1. Haberler
  2. Analiz
  3. Devrim-karşı devrim meselesi: Üçüncü açılım-2

Devrim-karşı devrim meselesi: Üçüncü açılım-2

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

“Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı.” 

Mustafa Kemal Atatürk, bu tarihsel tespiti, 1904 yılında, henüz 24 yaşındayken yapmıştı.

1905 Devrimi yapılmamıştı. Sosyalist iktidarın ilk biçimine yol açan 1917 Ekim Devrimi de yoktu…

Önünde somut tarihsel örnekler yokken, Atatürk’ün bu düşünceye erişmiş olması, şüpheye zerre yer bırakmayacak şekilde, tarihin akışını temelden kavradığını, tarihsel ve diyalektik materyalist anlayışı benimsediğini gösterir.

Öncü ve Devrimci tutumunu besleyen bu güçlü ideolojik tutarlılıktır.

TARİHSEL VE DİYALEKTİK MATERYALİZM

Diyalektik materyalizme göre her olgu (siyasal/toplumsal sistem), bağrında kendi zıddını barındırır; niceliksel (miktar) değişim, mutlak biçimde bir nitelik değişimine neden olur, nitekliksel değişim de niceliği değiştirir.

Toplumsal gelişim zıt olanların etkileşimi ve finalde birliği ile mümkün olmaktadır. Her bir toplumsal aşama kendi zıddını yaratır, zıtların birliğinden yeni toplumsal sitem doğar ve o da kendi zıddını yaratır; bu etkileşim tarihî ilerleten temel dinamiktir.

ÜRETİM ARAÇLARI VE MÜLKİYET BİÇİMİ

İlkel komünal toplumdan kan bağına dayanan kabile toplumuna ve sonrasındaki sınıflı toplumlara kadar tüm aşamalarda, toplumsal-siyasal sistem, kendini aşacak bir ileri aşamayı kendi içinde yaratır ve sonunda ona yenilmeye mahkûmdur.

Üretim araçlarındaki gelişme ve mülkiyet biçimidir mücadelenin konusu… tarih bu temel mücadelenin üzerinde yükselir.

Feodal sistem burjuva sınıfını doğrur ve burjuvalar, feodalizmi yıkarak kapitlazmi kurarlar. Kapitalzim ise Karl Marx’ın söylediği gibi kendi mezar kazıcılarını, yani işçi sınıfını yaratır.

Kapitalizmin ulus devletler çağı ise 20. yüzyılda başlar. Gelişmiş kapitalist ülkeler kendi ulus devletlerini kurarken, 1. Dünya Savaşı ve dağılan imparatorluklar sonrası ortaya çıkan ulus devletler, Batı’dan farklı olarak, anti-emperyalist niteliktedir ve kendi gelişim çizgilerini belirlemeyi amaçlarlar.

Türkiye Cumhuriyeti bunun rafine örneğidir.

DUVARDAKİ TUĞLA, ULUS DEVLET VE SOSYALİZM

Pkk bildirisinin sonunda, “selamlama” biçiminde bayağı bir adlandırma var. Burada “Ulus Devletçi Sosyalizm Yenilgiye, Demokratik Toplum Sosyalizmi Zafere götürür” ifadesi yer alıyor.

Komik olmaktan öteye gitmeyen bu söz, tarih bilimi ve insanlık tarihinden hiç haberi olmayan bir cahilin söyleyeceği cinsten bile değil.

Bunu söyleyenler kendinlerini akıllı, milleti aptal sanıyorlar.

Tarihin hiçbir aşamasında ulus devletçi bir sosyalizmden bahsedilemez. Tarihin maddesine aykırı… ulus devlet bir kapitalist yoldur ve özellikle bizim gibi ülkelerde kapitalizmi aşmak için kurulması ve korunması mutlak olan bir devlet modelidir. Küba ve Latin Amerika’dakiker dahil, Rusya’daki Sovyet Devrimi, Çin’deki sosyalist devrim… kısacası tüm sosyalit devrimler ulus devlet olduğu gerçekleşme olanağına sahip olmuştur.

Yani ulus devleti, duvardan bir tuğla çeker gibi tarih dışı bırakıp, sosyalizme gidemezsiniz.

Oturdukları yerden teori uyduran Pkklılar, “demokratik toplum sosyalizmi”ni icat ederek, sosyalizmin semtinden bile geçmediklerini bir kez daha ispatlıyorlar.

Sürekli dile getirdikleri “Demokratik toplum, barış, özgürlük” gibi ifadeler samimiyetten uzak ve sadece asıl amaçları olan, Türkiye’yi bölerek, Kürdistan kurma emeline hizmet ediyor. Tam da bu nedenle, Türkiye’nin kurtuluş belgesi Lozan ile Cumhuriyetin kurucu anayasası 1924 Anayasası’nı hedef alıyorlar. Ermeni diasporasına paralel olarak, Kürtlerin yüzyıllık soykırım politikasına maruz bırakıldıklarını idda ediyor, şaşırtıcı olmayan biçimde, bağnaz Ermeni milliyetçileri gibi, “uluslararası güçleri” göreve davet ediyor. Bu konuyu “AB Güvenlik Mimarisi ve Soykırım Yalanı” başlıklı yazımda ayrıntıları ile anlatmıştım. 

