Orkun Özeller yazdı…

ABD ordusunda psikolojik harekât biriminin sembolü Çanakkale’den bildiğimiz “Truva” atıdır.
Bu Truva atı, Homeros’un İlyada Destanı’nda anlattığı Truva Savaşı’nın sonunu getiren hileli harp planının merkezindedir.
Hikâyeyi şöyle bir hatırlayacak olursak;
Efsaneye göre Akalar yani Yunanlılar, Çanakkale’deki Truva Kentini yaklaşık 10 yıl kuşatmalarına rağmen ele geçiremezler. Bunun üzerine Odysseus’un önerisi üzerine devasa bir tahta at yapılır. Seçkin Yunan savaşçılarının içine gizlendiği tahta at, hediye olarak kalenin önüne bırakılır. Bu sırada gemilerle denize açılan Akalar çekilme görüntüsü verir. Truvalılar bunu bir zafer işareti sanır ve kalenin içine alır. Gece yarısı atın içindeki savaşçılar dışarı çıkar, şehir kapılarını açınca kente giren Yunan ordusu Truva’yı ele geçirir.
Bu nedenle “Truva Atı” deyimi günümüzde, “bir hedefi içeriden fethetmek veya gafil avlamak için kullanılan kurnaz bir taktik” anlamında kullanılır.
Bugünlerde;
“Truva atı misyonu”yla kadrolarına sızdırılan genel başkan ve danışmanların memleketin kaleleri sayılan siyasi partileri nasıl ele geçirdiklerini, nasıl dönüştürdüklerini hep birlikte örnekleriyle görüyoruz.
Belki bu cümleleri okurken aklınıza Anayasa’nın 78. maddesine aykırı olarak CHP’nin başına oturtulan Kılıçdaroğlu ile icraat ve söylemleriyle Alparslan Türkeş’i mezarında ters döndürüp şehitlerin kemiklerini sızlatan MHP Lideri Devlet Bahçeli gelecektir ama ben kısa adı PSYOP olan İngilizcesi ile “psychological operations” olarak isimlendirilen ABD ordusunun “Psikolojik Harekât Biriminin brövesi” üzerinde durmak istiyorum.
Truva atıyla şekillenen bu brövenin üzerinde Latince “veritas et libertas” yazar. Bu ifadenin Türkçe karşılığı ise “hakikat (gerçek) ve özgürlük”tür. Gerçeğin bilgisine ulaşmanın insanı özgürleştirdiğine olan inancı vurgular. Eğer gerçeğe ulaşmamışsanız “özgür değilsiniz” demektir. Sadece özgür olduğunuzu zannedersiniz.
İnsanların algılarını yöneterek hileler ile savaş kazanma düşüncesi bugün ticarette ve en önemlisi siyasette oldukça yaygın değil mi,
Gördüklerimiz ne kadar hakikat,
Veya “memleketi düze çıkarsın” diye oy verdiklerimiz, söylemlerinin tersi icraat ve eylemleriyle Truva Atı suçlamasını hak etmiyor mu?
Bu sorulara verilecek cevaplar önemli ama benim gibi milyonların bildiği tek bir şey var. O da Dedem Korkut’un “Kahpe (hain) içeriden olunca kapı kilit tutmaz” öğüdüdür.
Memleketin kapısının da kilidinin de ne hallere geldiğini/getirildiğini sanırım anlatmaya gerek yok!
İşte tam da burada AKP’nin ülkeyi yönetirken en büyük Truva Atı olan FETÖ’nün sadece parti bünyesine değil, cumhuriyetin bütün kurumlarına sızmasına göz yumup devlet yönetiminde söz sahibi yapmış olması gerçeğini göz önünde bulundurmamız gerekiyor.
Ve ardından bugün hala kimler/hangi kriptolar devletin yönetim kademesinde olup da “Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine dinamit yerleştirmeye devam ediyor?” diye sormamız gerekiyor. Gerçekten de bakanından bürokratına şöyle bir gözden geçirin, hangisinden eminsiniz?
