Şahin Filiz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Boş ‘çerçeve’

Boş ‘çerçeve’

featured

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

“Devletin taşıyıcı kolonlarını kesip, yerine ‘barış’ boyalı bir çerçeve koyduğunuzda; tavanın üstünüze çökmesi bir ihtimal değil, fizik kuralıdır!”

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en büyük “hukuki ve siyasi illüzyonlarından” biriyle karşı karşıya bırakılmıştır. Adına “Çerçeve Yasa” denilen, ancak özünde devletin bağışıklık sistemini ve egemenlik haklarını felç etmeyi hedefleyen 6551 sayılı kanun[1], bugün yeniden bir “kurtuluş reçetesi” gibi ısıtılıp önümüze konmaktadır. Bu sürecin en çarpıcı savunması ise AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu’ndan gelmişti: “Meclis’in yüzde 95’inin destek verdiği bir yasaya ‘ihanet yasası’ demek akılla bağdaşmaz. Meclis’in yüzde 95’i ihanet içindeyse bu ülke batmıştır zaten.”

Bu cümle, sadece bir sayısal kibir değil; milli egemenliği parmak sayısına indirgeyen, niteliği niceliğe kurban eden bir “teslimiyet manifestosu”dur. Ensarioğlu’nun bu “95” nakaratı karşısında, Cumhuriyetçi, Atatürkçü ve Kuvayı Milliyeci duruşun cevabı ise nettir: Hakikat, kaç kişinin ona sırtını döndüğüyle değil, tarihin ve milli namusun terazisiyle ölçülür!

MİDAS’IN DOKUNUŞU: BARIŞ VAADİYLE TAŞLAŞAN BİR DEVLET

Mitoloji, bugünün siyasi körlüğünü binlerce yıl öncesinden haber verir. Frigya Kralı Midas, tanrı Dionysos’tan dokunduğu her şeyi altına çevirme gücü dilediğinde, bunu sınırsız bir iktidar ve her sorunu “parıltıyla” çözecek bir mucize sanmıştı. İlk bakışta her şey mükemmeldi; dokunduğu taşlar, sarayındaki sütunlar, bahçesindeki güller som altına dönüşüyordu. Ancak trajedi, Midas sofraya oturduğunda başladı. Ekmeğe dokundu, ekmek diş kıran bir metale dönüştü. Suya uzanır, su boğazından akan sıvı bir lav gibi yakıcı bir kütleye evrilirdi. En acısı, sevgiyle sarıldığı kızı bile buz gibi, ruhsuz bir altın heykel oldu. Midas, her şeyi altına çevirerek aslında yaşamın özünü, yani “canı” öldürmüştü.

Bugün AKP’den  CHP’ye, MHP’den DEM’e uzanan o %95’lik koro, Türkiye’ye tam olarak bu “Midas Dokunuşu”nu vaat etmektedir. Onlar, “Terörsüz Türkiye” ve “Toplumsal Bütünleşme” gibi parıltılı, altın varaklı kavramlarla devletin temellerine dokunuyorlar. Ancak dokundukları şey; Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı, üniter yapısı ve egemenlik haklarıdır. Barış adı altında dokunulan o mukaddes değerler, Midas’ın kızı gibi taşlaşmakta, ruhsuzlaşmakta ve işlevini yitirmektedir. Ensarioğlu’nun “akıl” dediği şey, Midas’ın o ilk körleştirici hırsıdır. Şunu unutuyorlar: Altından ekmek yenmez; %95’lik mutabakatla da vatanın egemenlik hakkı pazarlık masasına sürülmez! Egemenlik, dokunulduğunda altına (maddi çıkara veya siyasi konfora) dönüşen bir meta değil, milletin nefes aldığı canlı bir organizmadır. Onu taşlaştırırsanız, devleti öldürürsünüz.

