Derinleşen 4 kriz çözümünü arıyor

Zafer Partisi Genel Başkan Başdanışmanı, Genel İdare Kurulu Üyesi Av. Onur Şahin 'Milli Muhalefet Sorunu' yazı dizisi için yazdı...

Derinleşen 4 kriz çözümünü arıyor

1-Türkiye’de “milli muhalefet” sorunu var mıdır? Varsa “milli muhalefet” nasıl ve hangi ilkeler üzerine inşa edilir?

Türkiye’de millilik iddiasında olup milli bütünlüğü bozan, devleti de milleti de yıpratan, gayri milli bir iktidar temel sorun. Bu iktidarın çoğu eylemi gayri milli. Bu iktidarın gerilimden beslenmek üzere ortaya koyduğu çoğu söylem bilim ve çağ dışı...

Muhalefet taklidi yapan parlamentoda grubu bulunan partilerin gayri milliliği ise bir diğer yaşamsal sorundur. Çünkü 19 yılın sonunda iktidar, yönetme kabiliyetini yitirdi ve dağılma sürecine girdi. Fakat ‘muhalefet’ olma iddiasındaki sistem partileri gayri milli siyaset yaparak siyasi ömrünün sonundaki bu iktidara can suyu olmaktadır. Seçmeni kandırmaya çalışmaktadır. İktidarı mazlum vatandaşlarından değil Sam Amca’dan, emperyalist ülkelerden ve BOP’tan umuyorlar.

Muhatap olduğumuz örtülü istila konusunda “Suriyeliler’i entegre edeceğiz, çalışma izinlerini çıkaracağız, istemeyenler geri dönmeyecek” veya “oğlum Suriyeliler’e girişimcilik dersi veriyor” diyenler iktidarın alternatifi değil suç ortağıdır!

Mavi Vatan’ı Yunanistan Genelkurmay Başkanı gibi yorumlayıp “saldırgan ve yayılmacı” olarak tanımlayan CHP Dışpolitikadan Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı Çeviköz’ün açıklamalarına tahammül edebilen bir muhalefet meselelere milli bakamaz!

Garo Paylan Gazi Meclis’te Talat Paşa’ya, Türk Milleti’ne ve Türk Devleti’ne küfrederken başını ötelere çevirenlerle, ‘Dersim’ diye andıkları Tunceli’deki sözde katliamdan özür dileyenlerle vatandaşın yürüyecek bir yolu yoktur!

Şehrinin dağ gibi sorunları dururken kayyum atanan belediyeleri, HDP etkinliklerini dolaşan belediye başkanları, ittifaklarının büyük ortağının belediye şirketlerine kendi genel başkan yardımcılarını genel müdür atayacak kadar tuhaf işbirliklerine girenler Türkiye’ye yön çizemez!

AKP rejiminin devleti, siyaseti çürütmesi ve ayyuka çıkan ahlaki tükeniş sarı muhalefet bileşenlerinin birer kulbundan tutmaya çalışacağı rant koalisyonlarıyla çözülmez. Bu olağanüstü yetkileri milli ve ahlaklı bir ekibin kararlılıkla kullanıp memleketi temizledikten sonra parlamenterizme toplum ihtiyaçları doğrultusunda dönülmesi şarttır.

Oysa görüyoruz ki ABD’nin ulusal çıkarları ve küresel politikaları konusunda birbirinden farkı olmayan siyasi partilerinin yarıştığı iki partili “demokrasi tiyatrosu” ülkemize de Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı adı altındaki kamplarla dayatılmaktadır.

Türk Demokrasisi’nin tapusu bu iki ittikaftaymış gibi bir algı dayatılmasına rağmen ilk seçimlerde halk “ne akciğer kanseri ne karaciğer kanseri” diyerek her iki bloğu da sandığa gömecektir.

