Erdoğan'dan büyükelçiler mesajı... 'Bühtandan geri dönülmüştür'

Sona eren kabine toplantısının ardından açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Bizim niyetimiz asla kriz çıkarmak değildir. Ülkemizin hakkını, hukukunu, onurunu, çıkarlarını ve egemenlik haklarını korumaktır. Bugün aynı büyükelçilikler tarafından yapılan yeni bir açıklamayla yargımıza ve ülkemize yönelik bühtandan geri dönülmüştür' dedi.

Erdoğan'dan büyükelçiler mesajı... 'Bühtandan geri dönülmüştür'

Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. Saat 15.35'te başlayan toplantı yaklaşık dört saat sürdü.

Erdoğan, kritik toplantının ardından açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

Oldukça verimli bir Afrika seyahati gerçekleştirdik. Angola, Togo ve Nijerya'da samimi bir misafirperverlikle karşılandık. Bölgedeki büyük potansiyeli bir kez daha müşahede ettik. Hükümete geldikten sonra en çok önem verdiğimiz ve en çok emek harcadığımız konulardan biri Afrika kıtası ile ilişkilerimizi geliştirmekti.

Başbakan ve Cumhurbaşkanı sıfatıyla 30 Afrika ülkesine 50 seyahat gerçekleştirdik.Ticari ve ekonomik işbirliğimizi güçlendirmeye çalıştık. Sağlık ve iklim krizleriyle sarsılan dengeleri bozulan, yeni arayışlara yönelen dünya için Afrika'nın mümbit toprakları hala en değerli kaynaktır. Sömürgecilerin sürekli yöntem değiştirerek kıtayı elde tutma gayretleri bitmedi, bitmeyecektir.

Afrika toplumları artık sömürülmek, ezilmek, öldürülmek değil, adil bir paylaşımla gelişmek, kalkınmak, büyümek ve insanlığa bu şekilde katkıda bulunmak istiyorlar. Türkiye'nin Afrika'ya bakışı Batı ülkelerinden çok farklıdır. Tarihinde sömürgecilik lekesi ve katliam ayıbı bulunmayan bir ülke olarak kıtaya insan merkezli yaklaşımımızı muhataplarımız da görüyor. Bizi farklı bir yere koyuyorlar.

Sömürgecilerin izlerini, kıtanın dört bir yanında siyaset, ekonomi, sosyal ve kültürel hayata kadar her alanda görmek mümkündür. Türkiye'nin karşılıklı saygı, muhabbet, dayanışma, birlikte kazanmaya, paylaşmaya dayalı politikaları yavaş yavaş kök salmaya, taban tutmaya, karşılık bulmaya başlamıştır.

Kıtadaki pek çok ülkeyle 500 yıllık geçmişe sahip kültürel ve beşeri ilişkilere sahip bulunmamız işlerimizi oldukça kolaylaştırıyor. Bu altyapı üzerinde Afrika'yı pazar değil ortak olarak gören bir yaklaşımla kıtanın tamamıyla güçlü dostluk ve işbirliği köprüleri kuruyoruz.

İstanbul'da yapılan Türkiye-Afrika Ekonomi ve İşbirliği Forumu ile 17-18 Aralık'ta gerçekleştirilecek olan Türkiye-Afrika Zirvesi bu konuda kat ettiğimiz mesafenin somut örnekleridir. İnşallah en kısa sürede yeni bir Afrika programıyla bu güzel iklimi daha ileriye taşıyacak adımlar atacağız. Eğitim, sağlık, ticaret gibi amaçlarla ülkemize gelen Afrikalının sayısının artması ilişkilerimizin geleceği bakımından ümit vericidir.

Son seyahatimizde de her üç ülkede toplam 18 ekonomik ve kültürel anlaşma veya mutabakat imzalandı. Türkiye'nin Afrika'da attığı her adım elbette kıtayı kendi arka bahçeleri olarak gören eski sömürgecileri rahatsız ediyor. Ülkemiz aleyhinde Batı'da yürütülen kampanyaların gerisindeki sebeplerinden birisi de budur.

Biz Afrika ile ortak gelecek inşa etmeyi ve sömürgecilere rahatsızlık vermeyi sürdüreceğiz. Kıtada ülkemiz adına çok hayırlı ve faydalı işler yapmaya devam edeceğiz. Bin yıllık vatanımız Anadolu'da neredeyse her günümüz mücadele ile geçmiştir. Bugün ülke ve millet olarak siyasi, ekonomik, sınırlarımız güvenliğine kadar her cephede mücadeleyi veriyoruz.