Bu siyasi irade (iktidar ve çerçeveyi imzalayan muhalefet), sadece devlet kurumlarına karşı değil; 40 yıldır PKK terör örgütü ile canını dişine takıp mücadele eden, bu uğurda canını, malını, organlarını, velhasıl her şeyini feda eden şehit ve gazilerimize karşı da doğal olarak taşlaşmaktadır. Yaklaşık bir aydır Güven Park’ta haklarını arayan, değer verilmesini bekleyen gazilerimiz ve şehit yakınlarımızın feryadı karşısında vicdanlar “altın hırsıyla” buz kesmiş, siyaset kurumu bu çığlığa karşı tamamen duyarsızlaşmıştır. Midas, kızını altına çevirdiğinde nasıl ki artık bir sevgi kırıntısı hissedemez hale geldiyse; bugünkü irade de Meclis’in o %95’lik taş duvarları arkasında şehit ve gazi feryadını duymayacak kadar “taşlaşmanın” pençesindedir.

 GAFLETİN YASALAŞMASI: ‘BOŞ ÇERÇEVE’ TUZAĞI

Hukuk literatüründe “Çerçeve Yasa”, içi doldurulmamış bir yetki devridir. Yani meclis bir çerçeve çizer, ancak o çerçevenin içine yapılacak resmi, yani uygulamanın tüm detaylarını yürütmeye ve onun atayacağı, denetimden uzak belirsiz aktörlere bırakır.

Bu noktada karşımıza çıkan tablo, “Gafletin Yasalaşması”dır. Ensarioğlu’nun övündüğü o “%95”, aslında bu boş çerçevenin altına atılmış kolektif bir imzadır. Boş bir kâğıda imza atmak, o kağıdın üzerine yarın kimin hangi özerklik haritasını çizeceğine, vatanın tapusunun hangi maddelerle değiştirileceğine peşinen rıza göstermektir.

Devletin temel nitelikleri, vatanın bütünlüğü ve milletin birliği bir “çerçeve” içine alınamaz. Çünkü bu değerler o çerçevenin içindeki resim değil; o binanın kendisidir, duvardır, çatıdır. Siz devletin taşıyıcı kolonlarını, yani üniter yapıyı ve hukuk nizamını yıkıp yerine “esnek” bir çerçeve koyarsanız, tavan başınıza çöker. Taşıyıcı kolonları kesilmiş bir yapıda, çatının havada asılı kalacağını beklemek akıl ve mantık dışıdır. Cumhuriyet’in taşıyıcı kolonlarını yasayla yıkınca çatı üstümüzde kalacak mı sanıyorsunuz?

MUHALEFETİN PARADOKSU: ‘TEK ADAM’DAN ‘TEK YÖRÜNGE’YE

Bu süreçteki en ibretlik sahnelerden biri de sözde muhalefet partilerinin tavrıdır. Çerçeve yasaya imza atan bu partilerin istisnasız hepsi, açılım süreci başlamadan önce her kürsüde AKP’nin “ülkeyi tek adam rejimiyle yönettiği” eleştirisini en sert biçimde yapıyorlardı. “Meclis etkisizleştiriliyor, hukuk çiğneniyor, denetim yok” diye feryat edenler, konu “açılım” adı altındaki bu hukuk dışı çerçeveye gelince, tüm savlarını ve eleştirilerini rafa kaldırdılar. Eleştirilerinde samimi olmadıkları gibi, bu kolektif imza hipnozunda da bilinçli oldukları kuşku götürür.

Eğer bu partilerin daha önce yönelttikleri “tek adam” eleştirileri doğruysa –ki doğruluk payı yüksektir– o halde sormak gerekir: Denetimsiz, yargılanamaz (Madde 4’teki hukuki zırh) ve ucu açık yetkilerle donatılmış bir hükümet projesine neden imza attınız? Bu imza ile aslında eleştirdiğiniz o “tek adam” yörüngesine girmiş olmadınız mı? Görülüyor ki, söz konusu vatanın çözülme süreci olduğunda, Meclis’in %95’i aynı yörüngede, aynı irade teslimiyetinde buluşabilmektedir. Bu, özgür irade oranı değil, devletin genetiğiyle oynanırken sergilenen kolektif bir hipnoz halidir.

KURTULUŞ SAVAŞI’NIN ONURUNDAN, TERÖRLE EŞİTLİK MASASINA

Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, emperyalizmin “ağababalarını” ve onların yerli taşeronlarını dize getirerek kurulmuştur. Türk Milleti, yedi düveli denize dökerken egemenliğini kimseyle paylaşmamış, aksine “tam bağımsızlık” bayrağını en tepeye dikmiştir.

