Başarısızlığın falcılığı: Sınav kaygısı

Psk. Ceren Özügüç yazdı...

Başarısızlığın falcılığı: Sınav kaygısı

Başarı hem toplumsal hem bireysel açıdan hepimiz için önemli bir kıstas. Bunun düzinelerce sebebi var; başarılı olduğumuzda daha yüksek bir statüye sahip olabiliyoruz mesela yada daha fazla para kazanabiliyoruz, sosyal medyada milyonlarca takipçimiz oluyor veya çok iyi okullara kabul alabiliyoruz. Başarı bu kadar önemli bir kıstas çünkü getirileri yüksek. Yüksek getiri ve ödülleri hepimiz elde etmek isteriz çünkü beynimiz ödülleri sever ve onların peşinde koşar.

'BAŞARININ OLDUĞU YERDE ELBETTEKİ BAŞARISIZLIK SÖZ KONUSUDUR'

Hal böyle olunca hepimiz, kendi kapasitemiz ölçüsünde elimizden gelen en iyi performansı sunarak peşinde koştuğumuz başarıyı elde etmek ve bunun mutluluğunu yaşamak isteriz. Ancak “hayatta her şey zıttı ile beraber var olur” prensibi gereği başarının olduğu yerde elbette ki başarısızlık da söz konusudur. Zaten bütün sıkıntı da buradan çıkar. Çünkü ideal bir gerçeklikte herkes gösterdiği çaba ölçüsünde başarı elde edecektir ancak ne yazık ki hayat ideal bir düzende ilerlemez. Bu nedenle bazen bir talihsizlik olur ve başımıza çok emek verdiğimiz halde düşük not aldığımız bir sınav gelebilir.

Düşük not aldığımız tek bir sınav belki telafi edilebilir, bir talihsizliktir, ancak bir şekilde öğrenci bu tek sınavda elde ettiği başarısızlığı gelecekte olacak diğer sınavlara da atfettiğinde, geleceğinden korktuğu bu başarısızlığın “falcılığını” yapmaya başlar.

“Geçen ayki matematik sınavından 40 aldım, şimdi önümüzdeki sınavı da kesin batıracağım!” gibi cümlelerle adeta geleceği okuyormuş gibi yapar.

Bu gibi bir başarısızlık korkusuna sahip olmak için öğrencinin mutlaka önceki bir sınavdan düşük not alması gerekmez elbette. Geleceğine yön vereceğini düşündüğü çok önemli ve kritik bir sınav söz konusu olduğunda da, üniversite giriş sınavı mesela, o tek bir sınavdan başarısız olmak hayatta olabilecek en büyük felaket gibi görünür. Bu bahsettiğim, öğrenciler arasında sessiz bir hayalet gibi gezinen ve sınav dendiğinde çığlık atarak kaçma isteği uyandıran durum, halk arasında “Sınav Kaygısı” olarak bilinir. Sınav Kaygısı’na dair bilinmesinin ve farkında olunmasının faydalı olabileceğini düşündüğüm birkaç noktayı paylaşmak istiyorum.

'BİZ BU SINAVLARA NİYE GİRİYORUZ?'

Öncelikle ilk soru şu. “Biz bu sınavlara niye giriyoruz yahu?” Sınav Kaygısı dediğimiz durum aslında performans kaygısıdır. Yani kişinin elde etmek istediği başarıya ulaşabilmesine yetecek performansı sergileyememe kaygısı. Bu, bir tiyatro sanatçısı için sahnede repliğini unutmak olabilir, doktor için yanlış tedavi uygulamak, öğretmen için bilgi yetersizliği... Her bireyin bir performans sergilemesi beklenen ortam farklı olduğu için, öğrencilerin de meslekleri gereği performans alanları genellikle sınavlardır. Velhasıl, “Biz bu sınavlara niye giriyoruz yahu?” sorusunun cevabı aslında bir performans sergilemek, yani sınavın ölçmeyi hedeflediği bilgi seviyesine öğrencinin ne kadar sahip olduğunu ölçenlere yazılı olarak iletmektir.

Özetle, sınav bilgiyi ölçer, öğrencinin bilip bilmediğini gösterir. Bu bağlamda herhangi bir kaygı durumunda olduğu gibi, sınav kaygısında da göz önünde bulundurmamız gereken durum öğrencinin sınava ne kadar hazırlıklı olduğudur. Zira öğrenci gireceği sınava ne kadar hazırsa, kendisini o kadar güvenli hissedecektir. Bu noktada öğrenci, gireceği sınavda hangi bilginin karşısına çıkacağını ve bu bilgiyi edinmek için ne kadar çalışması gerektiğini önceden planlayıp hazırlanırsa kendisini daha güvenli ve kontrollü hissedebilir. Ebeveynler bu noktada öğrencinin sınava gerektiği kadar hazırlanması için ihtiyacı olanı sağlaması ve sunacağı destek elbette belirleyici olacaktır. Öğrencinin belirli bir plan çerçevesinde neyi ne kadar yapacağını bilerek hareket etmesi güvensizliği azaltacaktır, ancak bu plan mutlaka yapılabilirlik çerçevesinde, öğrenci ile beraber, hatta onun yönlendirmesiyle yapılmalıdır.

