Bugünden geleceğe bakarken -4: Sürdürülemez tarım

Özer Kavak yazdı...

Bugünden geleceğe bakarken -4:  Sürdürülemez tarım

Dizinin ilk üç yazısında canlılık ve toprağın işleyişi üzerinde durmuştum. Çünkü bu altyapı olmadan dizinin ilerleyen yazılarında vurgulanacak mevcut uygulamaların yanlışlığı ve olası çözümler dayanaksız kalacaktı. Hemen hatırlayalım:

1. İlk yazı, toprağın oluşumu ve zenginleşmesi, hangi tip bitkilerin hangi koşullarda güçlü oldukları ve canlı çeşitliliğin önemi üzerineydi.

2. İkinci yazı, zengin bir toprağın altında ve üstünde neler döndüğü ve nelerin bu karmaşık sisteme katkı sağladığı, nelerin ise toprağa zarar verdiği üzerineydi.

3. Üçüncü yazı, toprağın ve canlılığın, su ile ilişkisinin altyapısını oluşturmak için yazılmıştı.

Artık hızlanabiliriz!

Modern(!) tarım ve hayvancılık geçtiğimiz on yıllar boyunca uzmanlık alanları ve üretim teknikleri nedeniyle birbirlerinden iyice soyutlandı. Bu nedenle bu yazının konusu modern (konvansiyonel) tarım ve neden sürdürülemez olduğu.

Toprak, tarımsal üretim için artık bir “kontrol altında tutulması gereken yetiştirme ortamı”na dönüştü. Büyük miktarlarda üretim için toprağı işleyen, ürüne zarar verebilecek istenmeyen canlılarla savaşan (mantarlar, nematotlar, bakteriler, böcekler, sürüngenler, küçük memeliler, yabani otlar vs), kontrollü ortamlarda tarım (sera vs.) hatta topraksız tarım teknikleri geliştirildi.

Modern tarımın ve pek çok “modern” diye tanımlanan yaklaşımın en temel sorunlarından biri, verim düşüklüğüne neden olan ve kontrol edemediği etmenleri yok etmeye çalışmasıdır. Hiçbir sürpriz yaşanmamalıdır.

Buraya kadar her şey yolunda gibi görünse de sorun, yaşamla çalışıldığı için ortaya çıkar. Eğer tarladaki buğdayınıza süne zarar veriyorsa ilaç atarsınız (veya tarlaya süneye zarar veren bir arı çeşidi olan trissolcus salarsınız). Ancak yaşam, bizim gibi basitleştirerek, indirgeyerek değil, çeşitlilik ve karmaşıklık ile başarılı olur. Bir süre sonra ilacınıza dirençli böcekler ortaya çıkar veya sizin süne için ölümcül arılarınızın düşmanları veya hastalıkları bölgede baş gösterir.

Konvansiyonel tarım yaklaşımı, sorunu ürün kaybı, sebebini ise süne zararlısı olarak belirler. Süne’yi yok etmeye çalışır. Süne ile birlikte bölgedeki doğal canlılığı da kısmen yok eder. Oysa süne zararının temel sebebi kitlesel tahıl üretimidir. Yüzlerce metre eninde ve boyunda hektarlarca buğday ekimi ve bunun yıllarca tekrarı, ürün zararlılarını bölgeye çekmekte yerleşmesini sağlamakta, ilaca dirençli mutasyonların türemesine neden olmaktadır. Yaşam böyle çalışır. Zararlılar alanda çok hızlı yayılırken, toprak yapısının bozulması, geçmiş yıllarda atılan ilaçlar, tüm coğrafyanın monokültür tarım için kullanılması nedeniyle zararlı böceklerin avcıları artık tarlada yaşayamamaktadır veya zararlıları kontrol edecek kadar hızlı çoğalamamaktadır.

Yaşam yolunu bulur, DNA’sında gerçekleşen değişiklikler nedeniyle bir tek böcek, zehre rağmen yaşamayı başarırsa kısa zamanda milyonlarca olur. İlacı atarsınız ve işe yaramaz. Süne başaramazsa başka bir canlı türü mutlaka başarır. Yaşam, o kadar alanı ve kaynağı size bırakmaz. Sürekli öngörülemez işgalcilerle, kaosla geri gelir.  

Modern tarımın açmazı buradadır. On yıllar boyu tekrarlanan konvansiyonel tarım uygulamaları sorgulanmaz doğrular olarak kabul edilir. Tabii ki bu tarım modelinin arkasındaki küresel devlerin de bu konudaki katkıları yadsınamaz.

