‘Bağımsız sinema’cı Tony Gatlif ve Vengo filmi

Hümay Göbel yazdı...

‘Bağımsız sinema’cı Tony Gatlif ve Vengo filmi
“Benim hoşuma giden duygular, yola düşmek ve keşifler…
Benim için sinema insanları yolculuğa çıkarmaktır,
ama planlanmamış bir yolculuğa.”
(Tony Gatlif)

1948 Cezayir doğumlu Fransız yönetmen Tony Gatlif, sinemanın büyüsüz ve süssüz aynasıdır adeta.

Çingene bir annenin çocuğu olan Gatlif Romanların hayatlarını olağanca gerçekliğiyle, hiçbir süslemeye gerek duymadan, doğal büyüsüne sadık kalarak sunar seyirciye ve bu yüzden tekleşir sinema dünyasında.

2004 yılında “Exils” filmiyle Cannes’da en iyi yönetmen ödülünü alan Gatlif yalnızca bir yönetmen değil, senarist, aktör ve son derece başarılı da bir müzisyendir aynı zamanda. Birçok filminin müziklerini bizzat kendisi besteleyen Tony Gatlif, müziği filmin omurgası olarak görür ve filmle müziğin doğal bir tutkuyla birbirini tamamlaması gerektiğini savunur. Gadjo Dilo filmi, Gatlif’in baş yapıtı olarak anılsa da Vengo filmiyle belirli bir seyirci kitlesinin üzerinde muazzam izler bıraktığını söylemek yanlış olmayacaktır.

2000 yapımı Vengo filminin yönetmen, senaryo, yapım ve müziklerinin altında Gatlif’in imzası bulunuyor. IMDB’den 7.4 puan almış olan film, 2001 yılında İstanbul Film Festivali Jüri Özel Ödülü’nüve yine aynı sene müzikleriyle Fransa Ceaser Ödülü’nü aldı.

Vengo, herkesten çok müziğin ve dansın konuştuğu bir Endülüs filmi. Film, Flamenko’nun, dansın ve müziğin ötesindeki ifade gücünün fark edildiği sahneleriyle bir Tony Gatlif şahikası. Ünlü simalarla dolu Hollywood klasiklerinin aksine, meraklıları dışında kimseye tanıdık gelmeyecek yüzlerin Endülüs dünyasını kendine özgü tılsımıyla aktardıkları bir kan davası öyküsü filmin temasını oluşturur.

Vengo, muazzam bir açılış sahnesine sahip ender filmlerdendir. Bir akarsu görüntüsü eşliğinde kulağımıza Endülüs ezgileri çalınmaya başlar. Sonra Endülüs’ü hem duyabildiğimiz hem de görebildiğimiz bir seremoni sahnesiyle Tony Gatlif bizi ustaca filmin içine çekiverir. Fonda bestesi Gatlif’e ait “Fusion Flamenco Soufi” çalarken sahne Endülüs’ün ne olduğunu tüm çıplaklığıyla bize sunar. Bir yanda Tomatito, ustaca Flamenko müziği yaparak diğer yanda Sheikh Ahmad Al Tuni adeta sufi bir yakarışla elindeki tesbihi bardağa vurarak Ortadoğu ezgileriyle Flamenko’nun nasıl güzel bir ikili olabileceğini bize anlatırlar. Kısacası Endülüs notalara dökülmüştür ve Gatlif seyircisine hem görsel hem de işitsel bir şölen sunar bu açılışla. Bu açılış sahnesinin sonunda yine Sheikh Ahmad Al Tuni, Flamenco Soufi Ya Madad’i yorumlarken kadın dansçının sergilediği oryantal figürler taşıyan ama daha çok bir yakarışı hatta kimi figürleriyle semayı andıran danssa Gatlif’in yansıtmak istediği Endülüs’ün kusursuz bir tasviridir sanki…

FİLMİN KONUSU

“Pepa…
Senin için her gece bir mum yakacağım
Senin için bir şişe açacağım
Senin ölümün, asla sönmeyecek bir ateş…”