Gazi Mustafa Kemal'in Sakarya meydan muhaberesinde söylediği 'hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır' ilkesi hala geçerlidir. Bu tecrübenin ışığında diplomasi, güvenlik, ekonomi, teknolojide ülkemizi güçlü tutmak, milletimizin haysiyetini korumak için canla, başla mücadele ediyoruz. Cumhuriyetimizin bir asırlık birikimi, Osmanlı ve Selçuklu'nun 10 asırlık mirası, medeniyetimizin 15 asırlık zenginliği, devletimizin 20 asırlık geleneği en büyük güç kaynağımızdır.

Kendi güvenlikleri, refahları söz konusu olduğunda dünyayı ateşe atmaktan çekinmeyenlerin ülkemizin aynı hassasiyetlerine saygı göstermelerini elbette ki beklemiyoruz. Küresel yönetim sisteminin vanasını elinde tutanlar kendi sınırları içindeki tek bir sorun karşısında hak ve hukuku askıya almayı meşru sayarken, milyonlarca insanın ölümünü duyarsızlıkla seyrediyor.

BÜYÜKELÇİLERİN SKANDAL AÇIKLAMASI

 Bağımsız ve tarafsız yargımızla yargı mensuplarımıza yönelik bu saygısızlığa gereken cevabı vermek, devletin başı olarak herkesten önce bizim görevimizdir. Cumhurbaşkanı olarak, malum açıklamayı yapan büyükelçiler hususunda ülkem ve milletim adına ortaya koyduğumuz tavır, işte bu sorumlu ve samimi duruşun tezahürüdür.

 Bin yıllık vatan Anadolu’da neredeyse her gün mücadeleyle geçiyor, bugün de ülke ve millet olarak sınırların güvenliğinden siyasi, ekonomik ve sosyal alana kadar her cephede aynı mücadeleyi veriyoruz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Milli Mücadele’nin en kritik safhalarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesi’nde söylediği “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” ilkesi, Türkiye için hala geçerli.

Boş bıraktığımız, ihmalkar davrandığımız, gereken tedbiri almadığımız, yeterli tahkimatı yapmadığımız her alanın, ülkemizin istiklali ve istikbali için bir tehdit olarak karşımıza çıktığı gerçeğini defalarca yaşadık. Bu tecrübenin ışığında diplomasiden, güvenliğe, ekonomiden teknolojiye uzanan geniş bir yelpazede ülkemizi güçlü tutmak, milletimizin haysiyetini korumak için canla başla mücadele ediyoruz.

Yürüttüğümüz mücadelede Cumhuriyetimizin bir asırlık birikimi, Osmanlı ve Selçuklu’nun 10 asırlık mirası, medeniyetimizin 15 asırlık zenginliği, devletimizin 20 asırlık geleneği en büyük güç kaynağımızdır.

Tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de kimi dış kimi iç kaynaklı sıkıntılar, zorluklar bulunuyor. Türkiye diye bir devletin, Türk milleti diye bir milletin bırakınız sahip olduğu gücü ve imkanları, varlığına bile tahammülü olmayanlar bugün de boş durmuyor.

Kendi güvenlikleri ve refahları söz konusu olduğunda dünyayı ateşe atmaktan çekinmeyenler, Türkiye’nin aynı çerçevedeki hassasiyetlerine saygı göstermelerini beklemiyoruz.

Bunun örneğini darbelerden vesayet düzenine verilen desteğe, terör örgütleri konusunda sergilenen çifte standarttan bölgemizdeki insani güvenlik krizleriyle ilgili tutuma kadar sayısız örnekte gördük, görüyoruz. Küresel yönetim sisteminin vanasını elinde tutanlar, kendi sınırları içindeki tek bir olumsuzluk karşısında dahi her türlü hak ve hukuku askıya almayı meşru sayarken milyonlarca insanın ölümünü duyarsızlıkla seyrediyor.

'PANİĞE KAPILDILAR'

- Ucu kendilerine değen hususlarda hukuk, teamül ve ahlak tanımayanlar, konu mazlum ve mağdurlar, konu Türkiye gibi hakkı ve adaleti savunanlar olduğunda ağız birliği yapıp bambaşka istikametlere yönelebiliyor. Geçmişte uzunca bir süre bu anlayışla ülkemizi istedikleri gibi yönlendirenler, istedikleri gibi şekillendirebilenler, Türkiye artık kendi duruşunu sergilemeye başladığında paniğe kapıldılar.