Milli muhalefet için;

Atatürk çizgisinde Türk Milliyetçiliği çatı olmalıdır. “AKP’nin Menzil’i, İskendereağası var. Biz de Süleymancılar’ın siyasi partisi olduk bu sayede iktidardan pay alacağız” diyen İYİ Parti yanlış yoldadır.  Mezhepçilik batağına saplanmış ve Cumhuriyet’in kuruluşunda milli iradeye hem etnik hem dinsel isyanlarla savaş açmış Ortaçağ böceklerinin bölücü ardıllarıyla işbirliğinden kaçınmayan CHP köklerinden kopmuştur.

Bir taraftan “Şeyh Said”, “Seyit Rıza” deyip diğer taraftan “Atatürk’ün partisi olmakla” övünmek mümkün değildir. Böyle bir garabet sadece Saray rejimine yarar.

Gemiyi terk etmeye başlayan farelerin bir kısmında Babacan'a yamanma eğilimi görülüyor. Ne mi olur? Kemal Dervişler'in, İsmail Cemler'in koptukları iktidara alternatif olamayışı gibi Babacan da Kürt veya din kartı oynamakla bir yere varamaz. AKP gemisi hem yeni hem eski, tüm mürettabatıyla birlikte batacak.

Bugün Davutoğlu makul bir ülkede değil kurtarıcı pozlarında etrafta dolaşmak, sokağa bile çıkamazdı ülke tarihinin gelmiş geçmiş en başarısız Dışişleri Bakanı olarak. Davutoğlu ve Babacan İçişleri Bakanı'nı Genel Kurmay Başkanı’nı suçluyorlar. İktidar talep ediyorlar. Biraz utanmaları ve sorumlulukları olsa bu memlekete yaptıkları bunca kötülüğün nedametiyle seslerini kesip siyasetten uzak dururlardı. Erdoğan ve ekibi neyse kendileri de makyajlısı oysa…

“BİLİM – BİRLİK – BARIŞ” şiarıyla Cumhuriyet’in kuruluş, Türk Milleti’nin istiklal prensiplerine sarılacak her yurttaş sistemin kendisine yüklediği algıdan ve öğrenilmiş çaresizlikten kurtulmalıdır. “Sağ”, “sol” artık geçersizdir. Neyin milli, neyinse gayri milli olduğu asıl kıstastır. Bu bağlamda milli muhalefetin teşkilatlanmasında Mümtaz Soysal’ın Çürüyüşten Dirilişe kitabını, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın yarım asırdan fazla zaman önce yazdığı Anarşi Yok Büyük Derleniş eserini şahsen önemsiyorum.

Bu iki eserin de özetle ortak önerisi şudur: Verilecek demokratik mücadelede antiemperyalist, vatansever, ilerici, ağırlaşan hayat koşullarının yükü altında ezilen kitlenin çeperleri olabildiğince geniş tutulmalıdır. İktidar hedefleyen siyasi yapı ise kitle çizgisini bozmadan kendi ideolojik çekirdeğini merkezde tutarak mücadeleye yön vermelidir.

Bizler o ideolojik merkeze Atatürk çizgisinde Türk milliyetçisi, demokrat, muhafazakâr yurttaşımızın hassasiyetlerine saygılı fakat laiklikten asla taviz vermeyecek, kamucu bir milli aklı yerleştirmek istiyoruz.

2- Milli muhalefetin öncelikli gündemleri ve mücadele konuları neler olmalıdır?

Saray Rejimi sayesinde ülkemiz bugün Devlet Krizi, Milli Birlik Krizi, Ekonomik Çöküş ve Suriyeliler-Afganlar Krizi yaşıyor. Bu dört kriz de birbirini besleyerek derinleştiriyor.

Sokaktaki vatandaş adliyede, çarşıda – pazarda, kamu dairelerinde, hastanelerde bu dört krizin de önemli yansımalarından mustarip. Fakat öncelikli olarak ekonomik krizi iliklerine dek hissediyor. Çocukları gıdasız ve eğitimsiz kalan anne – babalar canlarına kıyıyor.

