‘Bu tarafa gel’ okuyucu... Ödüller ‘haw’latmasın

Özsevi Eröz yazdı...

‘Bu tarafa gel’ okuyucu... Ödüller ‘haw’latmasın

2021 Fransa-Türkiye Edebiyat Ödülü “Haw” isimli romanıyla yazar Kemal Varol’a verilmiş. Jüri Başkanı Kenize Murad, henüz birkaç yıl önceki ödül konuşmasında, “Bu ödül giderek referans olmaya başladı. Çünkü pek çok yazarı daha ünlü olmadan bizim jürimiz keşfetti. Orhan Pamuk’u daha tanınmadan ödüllendirdik… (…burada Hakan Günday’ı keşfetmeleriyle ilgili konuşsa da ve Hakan Günday her ne kadar Tevfik Fikret tedrisatından geçse de rocker olduğu için şahsen ayrı tutmayı diliyorum) …Türk yazarların Fransa’ya bir pencereden açılması ve iki ülke arasındaki bu kültürel değişim çok önemli.”

“HOW?”

Ödüllü kitaba daha değinmeden sayın okuyucu, önce jüriden yola çıkalım. Jüri daimi üyesi Nedim Gürsel, Fransa’da yaşayan bir Türk yazarımız. Kendisi aynı zamanda Sorbon’da öğretim görevlisi olarak çalışmakta. Fransa’daki haber kanalları vs çıkıp Türkiye ile ilgili yorumlarda da bulunuyor. Örneğin 15 Temmuz gecesi “Darbe ya da darbe girişimleri kabul edilemez” dediğini düşünmüyorsunuz sanırım. Dediği; darbecilere karşı meydanları dolduranların tekbir seslerinin “Kendisini endişelendirdiği”. Şanzelize’de kahvesini yudumlarken “tekbir” duymuş kadar irkilmiş nedense?

Başkan Kenize Murad, Fransa’da çok satan bir kitap olan, Türkçeye de “Saraydan Sürgüne” adıyla çevrilmiş kitabın yazarı. Kendisinin anlattığı kadarıyla; hiç tanımadığı annesi Selma Hanımsultan, Sultan V. Murad’ın torunudur. Hiç tanımadığı babası ise (21 yaşına kadar) Müslüman Hint Prensi Hüseyin Sacid Zeydi’dir. Haremağası kendisini 14 aylıkken İsviçre’nin Paris konsolosluğu kapısına bırakmıştır ve İsviçre ve Fransa’da Katolik okullarda büyümüştür. Türkçe bilmemektedir. Romanov’ların bulunamayan Anastasyasına bir paralel, Osmanoğullarının bulunmuş ‘prensesi’dir. Öyle bir bulunmuştur ki, prensesin yarattığı hava, Türkiye’den kovulduktan sonra mücevherlerini satarak ayakta kalmaya çalışan hanedan üyelerinin yaşam savaşı(!)na karşı “Yaa, yazık” sempatisidir. On yıllar boyunca savaşa sürüklenen vatan evlatlarının ölmelerine karşın mücevherlerini hâlâ yanlarında kaçırmayı akıl eden dıdının dıdısı ‘hanedan soyu’ sonraki röportajlarından birinde;

“… İngilizler halifeliğin ortadan kaldırılması için baskı yaptı (…) Bakın Müslüman ülkeler birlik içinde hareket edemiyor artık. Halifelik devam etseydi böyle olmazdı (…) Vahdettin Osmanlı’daki sorunları çözmek için çok uğraşmış. Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderen de oymuş. (…) Mustafa Kemal’le çok yakınlardı. Hatta Mustafa Kemal, Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan ile evlenmek istiyormuş ama sultan vermemiş. Aile üyelerimiz ‘Verseydi sürgüne gönderilmezdik’ diyor…” demiştir.

Kayıp ve bulunmuş prenses; sizin Katolik tedrisatınız, sizin Sorbon eğitiminiz, sizin Fransız Fenikeciliğiniz bir ulu önderi, bir büyük devrimciyi anlamaya yetmez.

Geçelim havlayan diğerlerine.

Kemal Varol’un kitabı ödüllü ya şimdi, alıp okusak malum hem fiyatlar pahalandı hem zaman kıymetli. Onun için burada böyle demiş, şurada öyle yazmış diyemeyeceğiz. Bir köpeğin ağzından Türkiye’deki savaşı (!) anlatmışlar kendileri. Çok şaşırdım; Türk edebiyatı yerine Türkçe edebiyat diyenler kulübüne katılmamışlar mı? Keza “W” harfi Türkçede yok. Köpeğin ağzından yazmak edebiyatta yeni bir heyecan vermiyor her şeyden önce. En iyisini elbette Jack London yapmış “Tanrılar ve Köpekler”de. Ancak Bulgakov “Köpek Kalbi” ile son noktayı koymuş, bakınız ne yazmış:

“Asla suça bulaşmayın (…) Yaşlandığınızda elleriniz tertemiz olsun.”

Son olarak sevgili okuyucu, Nihat Genç’in “Şişi Hakkında Bütün Bildiklerim” hikâyesinde arkadaşı Şişi arada bir seslenir: “Nihat bu tarafa gel!” diye.

“Bu tarafa gel” sevgili okuyucu; ödüller, röportajlar, yayıncılar birlikleri, telif ajansları, jüriler, kürsüler… “haw”latmasın seni de.