1. Haberler
  2. Analiz
  3. Batı ile gidilecek yol kalmadı, dolarizasyon çöktü

Batı ile gidilecek yol kalmadı, dolarizasyon çöktü

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

Önceki yazımda, Sherlock Holmes’ün temelde İngiliz çıkarları ve anlayışını savunan bir hayali kahraman olduğunu yazmıştım. Bugünün reel politiğine baktığımda son derece isabetli bir tercih yaptığımı görüyorum.

DİLEMA: BİR DIŞ POLİTİK ÇELİŞKİ

Dışişleri Bakanı Fidan, Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinde Türkiye’nin oynayabileceği rolden bahsederken, Avrupa Birliği’ne kabul edilmemiz durumunda İngiltere’nin Brexit (Birleşik Krallığın AB’den çıkması) ilân etmeyeceğini öne sürüyor.

ABD’nin NATO’yu bozma ve Avrupa’nın güvenliği sorumluluğunu terk etme blöfü nedeni ile varsayımını bir adım daha öne götürerek “Türkiye ve İngiltere AB’de olsaydı, AB dış politika ve güvenlik mimarisini daha erken oluştururdu” diyor. Bununla yetinmiyor, İngiltere ve Türkiye ile bazı Avrupa ülkelerinin birlikte bölgede kendi çekim merkezini oluşturacağını iddia ediyor. Bu denklem bir dilema, yani temel bir çelişkiden ibaret.

Bu türden bir ”ortaklaşma” ulusal çıkarlarla bağdaşmadığı gibi, Türkiye’nin en önemli ihraç gücünün Mehmetçiğin Batı için cepheye sürülmesi şeklindeki argümanların güçlenmesine neden olacaktır.

KARADENİZ, AVRUPA GÜVENLİK MİMARİSİ, RUSYA

Ayrıca bu planın Türkiye’deki mevcut hükümetin, uluslararası çıkarlar doğrultusunda, ürettiği bir strateji olmadığı ortada.

İngiltere merkezli olan yeni AB güvenlik mimarisi temelde, Ukrayna’yı Rusya’ya karşı korumak, bir adım ötesinde Karadeniz’i savaş gemilerine açık hâle getirerek Rusları çerçevelemek hedefi ile buluşuyor.

Ukrayna’nın savunmasını Türk askerine havale etmeye çalışıyorlar. Bu durumda Rusya ile cephe cepheye gelecek kuvvet Türkiye olacak. İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in, ”Ukrayna güvenlik koalisyonu” projesinde Türkiye’yi sahaya sürülecek askerî kuvvet olarak görüyor. AKP ise İngiltere ve AB ile böyle bir yakınlaşmanın iç politikada kendisi için büyük bir dayanak olacağını hesaplıyor.

AB’nin üye olmayan ülkeleri de dahil ederek oluşturmaya çalıştığı ”yeni güvenlik mimarisi” Rusya’yı hedef alıyor.

Fransa’da, Savunma Bakanı Sebastien Lecornu tarafından seslendirilen ”AB’nin güvenliği Karadeniz’deki güç dengesi dikkâte alınmadan yapılamaz söylemi, İngiltere’nin yaklaşımı ve ABD’nin planları ile tam olarak örtüşüyor.

Karadeniz’i uluslararası deniz yapma hedefi, İngiltere ve ABD’nin 100 küsur yıllık hedefi…

ÇİÇER’İN 102 YILLIK KARADENİZ TESPİTİ, MONTRÖ VE LOZAN: TÜRKİYE’NİN GÜVENLİK MİMARİSİ

Ernest Heminway, ”İşgal İstanbul’u ve İki Dünya Savaşı kitabında, Çarlık Rusyası’nın son, Sovyet Birliği Rusyası’nın Dışişleri Bakanı Çiçerin, 1923’te Lozan barış görüşmelerinde ülkesi ve İngiltere ile Boğazlar ve Karadeniz üzerinde şekillenen tarihî düşmanlığı günümüze ışık tutacak berraklıkta anlatıyor.