- Bir süredir yaşanılan siyasi, ekonomik, toplumsal, diplomatik saldırıların gerisinde bu panik halinin yol açtığı acelecilik ve saygısızlık bulunuyor. Türkiye’nin nezaketini zaaf olarak görerek eski alışkanlıklarına yönelenler, yaptıkları yanlışı kabul etmedikleri sürece hak ettikleri cevabı alacaklardır. Son dönemde bazı ülkelerin büyükelçileri tarafından yapılan hadsiz ve talihsiz açıklamayı da aynı çerçevede değerlendiriyoruz. Bu açıklama herhangi bir kişiyi ve konuyu değil doğrudan ülkemizin yargısını ve egemenlik haklarını hedef almıştır.

- Her şeyden önce bu tavır ülkemizdeki yargı teşkilatımız, hakimlerimiz, savcılarımız avukatlarımızla birlikte tüm yargı mensuplarımıza yapılmış bir büyük hakarettir. Anayasamızın 138’inci maddesinde belirtildiği şekilde, Türk yargısı kimseden talimat almaz, kimsenin emrine girmez. Kendi yasama ve yürütme organlarımızın bile Anayasa gereği işine karışamadığı yargımızı, bir grup büyükelçinin sigaya çekmesine tahammül edemeyiz.

-Dünyada nice acılar yaşanır, zulümler yapılır, adaletsizlikler sergilenirken Türkiye’yi dillerine dolayanların amaçlarının hak, hukuk takibi olduğuna kimse bizi inandıramaz. Bağımsız ve tarafsız yargımızla yargı mensuplarımıza yönelik bu saygısızlığa gereken cevabı vermek, devletin başı olarak herkesten önce bizim görevimizdir.

- Cumhurbaşkanı olarak, malum açıklamayı yapan büyükelçiler hususunda ülkem ve milletim adına ortaya koyduğumuz tavır, işte bu sorumlu ve samimi duruşun tezahürüdür. Bizim niyetimiz asla kriz çıkarmak değil, ülkemizin hakkını, hukukunu, onurunu, çıkarlarını ve egemenlik haklarını korumaktır.

'BÜHTANDAN GERİ DÖNÜLMÜŞTÜR'

- Bugün aynı büyükelçilikler tarafından yapılan yeni bir açıklamayla yargımıza ve ülkemize yönelik bühtandan geri dönülmüştür. Viyana Sözleşmesi’nin 41’inci maddesine, yani ülkelerin kanunlarına ve nizamlarına uyulacağı, içişlerine karşılamayacağı taahhüdüne bağlılıklarını ifade eden bu büyükelçilerin artık Türkiye’nin egemenlik hakları konusundaki beyanlarında daha dikkatli olacaklarına inanıyoruz. Ülkemizin bağımsızlığına ve milletimizin hassasiyetlerine saygı duymayan hiç kimsenin, sıfatı ne olursa olsun bu ülkede barınamayacağını da ayrıca ifade etmek istiyorum.

-Bu süreçte kimin Türkiye’nin ve milletin yanında durduğu, kimin de ellerin kılıcını çaldığı bir kez daha görüldü. Türkiye’nin bugün yaşadığı en büyük sancılardan biri de bu tür meselelerde yerli ve milli duruş sergilemeyi bir türlü başaramayan kimi siyasetçi, eski diplomat ve medya mensubundan oluşan güruhtur.

- Kişisel hırsları, ideolojik saplantıları ve kalplerini karartan kinleri uğruna kendi ülkelerinin aleyhindeki kampanyaların gönüllü aparatlığına soyunan, sözcülüğünü üstlenen mankurtları milletimiz yakından takip etmektedir. Önümüzdeki dönemde güvenlikten ekonomiye pek çok sorunumuzla birlikte inşallah bu hastalıklı zihniyetten de kurtulacağız.

- Ülke ve millet olarak bu tür çarpıklıklarla, uluslararası medyadan siyasetçisine kadar farklı kesimler üzerinden ilk defa karşılaşılmadı. Gezi olaylarında, neredeyse bir ay boyunca ülkemizden yapılan canlı yayınları hatırlayın. Benzer hadiseler çok daha vahim boyutlarda Avrupa başkentlerinde yaşandığında aynı çevreler tek bir karenin bile dışarıya sızmasına izin vermediler.