Şimdi sunulan sözde “terörsüz Türkiye” açılımı, Kurtuluş Savaşı ile bağımsız ve başı dik olan Türkiye’nin; kökü dışarıda, lojistiği emperyalizm tarafından sağlanan ve aslında stratejik olarak tükenmiş bir terör örgütü ile “eşit iki taraf” gibi masaya oturmaya zorlanmasından başka hiçbir anlam taşımaz. Bir an için düşünelim: Dünyayı dize getiren bir devlet, kendi toprağındaki bir piyonla hangi “çerçevede” buluşur? Bu buluşma, Türkiye’nin köklü devlet geleneğinin reddidir. Cumhuriyet’in taşıyıcı kolonlarını “yasayla” yıkmak, Misak-ı Milli’nin ruhuna ihanet etmektir. Acaba ülkemiz çıkarına daha huzurlu bir gelecek elde edilebilir mi diye düşünürken, devletin temellerini dinamitlemek, ancak intiharla açıklanabilir.

 YÜZDE 95’İN MEŞRUİYETİ Mİ, TARİHİN HAKİKATİ Mİ?

Ensarioğlu’nun “%95 destek veriyorsa ihanet diyemezsiniz” mantığı, tarih önünde defalarca çökmüştür.

Truvalılar, o devasa tahta atı şehir kapısından içeri alırken, Truva halkı ve meclisi muhtemelen %100 mutabakat içindeydi. Barışın geldiğine inanıyorlardı. Sadece Kassandra “Bu atın karnında ölüm var!” diye haykırıyordu. O günün “95’çileri” Kassandra’yı akılsız ilan etmişti. Sonuç: Küllerinden başka bir şey kalmayan bir Truva.

Mondros Mütarekesi imzalandığında, İstanbul’un seçkinleri, gazetecileri ve siyasetçilerinin ezici çoğunluğu “İngiliz Muhipleri” veya “Amerikan Mandacıları” idi. Onlara göre direnç göstermek “akılla bağdaşmıyordu.” Atatürk, Samsun’a çıktığında arkasında %95 değil, sadece hakikat ve bir avuç inanmış adam vardı.

Eğer doğrunun ölçüsü çoğunluk olsaydı, bugün ne Türkiye Cumhuriyeti olurdu ne de Türk Milleti. Kuvayı Milliye ruhu, çoğunluğun konforlu uykusuna karşı, azınlığın haklı uyanışıdır.

MİDAS’IN KULAKLARI VE HAKİKATİN SESİ

Midas efsanesinin sonunda, Midas kibri yüzünden eşek kulaklarıyla cezalandırılır. Bu gerçeği bir külahla saklamaya çalışır ama berberi dayanamayıp bir çukura fısıldar: “Midas’ın kulakları eşek kulakları!” O çukurda büyüyen kamışlar, yel estikçe bu hakikati dünyaya haykırır.

Bugün %95’lik mutabakatla, “açılım” ve “çerçeve” kılıfıyla örtülmeye çalışılan gerçek, eşek kulakları gibi sırıtmaktadır. Bu yasa, bir çözüm değil, bir çözülmedir. Bu yasa, devletin üniter yapısını bir çerçeveye hapsedip boğma girişimidir. Rüzgâr estikçe, topraktan fışkıran Kuvayı Milliye ruhu bu gerçeği haykıracaktır.

Bu vatanın gerçek sahipleri bilmelidir ki; doğruluğun ölçüsü Meclis’teki parmak sayısı değil, o parmakların 1923 kuruluş felsefesine ne kadar sadık olduğudur. Biz, o “Boş Çerçeve”yi ve içindeki Midas hayallerini reddediyoruz. Çünkü vatan, bir çerçeveye sığdırılamayacak kadar büyük; egemenlik ise hiçbir mutabakatla devredilemeyecek kadar kutsaldır.

Midas’ın altın dokunuşuyla her şeyi taşa çevirip açlıktan ölmek mi, yoksa Kuvayı Milliye’nin nasırlı elleriyle o kara ekmeği, yani bağımsızlığı savunmak mı?

Eğer söz konusu vatansa, %95’lik oran, teferruattır.

[1] Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun), 16 Temmuz 2014’te yürürlüğe girmiştir.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!