”Lozan’a belirli bir programla geldik. Aynı programla da buradan ayrılacağız. Çanakkale, İstanbul Boğazı savaş gemilerine kapalı olmalı. Boğazlar savaş gemilerine açık olduğu sürece, Rusya Karadeniz’e donanma çıkartacak her ulusun tehdidi altında bulunacaktır. Zırhlılar ve dretnotlar Karadeniz’e ellerini kollarını sallayarak girdikleri sürece ne güvenliğimiz kalacak ne de kalkınma olanağı bulacağız ne de istila korkusundan kurtulacağız. Savaş gemilerinin Karadeniz’e girmesine izin verilecek olursa, Rusya’nın yapabileceği tek şey vardır: Silahlanmak! Karadeniz’de ancak bir şartla savaş gemisi bulundurmayabiliriz. Bu şart, Boğazların bütün savaş gemilerine kapatılması ve savaş gemilerinin geçmesini önlemek için de Türkler tarafından tahkim edilmesidir.”

Rusya ile Büyük Britanya arasındaki husumet ve fikir ayrılığı Lozan’da olduğu gibi bugün de devam ediyor. Türkiye’nin ulusal çıkarları bu çekişmenin tarafı olmamayı, Montrö Sözleşmesi ve Lozan Barış Antlaşması’ndaki kazanımları korumaktan geçiyor.

TÜRKLER, BOĞAZLARIN TAHKİMİ, BATI İLE GİDİLECEK YOL KALMADI

Bugün Türkiye’nin en Batıcı, Atlantikçi partisi AKP’dir. Son yönelimleri Türk siyasal tarihinin de en Batıcısı olduklarını gösteriyor.

ABD’nin Çin’e uyguladığı yüzde 140’ları geçen ihraç ürünleri vergisi ve genelleştirilmiş vergi tarifesi kararı, AB üyelerinin yaşadığı tehlikeli ekonomik ve politik sorunlar, ayrıca AB ile ABD arasında derin çelişkilerin ortaya çıkması, Batı cephesinin düştüğünü kanıtlıyor. Onlar ile gidilecek yol kaybedenlerin yoludur. Hem Pasifik ile ilişkilerimi sürdüreyim hem de Atlantik cephesinin müttefiki olarak kalayım anlayışı, bir dış politika açmazıdır, Türkiye’yi güvensiz bir geleceğe sürükler. 

ABD’nin küresel liderlik rolü ekonomik açıdan çöktü. Vergi tarifeleri bu tepetaklak gidişe karşı agresif bir çığlıktan öteye gitmez.

ÇÖKEN DOLARİZASYON, WASHINGTON DIŞI BİR DÜNYA, BRICS +

Çin Halk Cumhuriyeti, galyum ve grafit gibi sınırlı madenlerin ihracatını sınırlandırıyor. ABD uçak sanayisinin en önemli markası Boeing’in ürettiği uçakları ve yedek parçalarının ithalatını bloke etti.

Daha da önemlisi, ABD bonolarını satıyor, yani dolar dışındaki ulusal paralarla ticaret yapma olanakları yaratıyor.

Son derece açık: Dolarizasyon çöküyor. Doların uluslararası egemenliğini zayıflatan dev bir adım. Bugüne kadar 200 dolar nominal değerli kağıtları 10 sente mâl ederek 200 dolar değerinde gerçek bir malla değiştiren ABD, dış ticaret açığını bu ekonomik zor yöntemi ile kapatıyordu. Politik tarihin en büyük haraç düzeni olarak tarif edilen dolar sistemi gelecekte geçerliliğini daha büyük ölçüde yitirecek.

Kapitalist sömürü, emekçinin ürettiği artı değere el koyarak kendini üretir. Mallar eşdeğeri ile değiştirilir, sadece iş gücünün değeri eşdeğeri ile değiştirilmez. Kâr sömürü sayesinde ortaya çıkar. ABD dolarizasyon ile Dünya ölçeğinde rekabeti tasfiye edip, mallarını eş değeri ile değiştirilmesi ilkesini ortadan kaldırmıştı.

Çin sadece ekonomik dengeyi lehine çevirmekle yetinmiyor, silahlı güç ve caydırıcılık yeteneği ile ABD’nin tek kutuplu dünya modelini tersine çevirmeye başladı. Küresel Güney’le olan güçlü ilişkisi artık jeopolitik üretiyor.

Ekonomi odaklı ÇKP yönetimi, artık Küresel Güney olarak tanımlayabileceğimiz bir küresel düzenin altyapısını inşa ediyor: BRICS+, Kuşak ve Yol Girişimi, Yuan üzerinden yapılan enerji anlaşmaları…

Tamamı, Washington dışı bir dünyanın kurulduğunu belgeliyor.

