Çevreyi korumak bahanesiyle şirketleri beslemek

Ahmet Müfit yazdı...

Çevreyi korumak bahanesiyle şirketleri beslemek

2008 krizi sonrası bir daha toparlanamayan, sonrasında ise pandemiyi gerekçe yaparak kendisini aklamaya, yaşanan acılara ilişkin sorumluluklarını görünmez kılacak şekilde, “haklı bir gerekçe” oluşturmaya çabalayan küresel sermaye ve şirketler dünyası ve ardındaki siyasi güçler, küresel işgallerini sürdürebilmek için, uzun zamandır aradığı çözümü bulmuş görünüyor.

Sürekli balonlaşarak büyüyen, büyüyen balonlar “uygun yerlerde”, “uygun zamanlarda” ve “uygun şekilde” patlatılarak -küresel sermaye ve ardındaki küresel güçlerin kontrolü dışında patlayan 2008 krizi ve artçıları hariç- sermayenin küresel ölçekte merkezileşmesini sağlayan/pekiştiren güçler açısından bulunan çözüm, küresel ölçekte çevreciliğin bayraktarlığına soyunmak. Daha önce insan hakları ve demokrasi maskesiyle sürdürüp, insan hakları ve demokrasi konusunda en büyük acıların yaşanmasına neden olanlar, bu kez rollerini eski maskelerin üzerine bir de çevrecilik maskesi takarak oynamaya, inandırıcı olmaya çalışıyorlar.

Göründüğü, anlaşıldığı kadarıyla, inşa edilmeye çalışılan sistemin işleyişi, kendi yarattıkları, doğrudan kendi eserleri olan çevresel sorunları bahane edilerek ve bedeli -her zaman olduğu gibi kamu idaresini araç olarak kullanarak-, sistemin kaybedeni sıradan insanlara ödetilerek sağlanacak.

Yöntem ve işleyiş bu şekilde tespit edilince, iş geliyor toplumun bu dönüşüme hazırlanmasına. Dolayısıyla da, aynı bu günlerde yaşamakta olduğumuz gibi, bu konuda yapılan açıklamalar atılan adımlar hatta reklamlar sıklaşmaya, dil keskinleşmeye başladı. Daha önce ne olursa olsun büyümeden bahseden, büyümenin insana ve çevreye ilişkin boyutlarını görmezden gelen, bu uğurda trilyonlarca dolarlık kamu kaynaklı fonlar oluşturup, kirli büyümeyi finanse eden/gerçekleştiren şirketleri batmaktan kurtaranlar -özellikle 2008 krizi sonrasında-, her yerde her ortamda nasıl bir çevresel felaketle karşı karşıya olduğumuzu söylemeye başladılar. “Çevre dostu, şirketler”, “çevre dostu finansman”, “çevre dostu tahvil” gibi uyduruk kavramların, özellikle kentli yarı aydın kesimler ve bilim insanı olmayı yabancı dilde yazılmış makaleleri okuyup, tekrarlamak zanneden akademik kimlikli misyonerler aracılığıyla yayılması, yaygınlaşması için harekete geçildi.

Enerji tasarruflu, “temiz enerjili” mallar satın almanın, konutları, kentleri çevre dostu olarak yeniden biçimlendirmenin nasıl kaçınılmaz hale geldiğini beynimize nakşedecek belgeseller, Aptal Bilimi, Altın Peşinde ya da Tamir Üstadı gibi “nitelikli, bilimsel” programlar yayınlayarak, toplumun bilgilenmesine/bilinçlenmesine büyük katlı sağlayan “belgesel kanallarında” servise konuldu.

Düşmanlar seçildi, saldırılacak hedefler belirlendi, toplumları etkileyecek yalanlar, “güzel yüzlü, iyi niyetli piyonlar, yalanlar üzerine kurulu Körfez Savaşını, meşru göstermek için kullanılan petrole bulanmış karabatak fotoğrafına benzer şekilde, görevlerini yerine getirmek için sahneye sürüldü.

Biden’ın seçilmesi sonrası hız kazanan süreç, 1980’li, 1990’lı yıllarda izlenen süreci hatırlatır şekilde, konunun küresel düzeyde organizasyonu için harekete geçme aşamasına ulaşmış oldu.

G20 adı altında, gelişmiş piyasa ekonomileri ile gelişmekte olan piyasa ekonomileri diye adlandırılan, “uluslar arası sistemle bütünleşmek”, “dışa açılmak” denilerek “küresel sermayeye bağımlı kılınmış ülkeleri” bir araya getiren ABD patronajındaki mekanizmanın bir alt parçası olarak, İtalya’nın Napoli kentinde gerçekleştirilen iklim değişikliği temalı toplantıyı, bu aşamaya ilişkin atılan önemli bir adım olarak nitelemek mümkün.