Caco (filmin başrolü) kızını (Pepa) kaybetmenin acısını, abisi Mario’nun oğlu, engelli Diego’ya kendini adayarak hafifletmeye çalışmaktadır. Mario, Caravaca ailesinden Sandro’yu öldürmüş ve sonrasında Fas’a kaçmıştır, ardında bir Endülüs klasiği olan kan davası trajedisini bırakarak… Film, kan davası gölgesinde Caco’nun yeğeni için gösterdiği sevgi dolu çabayı ve acısıyla başa çıkma çırpınışını anlatır. Caco rolüne hayat veren Antonio Canales, Vengo’da oldukça gerçekçi ama bir o kadar da hafızalara işleyen bir oyunculuk örneği sunar.

Caco’ların evinin duvarlarına düzenli olarak “intikam” yazıları yazılır ve mütemadiyen evin kadınlarının duvarları yeniden ve bıkmadan beyaza boyadığını görürüz. Bu arada Diego kan davası endişesinin yarattığı “sınırlı” ortamında sıkılmakta ve amcasına hayıflanmaktadır. Caco, yeğeni için partiler düzenlemeye ve bu sayede onu mutlu etmeye karar verir.

Caco, Diego için La Venta isimli meyhanede dostlarının da katıldığı bir parti verir. Bu sahnede La Caita, Calle Del Aire şarkısını söylerken adeta devleşir. Tüm o doğallığının içinde cızırtılı sesiyle adeta yakarırcasına şarkı söylemesi meyhanede kendi halinde eğlenen asker topluluğunun da dikkatini çeker ve askerler de gruba katılırlar. Müzik herkesi bir anda o tılsımlı kucağında biraraya getiriverir. Bir yandaysa Caco, Diego’yu mutlu gözlerle seyretmektedir. Diego içinde biriken coşkuya dayanamaz ve kalkıp Flamenko yapmaya başlar. Flamenko böyledir çünkü: engel dinlemeyecek kadar tutkulu!

“Pepa, minik kızım,
Ölümün yaktı beni…”

Bu coşku dolu sahnenin ardından Gatlif bizi Caco’nun acısına odaklar. Caco’yu sabaha karşı mezarlıkta kızı için mum yakarken görürüz. Caco’nun acısı metaforuyla Gatlif, aslında tam da bildiğimiz bir şeyi anlatmaktadır: tüm bunlar hayattır! Acının, kederin, öfkenin, sevginin, sadakatin, coşkunun hep birarada hep sarmaş dolaş olduğu yalın haliyle hayat!

Vengo’da Caco’nun içindeki hesaplaşmayı en sahih haliyle ırmak kenarında parti verilen sahnede görürüz. Burada, başta Diego olmak üzere partiye katılan herkes son derece coşkulu ve mutluyken Gatlif uzun çekimleriyle Caco’nun bakışlarındaki kedere ve yalnızlığa odaklanır. O kalabalığın, tutku dolu dansların ve harika müziklerin bir anda önüne geçiverir Antonio Canales’in oyunculuğu. Belki oyunculuğu demek yanlış tarif olacak çünkü fonda “Arrinconamela”eşliğinde çok gerçektir Caco’nun gözlerinden yansıyanlar…Caco, Diego’yu kan davasının lanetinden koruyabilmek için bir çıkar yol düşünmektedir. Çok alternatifi de yoktur, kendini feda etmekten başka çıkar yol gelmemektedir aklına. İşte bu sahnede bu hesabı okuruz Caco’nun gözlerinden… Caco’nun elinden kadehi düşer ve körkütük sarhoş vaziyette odasına taşınırken Diego bitmeyen bir coşkuyla ve büyülenmiş vaziyette kamyon kasasında Flamenko yapan İspanyol kadınlarını seyretmektedir.