90’ların sonuna doğru bir açmazla karşılaştık. Ya ucuz olduğu için ilaç kalıntılarına, genetiği değiştirilmiş çeşitlere, toprağın yok oluşuna, kredilerle alınabilen tarım makinelerine, üretebilmek için petrol kullanımına, sera gazı salınımına, yaraltı su kaynaklarının hızla tüketimine, üstüne üstlük metabolik hastalıklar yapma ihtimali olan gıdaya razı olacaktık, ya da daha az, standart dışı, sürdürülebilir bir şekilde üretilmiş sağlıklı gıdaya daha fazla para ödeyecektik. Biz de tüm dünyada olduğu gibi birinci yolu seçtik. “Başka yolu yok! Yoksa aç kalırsınız” diyenlere gönülsüzce inandık. Yani ilk maçı kaybettik.

Geleceğe de bakalım. Yakında üç sınıf temel gıdamız olacak

1.Üst gelir grubu için doğala yakın yöntemlerle sağlıklı toprakta üretilen çok pahalı gıdalar.

2.Orta direk için bugünkü gibi sürdürülemez konvansiyonel tarım yöntemleriyle üretilen, istemesek de razı edildiğimiz gıdalar.

3.Alt gelir grupları, mülteciler ve açlık çekenler için tümüyle yapay, ucuz gıdalar. Bugünlerde atık yiyen böcekler veya genetiği değiştirilmiş organizmalar kullanılarak kitlesel protein üretim yöntemleri üzerine pek çok çalışma yapılıyor.

Şimdilik yapay gıdaya girmeden ilk maçı neden kaybettiğimize ve sonuçlarına odaklanalım.

Mevcut tarım modeli sürdürülemezdir çünkü

-Ürün kaybını sorun, süneyi sebebi olarak görmektedir. Oysa sorun, ucuza üretmek için tasarlanmış kitlesel tek çeşit ürün yetiştirilmesidir. Bu yıl süne, seneye ilaca dayanıklı süne, sonra bakteri, akabinde virüs, devamında kuşlar, doğa ile mücadele kazanılamaz, sadece maliyetleri arttırır. Tek tip bitkiyi ekip biçmenin kolay ve kontrol edilebilir olduğunu, ürünün ucuz olacağını varsayar. Oysa bu yaşamın işleyişine aykırıdır. Onlarca dekarlık yemyeşil mısır tarlanız, zararlılar için ziyafet sofrasıdır.

Mevcut tarım modeli sürdürülemezdir çünkü

-Daha büyük makineler, daha etkili ilaçlar, daha kolay dağıtılan gübre, daha akıllı ekipman, daha büyük alanlarda daha az işgücü kullanarak daha standart ve daha ucuza ürün elde edilebileceği varsayılır. Oysa tüm bu girdiler hele ki kendi üretiminiz değilse dış ticaret açığı vermenize, daha fazla kredi ihtiyacına ve daha fazla faiz ödemenize sebep olur. Gerçek maliyet çok daha fazladır.    

Mevcut tarım modeli sürdürülemezdir çünkü

-Toprağın gübre atılarak, sürülerek, eksilen maddeleri tamamlanarak verimlin sağlanacağı umut edilir. Oysa toprak rahatsız edilmezse, yapısı bozulmazsa, üzerinde bitki örtüsü ve hayvan eksik olmazsa daha verimli hale gelir. Aksi halde sürekli toprağa “zorunlu ”yapay eklemeler yapılmalıdır ki bunlar hem ülke kaynaklarına hem de günün sonunda toprağa zarar verir.

Mevcut tarım modeli sürdürülemezdir çünkü

-Toprağı yapısal olarak bozar. Erozyonla akıp gitmesine neden olur. İlaçlarla zehirler, tuzlandırır, geride sıkışmış, çatlamış beton gibi bir “şey” bırakır. Özetle öldürür.

Mevcut tarım modeli sürdürülemezdir çünkü

-Çiftçi eninde sonunda ya daha fazla gübre, ilaç, kredi, makine ekipman alarak küresel kartellerin kölesi haline gelecek, ya elinde nakit bulunduran tüccar tarafından ezilecek, ya dolandırıcılara mahsulünü kaptıracak, ya birkaç defa zararlı kaybı, kuraklık, don, sel nedeniyle uğradığı zararlara katlanamayarak üretimi bırakacaktır. Kentlere göç nedeniyle tarlalar ya atıl kalacak, ya bankalar tarafından el konulacak ya da yok pahasına satılacaktır. Hatta bir bölgedeki çiftçiler bilinçli olarak çiftçilikten uzaklaştırılabilir, tarım arazileri bunu hedefleyen guruplarca ele geçirilebilir.

Mevcut tarım modeli sürdürülemezdir çünkü

-Üretimi bırakmak zorunda kalan kırsal nüfusu kentlere göçmeye zorlarken, kentte büyüyen sonraki nesillerin kırsala dönüp tarım yapmaya başlamasına engel olacak kadar büyük başlangıç sermayesi gerektirir.