Söz konusu toplantıyla ilgili olarak G20 organizasyonun internet sitesinde yer alan habere göre toplantıda yapılacak tartışmaların ana başlıkları arasında şunlar yer alacak: “iklim değişikliğiyle mücadele, ekolojik geçişin hızlandırılması, finansal akışların Paris Anlaşması hedefleriyle tutarlı hale getirilmesi, enerji sektörünün yenilikçi teknolojik çözümlerinin sağladığı sürdürülebilir ve kapsayıcı iyileşme fırsatları ve akıllı, esnek ve sürdürülebilir şehirler”.

Her biri, ciddi ölçüde kamu ve bireysel yatırım/harcama gerektiren eylem başlıklarının ortaya koyduğu temel gerçek, artık tüketemez hale gelmiş insanların, alt yapıyı geliştirmek ve yatırımcı çekmek adına yaptıkları “yatırımların borcunu ödemekte zorlanan bu sefer çevre koruma amaçlı olarak yeniden “yatırıma” zorlanması. Bizim gibi, böylesi bir dönüşüm için gerekli yeni yatırımlar için yabancının parasına muhtaç ülkeler açısından bunun anlamının, yeni borçlar almaya zorlanmak olacağını ise aslında açıkça söylemeye dahi gerek yok. Farklı bir ifadeyle, yapılacak işi, küresel ölçekte faaliyet gösteren finans sektörüne ve şirketlere, devletler ve bizatihi sıradan insanlar tarafından “fonlanacak” yeni ve uzun soluklu iş fırsatları yaratmak olarak tanımlamak da mümkün.

ABD Hazine Bakanı Janet Yellen’in, iklim mücadelesi için özel sermayeyi seferber etme çağırısı adı altında düzenlediği ve ABD Başkanı Joe Biden'ın İklim Özel Temsilcisi John Kerry'nin yanı sıra Afrika Kalkınma Bankası, Asya Kalkınma Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, Amerikalılar Arası Kalkınma Bankası ile Dünya Bankası temsilcilerinin de katıldığı toplantı, G20 toplantısında açık şekilde ifade edilen amaçların gerçeğe dönüşmesi için atılan en önemli adımlardan birisini oluşturuyor.

Söz konusu toplantıda, iklim değişikliğine yönelik özel sermaye seferberliğini en üst düzeye çıkarmak için, söz konusu bankalara, bu hedefler doğrultusundan yeniden yapılanma çağrısında bulunan Yellen, sadece ABD’nin değil, dünyanın maliye bakanıymışçasına, başka ülkeler tarafından kurulmuş kalkınma bankalarını, bu konuda özel sektörle birlikte çalışmaya ve onları desteklemeye odaklanmaları ve gelişmekte olan ülkeleri emisyon azaltma önlemlerini uygulamaları ile kritik ekosistemleri koruma konusunda desteklemeleri için teşvik etmiş.

Sonuç olarak, ekonomik büyümeyi ekonomiye ilişkin temel gösterge haline getirip, ekonomik ve sosyal kalkınmayı bir yana bırakan, sınırsız büyüme adına çevreyi yaşanmaz hale getirirken, dünyanın malına sahip olan küresel şirketleri, şimdi de dünyayı çevre felaketinden kurtarmak için kamu ve özel varlıklarımızla ya da yeni borçlarla finanse etmemiz istenilen yeni ve yine küresel bir planla karşı karşıyayız.

Kediye ciğeri ya da kasayı hırsıza emanet etmek, daha önce ciğeri yiyen kediyi ya da evi soyan hırsızı bu kez farklı davranacaklarını umarak bir kez daha beslemek olarak nitelemek de mümkün. “Ya tutarsa” deyip bitireyim. 

 

Kaynaklar:

https://m.bianet.org/bianet/siyaset/17446-ideolojik-yalan-medya-ve-savas, https://onedio.com/haber/henuz-16-yasinda-isvecli-cevreci-aktivist-greta-thunberg-nobel-baris-odulu-ne-aday-gosterildi-865206

https://www.g20.org/the-g20-on-environment-climate-and-energy-to-be-held-in-naples.html https://www.bloomberght.com/g20-cevre-bakanlari-sonuc-bildirisi-kabul-edildi-2284550

https://www.bloomberght.com/yellen-dan-iklim-mucadelesi-icin-ozel-sermayeyi-seferber-etme-cagirisi-2284548