Su götürmez bir gerçek, Pkk ve türevlerinin nihai amacı ABD ve İsrail’in egemenliğinde bir Kürt devleti kurmak; sahte fesih bildirgesi ile hesapladıkları ise amaçlarına stratejik derinlik kazandırmak. Öyle olmasa Türk, Kürt ve pek çok etnik kökeni millet çatısında birleştiren Cumhuriyet anayasasına karşı çıkmazlardı.

Yine samimiyetsiz biçimde tekrarlayıp durdukları “kardeşlik” onlar için bir masal, hedeflerine hizmet eden bir geçer akçe…

ABD BÖLÜCÜLÜĞÜ, LATİN AMERİKA ULUS DEVLETLERİ

Türkiye’yi bölmeye yeltenen etnikçi siyasetin ancak ABD/Batı emperyalizmi ile müttefik olabileceği gerçeğini, bağımsızlık ve devrim ile ulus devletlerine kavuşan Latin Amerika bize gösteriyor.

Amerika’nın zengin tarihi, bölmek isteyenlerin işgalciler ile birleşerek kaybetiğini, birleştirenlerin ise bağımsızlık ve devrim ile kazandığını belgeleyen zengin örneklerle dolu.

Meksika’da Kralı yıkarak bağımsız bir ulus devlet kurmak isteyen yurtsverlere karşı, kralcılar İspanyolarla birleşerek, İspanyolların uydusu olan krallığı yaşatmaya çalıştılar.

Meksika bağımsızlık mücadelesini sadece İspanyollar’a karşı değil, Fransızlar’a karşı da savaştı. Bugün aynı mücadeleyi ABD’ye karşı veriyor.

5 Mayıs Bayramı (Cinco de mayo) Latin Onur günü kadar kabul gören bir kutlamaya sahne olur.

CINCO DE MAYO

Meksikalılar, her mayısın beşinde Napolyon komutasındaki Fransızlar’a karşı elde ettikleri zaferi kutlarlar (Cinco de mayo).

Puebla Savaşı, Fransızların Meksika’yı ikinci kez işgali nedeniyle, 5 Mayıs 1862’de Puebla kenti yakınlarında, Meksika halkının egemenliğini ve onurunu savunmak için yapıldı.

Kutlamaların merkezi Puebla Eyaleti’dir.

Bayram. “El día de la Batalla de Puebla” olarak adlandırılır. General Ignacio Zaragoza Seguín komutasındaki Meksika ordusu, 5 Mayıs 1862’de Fransız işgalcileri ağır bir yenilgiye uğrattı.

“Askerler, devrim uğruna savaşan kahramanlar gibi davrandınız. Çabalarınız her zaman başarıyla taçlandı. Bugün kutsal bir amaç uğruna savaşacaksınız. Vatan uğruna savaşacaksınız ve size söz veriyorum ki bugün şanlı bir güne erişeceksiniz. Düşmanlarınız dünyanın ilk askerleri, ama siz Meksika’nın ilk evlatlarısınız. Askerler, zaferi ve inancı alınlarınızda okuyorum. Yaşasın ulusal bağımsızlık! Vatan çok yaşa!”-Seguín.

Kızılderili ve kökleri Aztek, Maya ve İnka medeniyetlerine dayanan yerliler, başta İspanya ve Avrupa’nın başka ülkelerinden gelenlerle (Grillo) bir ulus çatısı altında birleştiler. Meksika, Arjantin, Brezilya, Uruguay, Venezüela, Kolombiya, Küba birleşenlerin vatanı oldu. Bir ulus olarak İspanyol ve diğer sömürgecilere karşı vatan savunması yaptılar. Bir vatana, ulus devlete sahip olabildikleri için 100 yılı aşkın bir süredir, ABD emperyalizmine karşı, onurlu bir bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesi veriyorlar.

LIBERTADOR VE BİRLEŞEN ULUS

Aslında İspanyol ve Portekizli kolonicilere karşı direnişler Latin Amerika’nın yerli halkından geldi; ancak yüzyıllar içerisinde çoğalan ve gittikçe baskıcı olan tüm Avrupalı sömürücüler karşısında yine Avrupalı kurtarıcılar bağımsızlık ateşini yaktı.

Onlara Libertador (Özgürlükçü-Bağımsızlıkçı) deniyor. Ne ilginçtir ki Libertadorlar, Latin Amerika’ya göç eden Avrupalıların torunlarıdır; beyazdırlar, köken olarak Avrupalıdırlar; ama Latin Amerika için yaşadılar.
Crillo olarak adlandırılırlar (İspanyolların torunları olan bağımsızlıktan yana elitler). Ataları İspanyoldur; ama yurtları Venezuela, Bolivya, Küba’dır… yurtları ve özgürlükleri için İspanyollara karşı savaşmayı tercih ettiler.

Latin Amerika tarihi bize, eşitlikçi bir topluma giderken, ulus devletin ne denli büyük bir öneme sahip oluğunu ispatlar. Orada “demokratik özgürlük” gibi uydurma sözler yoktur.

Atatürk’ün saptadığı gibi vatan ve millî devlet vardır; birleşmiş bir millet vardır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!