Bununla birlikte tedarik zincirleri yeniden biçimlendiriliyor. Buradaki önemli detay küresel üretim ağlarının sadece Çin’den değil, aynı zamanda ABD denetiminden de uzaklaşmaya başlamasıdır. Bu türden bir dönüşüm, Türkiye’nin gerçekçi ve ihtiyaç duyduğu dış politikayı uygulamasını sağlayacak olanakları sağlıyor; çünkü jeopolitik risklere karşı çok merkezli üretim ve yatırım modelleri yaratıyor. 

TÜRK DEVLETLERİ, KIBRIS, ‘BATMAYAN UÇAK GEMİSİ’

Ekonomik göstergeler ABD’nin, yakın gelecekte Hindistan’ın da gerisinde kalacağını gösteriyor. Küresel Güney’in jeopolitik düzlemde gelişiyor olması, Küresel hakimiyet yarışında ABD’yi Orta Doğu başta olmak üzere belli bölgelerle sınırlandırıyor. Suriye’den kademeli çekilme planı bir aldatmacadan ibaret, Ortadoğu planını vekilleri üzerinde işletiyor; daha da önemlisi Suriye, üçte iki oranında İsrail’in eline geçti. Yani ABD herhalûkârda Suriye’de varlığını sürdürüyor.

Bununla birlikte Yunanistan’daki üsleri ve Akdeniz’in güneydoğusunda kurmaya çalıştığı hakimiyet alanı ile Kıbrıs Rum Kesimi üzerinden adayı ”Batmayan Uçak Gemisi” yapmaya yeltenmektedir. Yaptıkları yığınak bunu doğruluyor.

Tutarlı ve ulusal bir dış politikanız olmazsa, Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın AB’den gelecek 12 milyar Euro için BM Güvenlik Konseyi’nin 541 ve 550 sayılı kararlarına bağlıyız taahhütünün önüne geçemezsiniz, ki bahsi geçen maddeler, Rumları adanın hâkim gücü ve tek devleti olarak tanıyor, Türk ordusunu işgalci ilân ediyor. 

RADİKAL ÇÖZÜM MİLLİ HÜKÜMET

ABD, Türkiye’yi Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden tehdit ederken, Suriye’de inşa edilen ikinci İsrail ya da kukla Kürdistan yolu ile bölmeyi planlıyor.

Bu gelişmeler izafi bir fikir pratiği değil, fakat olguların alt alta konulması sonucu ortaya çıkan bir büyük gerçekliktir.

Türkiye’nin bölünme, Karadeniz ve Ukrayna’da Rusya ile burun buruna gelme, İran’la olası bir savaşın içerisinde yer alma tehditlerine direnebilmesi gerçekçi millî bir dış politikayı gerektiriyor. Bu bir iktidar meselesidir. 

Türkiye’nin Cumhuriyet’ten yana bütün güçleri bir araya getiren bir iktidar odağı oluşturması gerekiyor.
Radikal çözüm ancak millî bir hükümet ile gelir. Fakat yakın planda mevcut muhalefet ile bir yol açılabilir.
Seçim eksenli toplumsal muhalefetin güçlendirilmesi ve gerçekçi bir aday tespiti bu meselenin zorunlu koşulunu oluşturuyor. Mevcut CHP yönetiminin Parti’yi Altı Okçu özüne döndürmesi ve Batıcılık’tan vazgeçmesi mümkün gözükmüyor, varlık koşullarına aykırı; ancak Parti içi ulusalcıların baskısı ile etnik bölücülere yönelik popülist politikalardan vazgeçip, vatan ve ulus temaları ile halkı kazanma olasılığı var.
Mansur Yavaş’ın adaylığı seküler ve muhafazakâr geniş kitleler içerisindeki pek çok farklı ideolojik eğilimden oy alma şansına sahip. Siyasi geçmişinden dolayı Kürt yurttaşlarımızdan oy alamaz ön yargısı ise artık geçerli değil, bağnaz etnik milliyetçilerin dışında kalan Kürtler, olası bir seçimde tercihlerini Yavaş’tan yana kullanabilirler; çünkü yöneticilerinin açıklamaları ile sabit Dem artık AKP ve MHP’nin yeni ortağı olarak Türkiye’den yana, sağduyulu Kürt yurttaşlarımızın tam karşısında yer almaktadır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!