Altın Portakal’a eleştiri: ‘Hep aynı konulu filmler yarışıyor!’

Eleştirmen Alper Erdik, 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde hep aynı üç beş benzer konulu Türk filmlerinin gösterildiğini öne sürerek için 'Yeşilçam yıllarında bile bugünkünden daha ileride olan, sinemanın ülkenin politik ve toplumsal gündemine koşut ve fakat belli bir estetiğin de göz ardı edilmediği' bir sinema vardı dedi.

Altın Portakal’a eleştiri: ‘Hep aynı konulu filmler yarışıyor!’

Bu yıl 56.’sı düzenlenen ve “öze dönüş” teması ile iki yıldır olmayan ulusal yarışmanın da geri dönmesiyle sinemacılar için başka türlü bir önem taşıyan Antalya Altın Portakal Film Festivali sona erdi.

Eleştirmen Alper Erdik, 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde hep aynı üç beş benzen konulu Türk filmlerinin gösterildiğini öne sürerek için ‘Yeşilçam yıllarında bile bugünkünden daha ileride olan, sinemanın ülkenin politik ve toplumsal gündemine koşut ve fakat belli bir estetiğin de göz ardı edilmediği bir sinema vardı’ dedi.

Festivaldeki yarışmacı Türk filmlerini izlediğini belirten Alper, “Festivalde ulusal yarışma kategorisinde yer alan filmlerdeki tematik benzerlik hatta aynılık,yönetmenlerin ünlü oyuncu oynatma merakımuhalif görünme çabaları beni oldukça rahatsız etti.” vurgusunda bulundu.

Alper’in gercekedebiyat.com sitesinde yer alan eleştirilerinin bir bölümü şöyle:

“Bir sinema yazarına, bu yılki festivaldeki filmlerin konusunun eşcinsellik ve Suriyelilerin ülkemizdeki durumu olduğunu düşündüğümü söylediğimde kendisi gülmekten cevap veremedi. Bir dönemin, Kürt sorununa olan merakı, şimdi bunlara evrilmiş durumda.

Sivil toplumcu, kimlikçi sol liberallerin cephaneliği siyaseten çoktan tükendi; ama bunların, sol cenahın okuryazarlarının zihninde yarattığı tahribat kolay giderilmeyecek, bu açık.

Kısaca birkaçına değinmek gerekirse, festivalde izlediğimiz yerli filmlerin ve senarist, yönetmenlerinin yaratıcı, özgün, yenilikçi olduklarını söylemek güç.

Neoliberalizmin milyonlarca insanı nefessiz bıraktığı ve bu bunaltının da son raddesine ulaştığı bir ülkede, hâlâ ve hâlâ üst-orta sınıfların yaşamlarından kesitleri, hep aynı şekilde ve yaratıcılıktan uzak biçimde seyirciye sunmak, neden sinemacılara bu kadar cazip geliyor, anlamak güç. “Beyaz Türk” eleştirisi okumak, görmek isteyen, “muhafazakâr-demokrat camianın entelektüelleri”nin kuyruğuna girer zaten; buradan “bizimkiler”e ekmek çıkmaz, bunu artık anlamaları gerekir.”