Milli muhalefet öncelikle kamu kaynaklarını başta 5 holding olmak üzere yandaşlarına peşkeş çekip kurutan bu adaletsizliğe fikren savaş açmalı. Torpile, israfa, beytülmalı talan eden gözü doymazlığa itiraz etmeli.

Zafer Partisi olarak hiçbir güç odağından ve arkasına iktidarı aldığı düşüncesinden cüret bularak bizi yıldırmaya çalışanlardan çekinmiyoruz. Aksine siyaseten de hukuken de mücadelemizi kararlılıkla sürdürüp hadlerini bildiriyoruz. Örneğin geçtiğimiz günlerde İkizdere’de doğayı talan eden Cengiz İnşaat'ın “Hesabını Cengizhan Yasaları ile soracağız” diyen Genel Başkanımız Ümit Özdağ’a açtığı dava mahkeme tarafından reddedildi. Biz de Zafer Partisi iktidarında Cengiz İnşaat’a ve türdeşlerine talan ettikleri her ağacın hesabını soracağımızı tekrar ilan etik. Bu ve benzeri gelişmeler büyük bir mağduriyet yaşayan vatandaşlarımızı ferahlatıyor. Düzenin önemli aktörlerinin milli kararlılık karşısında ve hukuk önünde kaybedebileceğini gören yurttaş moral buluyor.

Milli muhalefet; kamu zararına ve hukuk dolanılarak her kim servet edinmişse, kim halktan aşırmışsa hesabının sorulacağını haykırarak kenetlenmelidir.

Ülkemiz ekonomik, siyasi, kültürel, demografik ve milli güvenlik olarak büyük bir yükün altında ezilmekte. 2011’den beri 100 Milyar doların üzerinde para harcayarak 8 milyon Ortadoğuluyu vatanımıza kontrolsüz olarak aldık. 3 Milyon Suriyeliyi ise Suriye’nin kuzeyinde besliyoruz. 5 kişilik bir aileye maliyeti bugünün kuruyla 55.000,00 TL üzerinde olan bu yük günden güne artıyor.

Milli muhalefet bugünlerimizi berbat eden ve geleceğimizi çalmak üzere sürdürülen emperyalistlerin stratejik göç mühendisliğine karşı sahada mücadele etmelidir.

Beri yandan Devlet – Hükümet ayrımının farkında bir bilinçle “Tayyip Bey gitsin de ne olursa olsun” körlüğüne girmeden mevcut iktidarı gönderme iradesiyle tarımda, sanayide, üretimde, eğitimde, adalette kendi çözümlerini somut olarak topluma sunmalıdır. Bu anlamda Zafer Partisi Kuruluş Manifestosu’nu ve Programı’nı tüm yurttaşlarımıza mutlaka öneriyorum.

Bugün korkunç hatalarla mevzi kaybedilse de Mavi Vatan ve Doğu Akdeniz doktrininde, Karabağ’ın Ermenistan’dan istirdatında, SİHA’ların üretiminde ve operasyonel kullanımında, öncesindeki büyük siyasi yanlışlara karşın Barış Pınarı Harekatı’nda hükümetin olumlu, milli kararlarına destek olduk.

Fakat alenen kamuya yanlışlarını gördüğümüz Diyanet İşleri Başkanlığı uygulamalarının, Göç İdaresi icraatlarının, görevlerinde son derece başarısız gördüğümüz Süleyman Soylu’nun, Hulusi Akar’ın, Tayyip Erdoğan’ın ve nicelerinin de karşılarında en sert muhalefeti yapmaktan geri durmadık, durmayacağız.

SADAT gibi sarayın şaibeli kurumları ile davalık olmaktan tarih önünde iftihar ediyoruz.

Milli muhalefet inşaa edecek bir siyasi hareketin mensupları tıpkı Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ gibi Türkiye’nin her vilayetinde aynı şeyleri konuşur. Diyarbakır’da, İzmir’de, Ankara’da, Van’da farklı söylemlere ve temaslara girenlerin ülkemizin geleceğinde siyasi bir istikballeri bulunmadığını düşünüyorum.