Mevcut tarım modeli sürdürülemezdir çünkü

-Üretilen ürünler, sadece ekonomik değeri olan mallardır. Tarladan tüccarın depolarına taşınır, oradan fabrikalara taşınıp işlenir, limana taşınıp ihraç edilir veya dağıtımı üstlenecek zincir marketlerce paketlenerek tekrar yerele dağıtılır. Konya’nın bir köyünde üretilen bir kg buğday 2,5 TL’den yola çıkar, Polatlı, İnegöl derken Afyon’daki dağıtım merkezi üzerinden tekrar aynı köye dönüp zincir market rafında yerini aldığında 1kg un artık 9 TL’dir. Daha da acısı, buğdayın büyük kısmı ihraç edilmişse, Konya’daki market raflarını doldurabilmek için buğday ithalatı yapılır. Bunları ilkokul çocuğuna anlatsanız, neden böyle bir ahmaklık yapıldığını sorar.

Mevcut tarım modeli sürdürülemezdir çünkü

-Nüfus yükü şehirlere biner. Kırsalda bulunan altyapı atıl hale gelirken (köy okullarının kapatılması), şehirlere yeni yatırımlar zorunlu hale gelir(on binlerce yeni derslik yapılması). Bizim gibi ülkelerde kimse bunun ekonomik, sosyal maliyetlerini hesaplamaz. Günümüzde siyasiler oy alabildikleri sürece bu dolaylı maliyetleri sorun etmezler.  

Mevcut tarım modeli sürdürülemezdir çünkü

-Ürünlerin raf ömrü uzun, görünüşü çekici, ölçüleri standart, fiyatları nispeten ucuz olsa bile, sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. GDO(genetiği değiştirilmiş organizma), tarım zehri kalıntıları gibi sağlığa zarar verebilecek riskler taşımaktadırlar. Bu risklerin ne oranda gerçekleştiği, sağlık ve sosyal güvenlik sistemine ne kadar yük getirdiği kesin olarak bilinmemektedir. Sorunlu gıdanın sistemi tümüyle çökerteceğini iddia edenleri yok sayamayız.  

Mevcut tarım modeli gelişmekte olan ülkeler için ayrıca sürdürülemezdir çünkü planlama yoktur, serbest piyasa vardır, küresel kartellerle yakın temasta olan bürokrat ve siyasiler, saçma sapan teşvikler gibi olmaması gereken her şey vardır ancak “Köylü milletin efendisidir.” diyecek, üreticiyi koruyup kollayacak, hatta yüceltecek bir siyasi irade, üreticinin emeğine saygı gösterip kol kanat gerecek bir tüketici zihniyeti yoktur. Kimsenin kimseye güvenmediği bir ortamda üretici ve tüketici kooperatifleri çözüm olamayacak, toprağı kullanılmaz hale getiren planlı konvansiyonel üretim sorunu çözmeyecek, devlet destekleri işe yaramayacaktır. Çünkü sorun tarım modelin kendisidir. Sadece tarım bakanlığıyla, çiftçilerin ortak hareket etmesiyle, destekle, eğitimle, tüketici bilinciyle çözülemez. Sorun artık gıda güvencesi sorunudur. İç ve dış güvenlik sorunudur ve her geçen gün büyümektedir.

Veryansın TV yazarı Nejat Bey’i anarak bitirmek istiyorum. Mevcut tarım modeli, dolaylı-dolaysız etkileriyle iç cepheyi hızla zayıflatmaktadır. Bu sorunun çözümüne destek veren strateji ise milli bir iktidara veya milli bir muhalefete büyük fırsatlar sunacaktır. Çünkü milyonların gülmediği, günde üç öğün hatırladığı, ne üretici ne de tüketici açısından bundan sonra işlerin iyiye gideceğine dair zerre umudun kalmadığı, siyasilerin en çok ihmal ettiği bu alandan; sağlıksız pahalı gıdadan, sudan ve olası açlıktan bahsediyorum.

Çözüm var mıdır? Tek bir mucizevî çözüm olmamakla birlikte elbette var. Sorun, dünyanın dört bir yanından onlarca yıl deneyip, çözümler üretmiş on binlerce insanın geliştirdiği yöntemler varken seslerinin duyurulmamasıdır. Sorun, çözümü zaten bilen, bahçesinde yüzyıllardır uygulayan annelerimizin şehre göçmek zorunda kalıp bütün gün “kadın programları” izlemesidir.

Dizinin bir sonraki yazısında kısaca hayvancılıktan bahsedip, geleceği öngörmeye çalışacağız.

 

Not: Veryansın TV yazarlarından

- Bilin Neyaptı’nın 3000’lerde Bir Yıl

Konuk yazarlarından

- Sayın Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı’nın

- Sayın Özsevi Eröz’ün İklim Krizinin İnekleri

isimli yazılarını şiddetle öneriyorum.