Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Hayat simetrik değildir, asimetrilerle dolu bir süreci içerir. Yani iniş ve çıkışlar vardır içinde tıpkı siyaset ve uluslararası ilişkilerde olduğu gibi… Bu yalın gerçek Suriye’deki yeni durumu bütünüyle anlatıyor.
UZUN ERİMDE ÇOK KUTUPLU DÜNYA KAZANIYOR
Suriye’de Esad liderliğindeki Baas iktidarı devrildi. ABD ve İsrail’in kontrolündeki, başta HTŞ ve PKK/PYD olmak üzere, terör örgütleri nispi bir hâkimiyet elde ettiler. Fakat bu durum çok kutuplu dünyanın temsilcileri Çin, Rusya, İran ve bağlaşıklarının yenildiği anlamına gelmez. Tek kutuplu dünya hegemonyasını amaçlayan, ABD, onun aparatı İsrail ve Batı ile çok kutupluluğu savunanlar arasındaki mücadele uzun erimde devam ediyor. Daha önemlisi Latin Amerika, Afrika ve geniş Asya düzleminde baktığımızda çok kutupluluktan yana ilerliyor. Suriye mücadelenin cephelerinde sadece bir tanesi…
ULUSAL DEVLET VE ÇOK KUTUPLU DÜNYA
Çok kutuplu dünya Türkiye için olmazsa olmaz bir dünya gerçekliği; çünkü yalnızca çok kutuplu dünya koşullarında ulusal ve üniter devletimizi koruyabiliriz. Çok kutuplu dünya talebi Çin ya da Rus sevgisinden ileri gelmiyor.
Çin, Türklerin tarihteki en büyük düşmanıdır. Değişik dönemlerde ülke yönetiminde egemen olan Çin hanedanları iki büyük Türk imparatorluğu Hun ve Göktürkleri, sadece savaş yoluyla değil, içten çökerterek parçalamak için her türlü hile, nifak ve politik oyuna başvurmuştur. 18 ve 19. yüzyıl Osmanlısının en büyük düşmanı Ruslardır. En yıkıcı savaşlar onlara karşı yapıldı.
Ne var ki dünya ve uluslararası siyaset sürekli devinim hâlinde; ittifak ilişkileri ve strateji kaçınılmaz olarak değişiyor.
Tarihî düşmanlar bugün çok kutuplu dünyanın aktörleri oldu. Türkiye’nin yeri çok kutuplu dünyadadır ancak orada toprak bütünlüğüne yönelik saldırıları bertaraf edebilecek uluslararası ilişkilere sahip olunabilir. Üstelik çok kutuplulukta, Batı hegemonyacılığında olduğu gibi ABD’nin mutlak egemenliğinde gerçekleşen bir hiyerarşik düzen yok. Asya, hegemonyacılığa karşı konumlanmaktadır.
ULUSAL ERİMDEKİ PERSPEKTİF
Rusya ya da Çin’in bugün ”Esad kuvvetleri yeterince direnmedi, Suriye o nedenle düştü” türünden eleştirileri, belki grafikteki bir düşüş eğrisine işaret ediyor, fakat hiçbir koşul altında çok kutuplu dünyanın temsilciliğini yapan Asya kuvvetlerinin gelecek perspektifini değiştirmiyor.
ABD ve bağlaşıkları Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) gerçekleştirmek adına Suriye’de büyük bir adım attıklarını düşünüyorlar.
Eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Ağustos 2003’de, Kuzey Afrika’dan Çin sınırına kadar 22 ülkenin Balkanlaştırılacağını açık ifadelerle dile getirmişti. Etnisite, din ve mezhep ayrılıkları parçalama ve bölme işleminin temel unsurlarını oluşturuyor. Bu şekilde rejim ve sınırlar değiştirilecek; Afganistan, Irak ve Libya’dan sonra Suriye’de iktidar tasfiye edilecek ve sıra İran’a gelecek. Rise’ın projenin finali için işaret ettiği ülke Türkiye…
BOP, BALKANLAŞMA VE BOĞAZLAŞMA
Suriye’nin teröristler ve birbirinden farklı etnik, dinî, mezhepsel grupların içerdiği yeni kaotik ortamında çatışma ve boğazlaşmanın olmaması imkânsız. Terör örgütleri kendi içinde derin çatışmalar yaşayacak. Bu durumda Baas rejiminin yıkılmasından doğan devlet otoritesini Golan tepelerini aşarak Şam’a kadar gelen İsrail ve ABD alacak. Onların vekili olan çok yapılı HTŞ ve PKK/PYD ise alandaki ateş gücü olarak daha fazla destek bulacak. PYD’nin sınırlarımızdan 30 kilometre açıkta tutulması pratikte bir anlam ifade etmiyor. Fırat’ın doğusunda olduğu gibi batısında da teröristler üzerinden Kürdistan/2. İsrail kurulacak.
Temsilciliğini DEM’in yaptığı etnikçi bölücüler, ikinci açılım marifetiyle talep ettikleri otonomiye elde ettikten sonra, yıllar içerisinde bu kukla oluşumla bütünleşmenin hesaplarını yapacak.
ABD, BOP’u Türkiye sınırları içerisinde genişleme alanı olan fiziki büyüklüğe taşımak amacıyla sadece vekalet savaşını tercih etmez, edemez… kendi savaş gücünü sahaya sürmek zorunda kalacak çünkü vekilleri aracılığıyla Suriye ve Irak’ta yaptığını Türkiye’ye karşı yapamaz. Bu plan açık kaynaklarda sergilendi. ABD devlet politikası ekseninde yayın yapan Foreign Affairs dergisinde yayınlanan BOP haritasında, Güneydoğu Anadolu, Sivas sınırına kadar Kürdistan olarak gösterildi.
BÖLGE MERKEZLİ DIŞ POLİTİKA VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ
Durum Atlantikçi ve onların müttefiki bölücüler açısından son derece net. Türkiye bu tehlikeyi bertaraf etmek için Asya Birliği’ne, çok kutuplu dünyaya mutlak ve tutarlı biçimde katılmak zorunda. Bu bir millî güvenlik meselesi. Aynı zamanda bir iktidar meselesi. Geniş cepheli bir millî hükümet, bu kararlılığı gösterir ve Atatürk’ün 1934 Balkan Antantı, 1937 Sâdabat Paktı gibi antlaşmalarla somutlaştırdığı bölge merkezli dış politikasına dönebilir. Türkiye hem bölgesel hem de küresel düzlemde saldırmazlık ve işbirliği örgütleri kurmak zorundadır. Çok Kutuplu Asya ya da Güney ile bölge merkezli dış politika, varlığımızı bağımsız bir devlet olarak sürdürmemizi sağlar, emperyalizme karşı direncimizi arttırır ve toprak bütünlüğümüzü garanti altına alır.
Bununla birlikte, göçmen ve sığınmacı sorunu radikal biçimde çözüme kavuşturulmalı. Bugün Esad sonrası, geri döneceğinden bahsedilen Suriyeli sayısı, 13 milyon olarak gösterilen toplam sayının 10’da 1′ bile değil. Üstelik Reyhanlı örneğinde olduğu gibi, pek çoğu öncü olarak giden yakınlarından gelecek habere göre geri dönüş konusunda kesin kararını verecek. Geri Kabul anlaşmaları bozulmalı ve mutlak etnik ve dinî çatışma ortamı hâline dönüşen Suriye’den gelebilecek yeni göç dalgası için sınır güvenliği sıfır hata ile sağlanmalı.
En temelde, Atatürk’ün bugüne ışık tutan tunç yasası şeklinde sözlerini tutarlı biçimde yerine getirmek gerekiyor.
“-Komşularımızın iç işlerine karışmayın!
-Kuzey komşumuz (SSCB-Rusya) ile iyi geçinin!
-Arap ülkelerinin aralarındaki mezhep çatışmalarında taraf olmayın!
-Sorulmadan akıl vermeyin!
-Emperyalist ülkelerin planlarına alet olmayın!”
Türkiye’de maalesef ciddi bir delet boşluğu yaratıldı. Devlet aklımız tarikat aklına devşirildi tutsak edildi.