3- İktidar da muhalefet de yeni anayasa istiyor. Peki Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var mı? Varsa nasıl bir anayasa olmalı? Eğer yoksa iktidarın yeni anayasayla hedefi nedir, muhalefetin hedefi nedir?

Magna Carta’dan bugünlere demokrasinin beşiği sayılan İngiltere’de yazılı bir Anayasa metni bulunmamaktadır. Fakat dünyanın mukayeseli hukukta en istikrarlı, yerleşik Anayasal duruşu İngiliz Devleti’ndedir. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında pek çok mazlum millete felaketler yağdıran, emperyalist ve işgalci İngiltere yazılı bir Anayasa’ya ihtiyaç duymadan kendi vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini hukuk güvencesine alır.

Türkiye’nin bugün için yeni bir Anayasa’ya ihtiyacı yoktur! Zaten berbat edilmiş olan Anayasamız fiilen delinmemeli, devletimizin amentüsü olan ilk 4 maddenin tartışılması akıllara dahi getirilmemelidir!

Anayasal düzeni silahla yıkmak üzere ayrı bayrak, ayrı devlet talep eden bir terör örgütünün siyasi uzantısıyla kapalı kapılar ardında Anayasa hazırlamaya çalışmaya hiç gerek yoktur.

Resmi dili Arapça, başkenti İstanbul, bayrağı kırmızı-yeşil zemin üzerine beyaz ay ve milli devlet sayısı kadar yıldızlı, "İslam şeriat ve akıdesini hakim kılma" gayesindeki bir Konfederasyon tasarlayanlara Harp Okulları mülakatı yaptırmaksa vatana ve Anayasa’ya ihanettir.

Rahmetli hocamız Tarık Zafer TUNAYA’nın başyapıtına verdiği ad manidardır. İnsan Derisiyle Kaplı Anayasa!

Hele ki darbelerle, emperyalist müdahalelerle, kirli referandumla, “yetmez ama evetçi” işbirlikçilerin gayretiyle hasarlanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası mürekkeple değil şehit kanlarıyla yazılmıştır.

“Anayasa Koyucu” sıfatıyla Yüce Türk Milleti; milli, Atatürkçü, Cumhuriyetçi, siyasal İslam belasını tümüyle tasfiye etmiş, liberallik veya solculuk maskesiyle Türk düşmanlığı yapanların değil mazlum Türk Milleti’nin tercümanı olmuş bir Anayasa’yı ancak tek adam rejimi sandığa gömüldükten sonra yazacaktır.

Öncelik ilk seçimle bir yapısal hukuk - ekonomi seferberliğidir. Örtülü işgalcileri vatanlarına yollamak, suça dayalı servetleri kamulaştırmak, talanı ve israfı sonlandırmak, devleti teknik ve liyakata dayalı bir işleyişe kavuşturmak şarttır. Akabinde elbette parlamenterizme geçilmelidir.

Türkiye İttifakı veya sair adla parlamenterizm havucuna ülkeyi çekmek isteyen bir strateji var. Farelerin gemiyi terk etme hamleleriyle birlikte okumak gerek. Oysa Erdoğan'ı artık elinde tutamayacağı gücü millet adına dürüstçe kullanacak bir siyasi iradeyle yenmek gerek.

'İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem' masaldır. Siyasi ceset AKP'ye 'hep birlikte parlamenterizm için' denerek hayat öpücüğü girişimidir. Güçler ayrılığının tam, yargının bağımsız, hukukun her yurttaşın üstünde olduğu her demokrasi iyidir, güçlüdür.

‘Seçimden önce parlamenter sisteme dönüş’ martavalına aldanmamalıyız. AKP ile yol yürüyen her siyasetçi ya çok ağır kazık yedi yahut zombi ısırığından sonra ceset yiyici yaşayan ölüye dönüştü! Gırtlağına kadar hukuksuzluğa batanlarla hukuk inşa edilmez.

