Çoktan seçmeli hayat, herkes kendi yerine

Çoktan seçmeli hayat, herkes kendi yerine

Kadriye Güler

“Gerçeği bilme” isteği ile “bilmenin gerçeği” arasında orantıyı doğru kurmak gerekir. Ne demek istedik benzetmeli akılla açıklayalım.

Vücut için hücre ne ise vatan için birey de öyledir. Her hücre, vücutta özelleştiği faaliyetlerinin devam üzere olması gibi bireylerde meslekleriyle vardır. Hücrelerin işlevlerine göre gruplaşmaları beyin, karaciğer, kalp gibi organları meydana getirirken sistemler oluşturur. Sinir sistemi, dolaşım sistemi gibi. Bireylerde de Polis=emniyet teşkilatı, öğretmen=eğitim sistemi, hekim=sağlık sistemi gibi. Hepsi de gereklidir ve hayat içindedir. Ortak bir anlayışı yakalamak için orta anlayış düzeyinden devam edelim.

“Ben düşünmekten yoruldum biraz da görme işi yapayım” diyen bir beyin hücresi olabilir mi? Ya da “bütün hücreler ara sıra çalışıyor ben hiç durmadan çalışıyorum” diyerek kalp hücreleri isyan çıkarsın, iş durdursun ya da görev yerini terk etsin! Mümkün mü? Mümkün olduğunda adına ölüm denir. Devlet içinde meslek grupları ve birey de böyledir.

Hücre ait olduğu organ grubunun içinde farklı işleve dönüşürse ve başka hücreleri de yanlış sinyal iletimi ile etkilerse görevinde farklılaşarak ait olduğu organın içinde başkalaşır. Kendi vücudu = vatan için çalışmaz olur. Kitle olur. Tümör, ur olur. İyi huylu kötü huylu diye tanımlanır. İlk evre, son evre gibi sınıflandırılır. Sonra asıl görevini unutan bu istenmeyen oluşum diğer organ sistemlerine dağılır. Ait olmadığı yerde son hali tespit edilir. Duruma göre iyileştirici çareler değerlendirilir. Seçim, yaşatmak içindir. Hedef, yaşam kalitesini sağlamaktır. Bunların hepsi HAYAT denen CANLI’ lığın içindedir.

Vatan içindeki bireylerde hücre gibidir” demiştik. Yurt genelinde son zamanlara damgasını vuran olayları bu temelden değerlendirelim. Hariçten sinyal alıp kendi vücudunda uygulayanları “15 Temmuz’da kalkışma” şeklinde gördük. Tek vücut= vatan içinde “her şey vatan için” diyenlerle “her şey makam için” diyenler çarpıştı. Yetmedi, bu milletin silahı yine bu millete sıkıldı. Meselenin tek örneği bu değil tabii ki.

Profesör seviyesinde bir akademisyen, konusu jeoloji. Uzmanlık alanına dair kendi vücudu=vatanı için kazanım sunması beklenirken, yakın tarih ve Osmanlı tarihini ele alıyor. Cevabı bilinen, tartışmasız ispatlarını ortaya konmuş ve bütün dünyaya da kabul ettirmiş Halil İnalcık ve eserleri ortadayken. Bu beyin hücresinin göz hücresi olmak istemesi gibi değil mi? Dahası bir doğa harikası ve doğa mucizesi Dipsiz Göl tam konusu. Kaybetmeden toplumsal duyarlılık oluşturdu mu? Nasıl kayba uğradık? Bu zararı engellemek için neler yapmış? Geri kazanımı olabilir mi? Tekrarını engelleyecek yasal önlemler konusunda ne yapılabilir önerileri nerede?

Başka bir örnek;

Gazeteciliğe sağlık haberleri yaparak başladığını, sağlık sektöründe bu şekilde yer aldığını dolayısıyla her şeyi bildiğini iddia eden bir gazeteci ‘’Kara Kutu’’ adında bir kitapta tüm tedavi ve koruma yollarının hilelerinden bahsediyor. Küresel şirketlerin halk sağlığı adına tuzaklarına dikkat çekiyor. Korunma çareleri üreterek çözümler buluyor. Sağlık haberi yapmakla, sağlık bileşenlerini değersizleştirmek eş anlamlı mıdır?  Sorgulamalı akılla soralım.