Aksine konuyla ilgili sorgulama “bizden ve bizden olmayan” kriterine indirgenmiş durumda. Hatırlayın bu ülkede, 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden tam 5 yıl geçtikten sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’na YAŞ kararıyla atanan generalin Fetö’cü olduğu ortaya çıktı!
Hem de Hulusi Akar’ın Millî Savunma Bakanlığı döneminde…
Yine hatırlayın;
“Fetullah Gülen bu ülkenin yetiştirmiş olduğu değerli bir kıymettir” diyen bir şahıs, şu memlekette Adalet Bakanı olarak görev yaptı, hiçbir şey yokmuş gibi TBMM’de milletvekili koltuğunda oturmayı sürdürdü.
Elbette ki böyle gelmiş böyle gidecek anlayışına sahip değiliz. Türk milleti Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabesiyle uyanıyor, İstiklal Marşı’nın sözlerindeki gibi bir asır öncesinde olduğu gibi hiçbir çılgının kendisine zincir vuramayacağını, dağları yırtıp enginleri aşacağını çok iyi biliyor.
Dolayısıyla ne yaparsanız yapın, Truva atları nerede cirit atarsa atsın bu millet kendisine gösterilen hileler ile esir olmayacaktır. Eninde sonunda devletinin elinden alınıyor olmasına gerekli siyasi tepkiyi gösterecektir.

CHP DELEGESİ VE SEÇMENLERİNE
Delegeler “kurultay olsun” ve atama ile değil, delegenin iradesi ile genel başkan belirlenmesi için imza veriyor.
Soruyorum:
Sayın CHP delegeleri, siz hür iradenizle kurultayda genel başkan belirlemediniz mi,
Neden, kurultayın ispatlanmamış iddialarla geçersiz sayılmasını bir hakaret olarak görmüyorsunuz,
Delegenin genel başkan olarak seçtiği Özgür Özel, neden delegenin olurunu almadan makamı bırakıp da grup başkanlığına rıza gösteriyorsunuz, Demokrasiye sahip çıkmak gerekmez mi,
Sayın Özgür Özel, mutlak butlan kararının verildiği gün neden tüm CHP delegelerine, seçmenine ve Türk milletine çağrı yapıp genel merkeze davet etmedi,
Neden Güvenpark’ta toplanan on binleri Anıtkabir’in ardından CHP Genel Merkezi’ne çay içmeye davet etmedi?
Şimdi diyeceksiniz ki, “Mahkeme kararı var, hukuka saygılı olmak lazım…”
Evet ama “Ergenekon/Balyoz gibi” kumpas davalarının mahkeme kararlarını hatırlayın. O kararları veren hâkim ve savcıların gerçekte bir Truva atı olduğunu unutmayın.
Dolayısıyla esas olan milletin iradesidir. Halkın iradesi karşısında bugüne kadar, bırakın mahkeme kararlarını top tüfek tank bile duramamıştır.
Yeter ki iradenizi sahaya anayasal haklar çerçevesinde yansıtın.
Mücadeleye örnek mi arıyorsunuz?
Haklarını alamayan madencilere bakın. Onlar da hukuksuz bir eylem yapmadan haklarını aradı ve aramaya devam ediyor.
Şu gerçeği de unutmayın;
Bu ülkenin terörist başına statü verme derdinde olan, küresel haydut ABD ne isterse emir telakki eden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin parçalanmasına yönelik söylemleri nedeniyle ABD Büyükelçisi’ne gıkını bile çıkaramayan ve de NATO’ya bekçilik yapan siyasetçiler ve partilerle geldiği/getirildiği nokta ortadır.
O yüzden Türk milleti, iradesini temsil edecek ve sahaya yansıtacak siyasi parti arıyor.
Milletin gazını alan değil!
Son söz:
Memleketi yine Türk milletinin azim ve kararı kurtaracaktır.