4- Anayasanın değişmez maddelerine yönelik iktidar ve muhalefetin yaklaşımı gerçekte nedir? Bu maddelerin değiştirilmesine yönelik bir girişim olabilir mi?

Anayasa’nın değişmez maddelerini iktidar ve sarı muhalefet eylemli olarak el ele değiştirmiştir. 1. ve 2. Maddeler hilafına toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı, insan haklarına saygı kalmamıştır. Gerilim, 8 milyon örtülü istilacıyı beslediğimiz bir huzursuzluk ortamı egemendir. Andımızın kaldırıldığı, dünyaya açılan en önemli kapımız olan havalimanından silinen Atatürk adına tahammül edilemeyen, kurucu önderimize her türlü hakaretin serbest görüldüğü bir ülkede Atatürk’ten ve milliyetçilikten bahsedilemez.

Adil Öksüz’ün ifadesini alıp serbest bırakanların Amiral Gürdeniz’e Yunan ve Batı karşısında Mavi Vatan’ı savunmak üzere seyahat kısıtı getirenler Anayasa’yı perişan etmiştir. Devlet olanaklarıyla il il mitingler yapan parti başkanı, işine gelmeyen eleştirilere Cumhurbaşkanı’na hakaret suçuyla suç duyurusu ve tazminat davası yağdırıyorsa demokrasi tükenmiştir. TÜGEV’in torpil, yandaş muhtarların yardım listeleriyle kamu kaynaklarını peşkeş çekenler, terör örgütlerine ve tarikatlara yoksul gençlerini kaptıranlar, yurt bulamayan üniversite öğrencileri parklarda yatanlar sosyal devleti fiilen mezara gömmüştür. Cumhuriyet vasfımız hem tüm kurumlarıyla tek adam rejimine boğdurulmuştur.

Harp Okulları mülakatlarını yapanlar İslam Konfederasyonu ve Şeriat Anayasası önermektedir. Bu Anayasa’da başkent İstanbul olarak önerilmektedir. Zaten pek çok kamu kurumunun, kamu bankasının merkezleri İstanbul’a taşınmıştır. İstanbul merkezli zaptiye basını algıyı yönetmektedir. İktidarıyla, sarı muhalefetiyle müesses nizamın bütün mühim isimleri Ankara’dan ziyade İstanbul’da siyaset yapmaktadır, rantı İstanbul’dan yönetmektedir. Sarı muhalafet partisi İstanbul’daki ilçe kongresini Kürtçe ile açmakta, Kürtçe’yi paralel resmi dil olarak önermektedir. İstiklal Marşı’mız okullarda Arapça okutulmuş, Arapça Hatay – Şanlıurfa hattını ve İstanbul’un kimi semtleri dahil pek çok vilayetimizi istila etmiştir.

HDP’nin “önümüzdeki dönem iktidarın parçasıyız” açıklamaları nettir. Mevcut fiili ortakları HDP’nin de İslam Konfederasyonu Anayasası’nda çoklu bayrak öneren Adnan Tanrıverdi gibi başkaca bayrak talepleri olduğunu bilmiyorlar mı? Mevcut siyaset iktidar unsuruyla, sarı muhalefet unsurlarıyla şanlı Türk bayrağını dâhi tartışmaktadır.

Fakat Zafer Partisi’nin öncü saflarında olduğuna inandığım Milli Muhalefet hiçbir ihanete geçit vermeyecektir. 20 – 25 yıllık süreçler insan ömründe büyük acılara bedelli olabiliyor. Buna karşın Türk Milleti gibi tarihin en kadim iki milletinden biriyseniz, tarihinizde bu süre göz açıp kapayıncaya kadarki süredir. Artık 21. Yüzyıla Atatürk çizgisinde Türk milliyetçisi bir bilinçle gözlerimizi açmak durumundayız..