BEKLENTİ ANKSİYETESİ VE KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET

Sınav kaygısının daha can sıkıcı hale geldiği nokta, bu, “Sakin olalım ve planlı bir şekilde ilerleyelim,” stratejisinin işe yaramadığı durumdur çünkü burada karşılaşılan “Plan yaptım, çok çalıştım ancak sınava girdiğimde o kadar endişelendim ve korktum ki, tüm bildiklerimi unuttum, bilgimi sınava yansıtamadım ve sonucunda yine başarısız oldum,” durumudur. Burada insandaki kaygı mekanizmasına dair iki fenomen gerçekleşmiş ve hüsranla karşılaşılmıştır; beklenti anksiyetesi ve kendini gerçekleştiren kehanet.

Beklenti anksiyetesi; kişinin felaketleştirdiği bir durum veya olgunun olmasını beklerken yaşadığı kaygının, o felaketin gerçekleştiğinde yaratabileceği kaygıdan daha büyük olmasıdır. Yani üniversitenin kazanılamaması durumu gerçekleştiğinde, evet bu can sıkıcı bir durum olabilir ancak buna rağmen yapılabilecek şeyler mümkündür.

Öğrencinin eksiklerini görerek farketmesi, daha iyi bir çalışma planı hazırlaması ve bir sonraki sene sınava tekrar girmesi gibi. Ancak daha sınava girmeden “Ya sınavı kazanamazsam?” diye düşünerek kaygılanan bir öğrenci sınava gireceği güne kadar bunu düşünebilir ve sınava gireceği süreye kadar, aslında gerçeklikten uzaklaşan türlü türlü felaket senaryosu kurabilir.

Bu durumda elbette yaşayacağı stres daha büyük olacaktır. Zira sınava girip kazanamadığında yüzleşeceği başarısızlık tek bir gerçeklikte cereyan ederken ve öğrenci aslında tek bir başarısızlık sonucuyla baş etmek zorundayken, sınava girene kadar geçen sürede kafasının içinde binlerce senaryo kurarak binlerce felaketle baş etmektedir.

Sınava hazırlık süreci boyunca zihninin içindeki yüzlerce endişe senaryosuyla mücadele edip yorgun düşen öğrencinin, sınav günü içinde bulunacağı korkuyu düşünün... Kıyamet günü gelmiş çatmıştır, tüm hazırlık süreci boyunca kaçıp kurtulmaya çalıştığı felaketlerin birbiri ardına gerçekleşmesi için ilk adım olan sınava girmek üzeredir.

Zaten sonuç kafasında hali hazırda bellidir, başarısızlıktan başka bir sonuç söz konusu değildir. Doğrusunu isterseniz, öğrenci o an “Bu sınavdan başarısız olsam ve bu felaketler bir an önce olsa da artık beklemekten kurtulsam,” diye bile düşünüyor olabilir... Çünkü felaketi beklemekten, mücadele etmekten ve korkmaktan yorulmuştur. Bu ruh hali ve zihinsel durumda girilen sınavdaki sonucun başarısızlık olması şaşırtıcı olmayacaktır. Kehanet tamamlanmış, hazırlık süreci boyunca korkulan gerçek olmuş ve felaketle karşılaşılmıştır. Sınav kazanılamamıştır.

NASIL AŞILIR?

Beklenti anksiyetesi ve kendini gerçekleştiren kehaneti ortadan kaldırmanın en temel yolu elbette ki öğrencinin bu kaygısını paylaşmasıdır.

Öğrencinin bu sınavda başarılı ve başarısız olmanın onun için ne anlama geldiğini netleştirmesi ve ifade etmesi önemlidir.

İkincil olarak da başarısızlık durumunun öğrenciye göre neden bu kadar korkulacak bir netice olduğu anlaşılmalıdır. Öğrencinin zihninde tasarladığı en kötü senaryo nedir? Bu senaryo gerçeğe ne kadar yakın? Bu en kötü senaryo gerçekleşirse bu gerçekten baş edilemez bir durum mudur? Bu senaryo ile karşılaşmamak için ne gibi önlemler alınabilir? Bu noktada ebeveynlerin çocuklarını uzman psikolog desteği almak için yönlendirmeleri çocuğun hem söz konusu sınav hem de yetişkinlik hayatında karşılaşabileceği performans kaygılarının önüne geçebilmesi için hayati önem taşımaktadır. Zira şu an sınavda düşük performans göstermekten korkan bir öğrenci, iş yaşamında örneğin topluluk önünde sunum yapmaktan da muhtemelen korkacak, performans kaygısı taşıyacak ve zorlanacaktır.

Her aile çocuğunun başarılı ve kendi ayaklarının üzerinde güvenle durabilen bir birey olmasını ister. Ancak bu hedefin gerçekleşebilmesi için gereken çabayı ortaya koymak ancak sağlıklı bir ruh hali ile mümkün olacaktır. Bu bağlamda ebeveynlerin çocuklarını motive edebilmek veya plan dahilinde davranmasını sağlamak amacıyla sert, kuralcı, gerçek dışı beklentilere sahip ve başarısızlığa karşı toleranssız tutumu, elbette ki öğrencinin sınav kaygısını arttıracaktır.

Ebeveynler çocuklarına kaygılarını ve ihtiyaçlarını özgürce ifade edebilecekleri alanı açmalı ve başarısızlığın da insan hayatındaki deneyimlerden biri olduğunu ve bunun normal olduğunu mutlaka ifade etmelidir. Başarısızlığın bir ceza ile karşılanacağı fikrini değil, ders çıkarılarak daha iyisini yapmak üzere bir deneyim olarak kullanılacağı güvenini veren bir aile ortamında öğrenci başarısızlığın kaçılması gereken bir tehdit değil de bir deneyim olduğunu farkedecek ve kendine daha güvenli olacaktır.

Tüm öğrencilere bol şans!