Sarhoş Caco’nun rüya sahnesi, Gatlif’in yine Endülüs’ün çok katmanlı kültürel yapısını yansıttığı başarılı sahnelerden biridir. Bu sahnede yine Sheikh Ahmad Al Tuni tesbih ve bardakla ritim tutarak Ortadoğu ezgilerine eşlik ederken üç dansçı kadın oryantal müzik eşliğinde bir ritüeli gerçekleştirmektedirler adeta. Sahnenin sonlarına doğru kadın dansçılardan birinin kendini dansın kollarına teslim ettiği sahnelerse Caco’nun iç hesaplaşmasının dansla sembolize edilmesidir sanki.

Filmin gülünç olarak nitelenebilecek aslında oldukça dramatik sahnelerinden biri de Diego’nun babasıyla telefonda konuşmaya çalıştığı sahnedir. Telefon yalnızca yolun ortasında çekmektedir ve telefonun öbür ucundaki Mario, Diego’nun telefona gelmesini beklerken kuzenlerinden, ona Pepa’nın sevdiği şarkıyı dinletmelerini ister. Ve bir anda Remedios Silva Pisa’nın sesinden malum ezgi tınlamaya başlar: Naci en Alamo! Bu sırada Diego gelir ve yolun ortasında babasıyla konuşmaya başlar bir yandan korumalar arkada akan trafiği durdurmaya çalışırlar. Kısacası trajikomik bir sahne sunar Gatlif seyriciye.

Filmde ön plana çıkan bir unsur hemen herkesin şarkı söyleyebiliyor olmasıdır ki bu da çingenelerin doğasını yansıtır aslında. Üstelik alelade ezgiler mırıldanmaktan öte çok sesli müzikler duyarız; Caravaca’ların kızlarını vaftiz ettikleri sahnede olduğu gibi… Bu sahnede Caravaca’ların oğluyla yüz yüze gelir ve aslında en başında haykırılması gerekeni haykırır: “Sen geçmişte kalmışsın, başka bir çağda yaşıyorsun!” Oysa ki konuşarak çözülür sanar Caco, kin biter, kan durur sanar ama Endülüs topraklarında Kin, iletişimin önündeki en kadim düşmandır…

“Yüreğim yanıyor
Çünkü çok ağladım, çok ağladım.
Yüreğim yanıyor
Hepinize söylüyorum
Çünkü çok sevdim.”

Caco, Pepa’sının uyuduğu mezarlığın önünde arabadan iner, Diego’yla ve kuzenleriyle vedalaşır. Onlara sonra katılacağını söyler. Ancak Tres ve aslında diğerleri Caco’nun ne yapmaya çalıştığını çoktan anlamışlardır. Bu sahnede Tres’nin Caco’ya acı dolu bakışları bütün filmin birkaç saniyelik özeti gibidir adeta. Sonra çingenelerin bitmeyen yolculuğuna atıfla Caco’nun yürümeye başladığını görürüz. Endülüs güneşi tepesinde, kovulduğu, Caravaca’ların vaftiz törenine geri döner; dünyayla vedalaşmak ve Diego’yu kurtarmak için… Bu sahnede de La Paquera de Jerez, “Chant du Bapteme” şarkısını bir yakarış edasıyla icra ederek Caco’nun ölüme yürüyüşüne gerçeklik kazandırır… Sahne Caco’nun aldığı bıçak yarasıyla değişir ve yağmur seslerinin metalik seslere karıştığı, kan davasının sebep olduğu öldürücü soğuğu iliklerimize kadar hissettiğimiz bir sahneyle Gatlif sona doğru adım adım taşır bizi… Caco yerde yüzüstü yatmaktadır…

“Hiçlik ülkesinden geliyorum…
ne yerim var…
ne de yurdum…
parmaklarımla yangın çıkarırım
yüreğimle şarkı söylerim sana
kalbim küt küt atıyor…

aşk için doğmuşum ben…
ne yerim var…
ne de yurdum…
ne de evim var benim…”

Farların aydınlattığı bir yolda yalnızca gider, gider ve gideriz… Fonda Remedios Silva Pisa ağıt yakar: Naci en Alamo! Bir film daha nasıl mükemmel bitirilebilirdi düşünür kalırız yalnızca…

Sanat dolu günler…