Hileli aşı ve ilaç varlığını haberleştirerek “A aşısında veya ilacında X mg savunucu madde, Y mg koruyucu madde, Z mg zararlı madde, T mg iyileştirici tespit edilmiştir. Z maddesinin Za mg insan sağlığı için ölümcül, Zb mg sakatlık oluşturur, Zc mg felç eder veya Zz mg kısırlaştırır. T mg iyileştirici yazıyor fakat eser yok. Bu raporlar dikkate alınmalı’’ bilgisini veriyor mu Kara Kutu? Dileriz, bu kitaptan elde edilen gelir ile Sağlık Bakanlığı destekli yerli Aşı Projesi geliştirilebilir. Örnekte ki gibi bir rapor yeni basım kitaplarda yerini alır.

Yakın tarihimizden bir örneği hatırlatalım. Dr. Refik Saydam. 1. Dünya savaşı ve kurtuluş savaşında salgın hastalıklarla mücadelesi Dünya Tıp Tarihine geçmiştir. Kendi yaptığı aşılarla verem, veba gibi salgınları Anadolu’da kazıdığı yetmemiş Alman ordusuna da aşı göndermiştir. Cumhuriyetin ilk sağlık bakanı olarak, korumacı halk sağlığı devamlılığını Verem Savaş Dispanserleri açarak  başarmıştır. Hıfzısıhha merkezleri ile toprak, su analizlerinin de yapılabildiği, halkın ulaşabileceği laboratuvarlar kurmuştur.

Ayrıca tıp fakültelerinden ilaç bilimi alamadan mezun olan hekimler HİÇ REÇETE YAZAMADILAR MI? Ya da reçete yazarken kime danıştılar? Hastayı öylece bekletip Vademacum (ilaç sözlüğü ) mu karıştırdılar? Bu konu açıklanmaya muhtaçtır.

Reçete demişken; tomarla ilaçların yazıldığı bilgisi ile ilaç bilimi okumamış hekim bilgileri çelişki değil mi?

İmmünoloji, bağışıklık sistemi konusuna gelince. Yazarın temele aldığı bilgiye göre; diyelim ki vücutta 10 tane asker var 1. aşıyı yaptırıyorsunuz. Bu 10 askerin hepsi gidiyor savunmaya. Geriye ne kaldı? Diğer aşılar olunca vücut ne yapacak? Zehirlenecek,

O iş öyle değil…

Vücudun inanılmaz bir savunma mekanizması, savunma molekül ve modelleri vardır. Sizin temelinizden giderek açıklayalım. 1. Aşıyı yaptığınızda bu 10 askere “bak bu düşman. Tanı onu. Şimdi o zayıf ama güçlü hali ile de gelebilir. Hazırlığını ona göre yap ve geliştir kendini.” 2. Aşıyı yaptığınızda ise “bak bu da var. Senin için bu da tehlikedir. Tedbirini al.” 3., 4. ,5., vs. kadar böyledir. Kara, hava, deniz kuvvetleri, bordo bereliler, mit, özel kuvvetlerin saldırı ya da tehlike anın da kendi pozisyonlarını almaları, hazır olmaları gibi. Canlılığın esası yaşatmak için yaşamaktır. Devamlılık esastır, biten bir şey yok. Korkmayın. Son nefesi verene kadar…

Şu da bilinmelidir ki; vücut çalışma sistemine bazı aşılar bir kere, bazı aşılar tekrarlanarak savunma sistemine hatırlatılır. Bazıları da peş peşe aylarda uygulanır ki savunma sistemi saldırganın şiddetine göre önlem alsın. Savunma askerlerinin de bir ömrü vardır yeni askerler de öğrensin, gereğini yapsın diye. Bir hücre sizin bedeninizle aynı yaşta değildir. Düzenli ve sürekli yenilenirler.

Bu temel ile şimdi aşıyı ister kabul, ister ret edin. Sizin seçiminiz olur. Hayatın içinde yapacağınız seçim yalnız sizi bağlıyorsa, yorum yok. Yalnız sizi bağlamıyorsa itiraz ederiz. Bu işin, araba modeli ve markası tercihi gibi sadece kişiyi bağlayan tarafı var mıdır?

