‘KADER PLANI’ TEPKİSİ
Sonra da çıktı, ve her felakette tekrarladığı gibi, yine utanmadan; “Bunlar, kader planının içerisinde olan şeyler.” dedi. Yani yine kader dedi, yine tevekkül dedi…
Gerçekten ibretlik… Sayın Erdoğan; sana daha önce de söylemiştim. Sen istediğin kadar, duymazdan gel. Sen istediğin kadar, kulaklarını tıka. Gerçekleri değiştiremezsin. Tevekkül: Her türlü tedbiri aldıktan sonra, bir işi, nihayetinde, Allah’a havale etmektir.
Ancak, her tür tedbiri aldıktan sonra… Hamdolsun hepimiz, kadere iman edenlerdeniz. Hamdolsun hepimiz; “Hayrıhi ve Şerrihi Min Allâhû Teâlâ” diyerek, hayrın ve şerrin, Allah’tan geldiğine inananlarız.
Ancak, tevekkül, tembelliğe açılan bir kapı değildir. Sorumsuzluğa uydurulacak bir kılıf, hiç değildir. Yaşadığımız felaketlerin altında yatan, büyük sorumsuzluğu, gizlemek için, imanımızı sömürmeye kalkmak; kimsenin haddi de, hakkı da değildir.
Tedbir almayıp, sorumluluğunu yerine getirmeyip, milletimizin enkazdan uzanan elini tutamayıp, üstüne de, tevekkülden bahsedip, meseleyi kadere havale etmek; şuursuzluktur, aymazlıktır, terbiyesizliktir.
Kendi beceriksizliğini, “kader planı” diyerek, perdeleyemezsin Sayın Erdoğan. Kurduğun yağma düzeninin, ağır faturasını, “kader planı”na yükleyemezsin!
Devletimizi yönetemediğin gerçeğini, “kader planı” diyerek gizleyemezsin! Hiç kadere sığınma! Bu beceriksizliğin arkasındaki, tek sorumlu sensin sen!
Kızılay’in içini boşaltıp, AFAD’ı arpalığa çeviren; devletin en kritik kurumlarının, tepelerini, çapsız, birikimsiz, yetersiz kadrolarla dolduran sensin sen!
Bilim insanlarının, jeologların, jeofizikçilerin, televizyonlarda yıllardır bağıra bağıra anlattıkları, ‘Kahramanmaraş’ta, 7 buçuk şiddetinde deprem olacak’ sözüne kulak asmayan sensin sen. Deprem için toplanan paraları çarçur edip kanal projesi peşinde, yılları heba eden sensin sen!
Milletimiz, kapıdaki depremi çaresizlik içinde beklerken, imar affı ile para toplayıp, çürük binaları aklayan sensin sen.
Sayın Erdoğan; Sen istediğin kadar, ‘kader planı’ diyerek kendi beceriksizliğine, kılıf ara… Bu felaketin, yegane sorumlusu sensin, sen.”
HATAY’DAKİ DEMOGRAFİK YAPI TEHLİKESİ
Hatay’daki demografik yapı tehlikesine de değinen Akşener, hükümeti kentteki yeni inşa sürecinde sığınmacıları ülkelerine geri göndermeye çağırdı.
Akşener şunları söyledi:
“Yaşadığımız bu büyük felaketin, ekonomik, psikolojik, sosyolojik, ve demografik birçok etkisi olacak. Geçen hafta, bir konuya, özellikle dikkat çektim.
Deprem bölgesindeki göç hareketliliği, büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. 2,5 milyondan fazla vatandaşımızın tahliyelerle ve kendi imkanlarıyla, bölge dışına çıktığı tahmin ediliyor.
Mevcut sığınmacı sorunuyla birlikte irdelendiğinde, bu durum gelecekte, bölgedeki insanlarımız için bir demografik değişim tehlikesini, gözler önüne seriyor.
Nüfusumuzun, yüzde 16’sını oluşturan deprem bölgesinde yaklaşık 1 milyon 700 bin Suriyeli sığınmacı bulunuyor. Göçlerin yoğun yaşandığı illerimizde boşalan alanlar dışında göçün gerçekleştiği, Mersin ve diğer illerimizde de bu sorun hayatı giderek daha da olumsuz etkileyecektir.
Köylerin boşaltılması ise bu kapsamda sadece bir demografik değişime değil, terör örgütlerine, yeni alanlar açılmasına da neden olabilir.
O nedenle, öncelikle Hatay’dan başlayarak tüm Türkiye’de yabancılara konut satışının durdurulması çağrımı buradan da tekrarlıyorum. Bu çağrımın ne anlama geldiğini idrak edemeyenlerin, zaten bu sorunu, bizzat çıkaranlar olduğunu kimse unutmasın.
Bizim amacımız insanlarımızın evlerine, yurtlarına, geri dönmesi hiçbir vatandaşımızın, herhangi bir hakkının kaybolmamasıdır.
Çünkü kadim devlet geleneğimizde devleti yönetenler sınırlarda güvenliği, içeride ise huzuru, temin etmekle sorumludur. Çünkü sınır güvenliği ve milletin huzuru, ülkenin varlığı için vazgeçilmezdir.
Ancak Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının, böyle bir derdi olmadığını maalesef biliyoruz. O nedenle, buradan uyarmak istiyorum; özellikle bölgedeki insanlarımızın, mülklerini korumalarına yönelik hukuki bir çerçevenin oluşturulması ve farkındalık çalışmalarının, derhal organize edilmesi gerekiyor.
‘SIĞINMACILARI GERİ GÖNDERMEYE DAVET EDİYORUM’
Evet, şehirlerimizi yeniden onaracağız. Ve bunu yaparken de, yeni bir usulsüzlüğe ve çarpıklığa izin vermeyeceğiz.
Ancak artık sığınmacı problemini çözme vakti gelmiştir. Buradan iktidarı, başlayacak olan yeni inşa süreci kapsamında sığınmacıları, ülkelerine geri göndermeye, bunun için de gerekli adımları atmaya ve diplomatik görüşmeleri, derhal başlatmaya davet ediyorum.
Biz, en kısa zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bu konuda görüşmeye çağıracağız.
Eğer Sayın Erdoğan’ın inadı hala sürüyorsa daha önceki çağrımı da bu vesileyle buradan yineliyorum. Milletimiz için, devletimiz için ben bu görüşmeleri yapıp, bu sorunu çözmeye hazırım. Bizler hazırız.”
Ne emperyalizmmiş be arkadaş? Nasıl boyayıp boyayıp satıyor? Ama neden? Alanları çok iyi tanıyor. Gurtald bizi aplaa!
Burdaki tek bir yanlış bütün doğruları götürür.
Oğlunada söylesin Suriyelilere iş bulmayı bıraksın