Aykırı bir Çin filmi: Elveda Oğlum!

Çin, milyarın üzerindeki nüfusunu denetleyebilmek için ve ekonomik kalkınma için gerekli olduğuna karar verdiği 'tek çocuk' politikasını çok katı bir şekilde uygulamaktadır.

Aykırı bir Çin filmi: Elveda Oğlum!
( Serhat Çağdaş – Anadolu Ajansı )\n

Özlem Kalkan

Yaşadığın coğrafyanın kader olduğu sözünün bir kadercilik safsatası olduğunu söyleyip esgeçebiliriz; ancak coğrafyaya hükmedenlerin dayattığı sisteme başkaldırmak bazı bedelleri getirebildiği gibi, kabullenmek de geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açabiliyor.

Bir toplumun sisteminin değişmesi ile kaderinin de değişeceği kaçınılmaz.

Bu “reformsal” dönüşümü 3 saat 5 dakikada bir sinema perdesinde siNdire sindire, ağlatıp hüzünlendirerek anlatabilmek bir yönetmenin yapabileceği en zor işlerden biri.

O film Elveda Oğlum, o yönetmen de Wang Xiaoshuai!

Çinli yönetmen Wang Xiaoshuai

Uzun yıllar ticari filmlerin pek gözde olduğu, toplumsal gerçekliğin konu edildiği, bağımsız sinemanın ise pek gösterimde olmadığı Çin’de, son yıllarda bu pazarı altüst eden yönetmen Wang 53 yaşında.

Çin’in 6. kuşak yönetmenleri arasında en yeteneklisi kabul ediliyor.

Yönetmenin son 5 yılda Kültür Devrimi üçlemesinin 1. ve 3. halkası olan Red Amnesia / Davetsiz Misafir ve Shangai Düşleri’ni izlemiş ve sinema diline hayran kalmıştım…

RED AMNESİA

Red Amnesia filminde alışılmışın dışında bir gerilim filmiyle buluşturmuştu bizi; sıradan bir ev kadınının hayatından yola çıkıp Çin’in yakın tarihinin tahlilini 3 kuşak üzerinden yapıyordu.

Her filminde tarihsel olaylara odaklanmaktan ziyade, olayların bireyler ve toplum üzerindeki etkilerini incelemeyi sevdiğini söyleyebiliriz Wang’ın.

SHANGAİ DÜŞLERİ

Shangai Düşleri’nde ise Çin’deki reform ve dışa açılma sürecinde geçen bir aşk hikȃyesini izletmişti bize yönetmen.

Film, 58. Cannes Film Festivali’nde “Jüri Özel Ödülü”,2005 yılında ise ilki organize edilen Uluslararası Avrasya Film Festivali’nde “En İyi Film Ödülü”ne layık görülmüştü.

ELVEDA OĞLUM

Elveda Oğlum da yine benzer sorunu, “tek çocuk” politikasını eleştirerek işliyor.

Tabii filmi anlatmadan önce Çin Halk Cumhuriyeti’nin 80’lerin ortasında başlayan, ÇKP’nin 11. Ulusal Kongresi’nin “Üçüncü Oturumu”ndan sonra, ülke genelinde açısından oldukça erken bir dönemde meta ekonomisini geliştirmeye başlamış olduğu notunu düşelim.

Tianjin’in Dagiu köyü, bu anlamda bir ara “tampon” görevi görmüştü. Eski ekonomik yapının değişmesi köydeki erkekleri çiftçilikten işçiliğe sevk etmiş; 1949 yılında  feodalizmden komünizme geçen ülke, 1978 ‘deki kararlar sonrası yapısal değişim için düğmeye basmıştı.

Mao Zedung‘un 1976 yılında ölümünün ardından başa gelen Den Ziapoing ile başlayan süreç, insanların ekmek parası için yerlerinden yurdundan göçünün trajedisiydi. Sınıf bilincini ve komünizmi güçlü bir sosyalist ülke olacağı iddiasıyla dışa açan yeni sistem, arka fonda acı ve gözyaşı da getirmişti.