Bizzat yaşadığımız örnekleri paylaşalım.

Bir aşiret reisinin varisi 4 – 5 aylık bebek, morarmış vücut, göz bebekleri yukarı dönüyor, solunum gitti gidecek titriyor derken ağlama sesi bitiyor. “TC aşı ve tedavi ile soykırım uyguluyor” önyargısıyla, yoğun bakımın kapısında bebeği nöbetçi hekime vermek istemiyorlar. Hekim almak istediğinde eller belde ki silaha davranıyor. Reis dede ve diğer aşiret üyeleri ‘”şifa medet uman gözlerle…”  dondurulmuş bu anı, Kara Kutu nasıl çözer?

Hamile kadın kalabalık asansöre binmek isterken, asansörde meslektaşı “binme” diye uyarır. Çünkü kabakulak tanısı almış, kuluçka dönemini tamamlamamış 18 yaşında yeğeni vardır yanında. Yeğen askerlik yapmaktadır. Kabakulak nedeniyle raporludur. Bulunduğu birlikte bulaşma olmasın diye. Hamile kadın aşılı değildir ve kabakulak geçirmemiştir. Bu pozisyonda Kara Kutu bilgileri henüz doğmamış bebeği nasıl korur? Sosyal hayat içinden geçerken, hayatın tümünü kapsayacak veya anlık korunmanın sırrı Kara Kutu ya göre nasıl olacak?

İşin Moleküler Biyolojisinden bahsedelim biraz. DNA, RNA, protein, gen, amino asit, enzim gibi terimler bu alanın içindedir.

Canlılık için gerekenlerin oluşturulması ve yerine getirilmesi SİNYAL İLETİMİ sistemi iledir. Ürünleri, Amino asit, protein, DNA, RNA gibi en çok bilinen moleküller içindir. Bu sistemin hücre zarında mı? Hücre içi alandaki merkezlerinde mi? Yoksa çekirdekte (bilgi merkezi)  mi? Hedefe göre, ihtiyaca göre sinyal gelir ve gereğini yapacak faaliyetler başlar. Bütün bunlar siz uyurken, uyanıkken devam üzeredir haberiniz olmaz. Dikkat çekici bir örnekle açıklayalım.

Gebelik testleriyle gebeliğin ölçülebilir düzeye gelip kişi haberdar olana kadar bakın neler oluyor. Döllenmiş yumurta ( zigot) oluşumunu sinyaliyle gelen emir, anne vücut hücrelerini, bebeği yaşatma düzenine geçirir. Sinyal iletisiyle gebeliğin devamını sağlayan hormonun üretimi başlar. Annenin tüm vücudu yeni bir canlıyı barındırıp besleyecek nizama geldikten çok  çok sonra gebelik kan veya idrar ölçümlerinden öğrenilir.

Yine bir gazeteciye, MTC (Medüller Tiroid Carsinoma) tanısı konmuş ve guatr organı ameliyatla alınmış. Kendisi bu durumun hileli ilaçlar yüzünden olduğunu belirtmiş. MTC hastalığı farklı 2 genin kırılarak, bu kırıkların birbiriyle yapışmasından meydana gelen 3. bir gen yüzündendir. Dolayısıyla kalıtsaldır. Daha önce mutlaka ailede görülmüştür. Yeni nesillerde de görülecektir. Bu durumu hileli ilaçlar değil modern tıp açıklamaktadır.

Sağlık Sisteminde ki hilelere dikkat çekilmek isterken, tüm sağlık bileşenlerini değersizleştirmek daha büyük hile değil midir? Sosyal toplum için güven kaybı ya da korku artışının sonuçları dikkate alındı mı?

Sonuç olarak: yıkıcı zihniyet, bilimi kullanarak yıkmak isteyebilir. Muasır medeniyet seviyesinde bilimi kullanarak yapıcı yarışabiliriz. Vücut= Vatan sağ oldukça. Bunu da “Herkes kendi yerine” diyerek başarabiliriz.