FİLMİN KONUSU

Elveda Oğlum, işte bu acının 40 yıla yayılan hikayesi.

Liyun ve Yaojun hayatlarını fabrikada çalışarak kazanan genç bir çifttir ve yine kendileriyle aynı yaşta olan, aynı fabrikada çalışan Haian ve kocası ile sıkı dostlukları vardır. Çocukları Xing ve Hao da kardeş gibi büyümektedir.

Çin, milyarın üzerindeki nüfusunu denetleyebilmek için ve ekonomik kalkınma için gerekli olduğuna karar verdiği ‘tek çocuk’ politikasını çok katı bir şekilde uygulamaktadır.

(Bu arada filmde sık sık geri dönüşleri izliyoruz. Kȃh 78, kȃh 86 yılından günümüze gelip giden film bizi bir hüzün denizinde yüzdürüp, telaşsız anlatımı ile de karakterlerle duygusal bağ kurmanızı sağlıyor.)

Haian da fabrikada denetçidir. Liyun hamile kalır ve hamile kalanların ağır cezalar, bedeller ödediği de fısltı gazetesi ile etrafta dolaşmaktadır. Karnının büyüdüğü fark edildiğinde en yakın arkadaşı Haian tarafından kürtaja gönderilir. İşi ve arkadaşı arasında kalan Haian ise bir ömür boyu çekeceği azabın pençesine düştüğünün farkında değildir. Büyük bir kanama ile kürtaj olan Liyun, artık korunmasa da hamile kalma olanağı yoktur.

Elveda Oğlum : 2019 Film

Olaydan kısa süre sonra Haian’ın oğlu Hao ile Xing, aileler tarafından yasaklanmasına rağmen çocukça bir kaçamağa vesile olan o uğursuz kanala yüzmeye giderler. Hao’nun zorlaması ve alayı ile kendini ispatlamak için kanala atlayan Xing ölür.

Yönetmen bu acı sahneyi çok uzak planlardan çekerken dramı ikiye katlamayı çok iyi beceriyor. Liyun ve Yajoun’un yeniden aile olma çabaları ve evlat edindikleri çocuğa Xing adını vermeleri de çabayı mutluluğa çevirmediği gibi sorun yumağını derinleştirir. Hayat ve sistem bir kez daha mağlup etmiştir onları. Tek kazançları, ikinci çocuğu doğurmadıkları için fabrikada yılın örnek çifti seçilip ödül almaları(!) olmuştur.

Bu ölüm iki aile için de travmadır. 40 yıla yayılan acı ve değişim. Evini acıdan ve suçluluk duygusundan dolayı terk eden Haian ve Liyun’un ve de eşlerinin dostça, gözyaşları eşliğinde hesaplaşması ise filmin nirvanası. (Xing’in ölümüne neden olan Hao artık bir doktordur.)

Sadece hayatlar değil şehir de, işçi barakaları da, insanların beğenileri, zevkleri ve dostluk anlayışları da çok değişmiştir. Filmde bir ailenin sıcak bir çatı altında sofrada yedikleri mantıdan tüten duman aile mutluluğunu betimleyen bir metafor olarak göze çarpıyor. 40 yıl sonra aynı işçi barakasında tekrar pişirilen mantı geçmişe özlemin de acısı olarak betimleniyor. Dört duvar arasında yapılan batı tarzı partiler, kasetten dinlenen yasak şarkılar, jitterburg dansları ve kültür devrimine aykırı davrananların da cezalandırıldığı dramatik sahneleri eleştiri olarak koymayı ihmal etmemiş yönetmen.

Mei Yong ve Jingchun Wang’ın anne ve baba rolünde 2019 Berlin’de en iyi kadın ve erkek oyuncu ödülüne layık görüldüğünü dipnot olarak veriyor, filmi kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.

İyi seyirler.

Özlem Kalkan

Veryansintv.com