Şükrü Göksoy yazdı…
”Palantir, yapay zekâ çağının en güçlü veri analiz motorlarından biridir. Doğru ellerde hayat kurtarabilir; yanlış ellerde ise tarihin en kapsamlı gözetim mekanizmalarından birine dönüşebilir.”
Bu çarpıcı cümle bana ait değil; Palantir bunu alenen kendisi ifade ediyor ve bir anlamda kendi kendini ihbar ediyor. Peki, bu tablo karşısında biz ne söylüyoruz?
Peter Thiel ve Jared Kushner gibi modern zamanların Yahudi kökenli Josephus’ları olarak rol üstlenen aktörler, hedefe giden bu yolun tehlikelerini gözler önüne seriyorlar. Daha önce Jeffrey Epstein olayında da belirttiğimiz gibi, bu süreç aslında yapay zekâ üzerinden ilerleyen tehlikeli bir dünyaya sızma ve ele geçirme projesidir. Kuşkusuz bu nihai bir hedeftir ve o ana yolu açarken birçok tali yol inşa edilmiştir; Jeffrey Epstein de bu tali yollardan yalnızca biridir.
Daha önce bu konuyu ele alırken; bunun, küçük yaştaki kız çocukları ve cinsellik üzerinden seçkin tabakadaki kirliliğe ve teslimiyete yatkın insanları şantaj dosyalarıyla köleleştirme operasyonu olduğunu belirtmiştik. Palantir yapay zekâ yapılanması ise aslında amaca giden o ana otoyolun kendisidir.
KÜRESEL YAPAY ZEKÂ PAZARI VE NATO KULİSLERİ
Bugün Amerika ve İsrail, farklı alternatifleri olan güçlü “hizmetkâr” yapay zekâ şirketleri kurmuş ve bu şirketlerin önünü tüm dünyada açmıştır. Ankara’daki NATO toplantısı da aslında bu otoyolun küresel ölçekte pazarlanması faaliyetine dönüşen bir organizasyondur. Yapay zekânın pazarlanması söylemleri kulağa hoş ve ilgi çekici gelebilir; fakat asıl tehlikeli olan, bu sürecin görünmeyen arka planıdır. Bu plan, adeta tepemizde sallanan bir giyotine dönüşmektedir.
‘KİMLER KİMLERLE İŞ TUTUYOR?’
Antik Roma’nın loş koridorlarında zengin dul Fulvia’yı Süleyman Mabedi’ne kurban etmeye çalışan Josephus’tan başlayıp, 2019 yılında bileti kirli ortakları tarafından kesilen Jeffrey Epstein’e kadar geldik. Peki, orada durduk mu?
Epstein fırtınasında dünyaya savrulan dosyaların sayfaları uçuşurken, o toz bulutunun arkasından dünyanın birçok önemli ülkesinde korunaklı lüks rezidanslar yükseldi. Bu mekânlar, Palantir’in emrine girmeye çalışan modern zamanların köle satraplarına yön verme merkezleri haline geldi. Oysa o satraplardan bazıları, halklarından yükselen itirazlar üzerine bu tehlikenin farkına vararak Palantir yapay zekâ sisteminden çıkma girişimlerinde bulundular. Bu ülkelerin başında ise İspanya, Norveç ve İsveç geliyordu.
MİLLİ YAPAY ZEKÂ HEDEFİNDEN NEDEN UZAKLAŞILDI?
Ülkemizde ise hükümet yetkilileri, daha dün denebilecek bir zaman diliminde meydanlarda ve salonlarda bu çağın yapay zekâ çağı olduğunu vurgulayarak Türkiye’nin kendi milli yapay zekâ projesini, yani “Milli EAN”ı ilan etmişti. Toplumda büyük bir kıpırdanma ve heyecan oluşmuştu. Ancak ne oldu da bu milli yapay zekâ girişimi NATO toplantısı öncesinde aniden gündemden düştü?
NATO toplantısındaki kulis bilgilerine, duyumlara ve ABD basınında çıkan haberlere göre; biz konvansiyonel silahlar üreteceğiz, yapay zekâ alanını ise Palantir’e devredeceğiz. Amerika artık şu gerçeğin farkında: Modern çağda küresel kuralları makineler veya geleneksel silahlar değil; çip teknolojisi ve yapay zekâya dayalı mutlak yönetim sistemleri belirliyor. Savaş artık yapay zekâ cephesinde yürütülüyor.
İşte bu yüzden Epstein ve Gladyo gibi girişimler, yıllar öncesinden döşenen tali yollardı. Esas amaca giden yeni ana otoyolun Palantir ve onun birkaç ortağından geçtiği artık açıkça görülmektedir. Onlar da dünya genelinde yapay zekâ pazarının %70’ine hâkim olduklarını çok iyi biliyorlar. Kalan %30’luk pay ise Çin, Rusya ve kısmen İran’a aittir.
Neden her defasında hamaset dolu açıklamalar yapıp aynı hızla geri adım atıyoruz? Bunun kesin cevabı;
Tam bağımsız politikaların eksikliği,
Önlenemeyen beyin göçü,
Teknoloji yatırımlarının yetersizliği,
Gerekli stratejik desteğin sağlanamamasıdır.
Bu ülke, kendi öz kaynakları ve potansiyeliyle bu teknolojiyi üretebilecek güçtedir; ancak bir NATO toplantısına kadar bile dayanamayan kısa soluklu bir motivasyonla bu amaca ulaşılamaz.
‘DİYALOG KULÜBÜ’ VE KÜRESEL EGEMENLİK İDDİASI
Bazı bağımsız kaynaklar, Çin’in sessizce ilerlediği yapay zekâ alanında Amerika ve İsrail ortaklığını geride bıraktığını belirtmektedir. Rusya son 10 yıldır bu alana yaptığı güçlü yatırımlarla öne çıkıyor. Hatta 50 yıllık ambargolara ve savaşlara rağmen “teokratik ve otokratik” diyerek küçümsenen İran bile yapay zekâ konusunda ciddi bir ilerleme kaydetti. Biz ise Orta Doğu’da İsrail’in güvenliğini pekiştirecek şekilde; “CAATSA yaptırımları kalkacak, F-35’ler gelecek, KAAN’ın motorlarını verecekler” vaatlerinin peşinden giderek milli yapay zekâ hedefimizden vazgeçiyoruz. Sonuç olarak Jared Kushner ve Peter Thiel gibi, kendilerini yeni dünya düzeninin tanrısı ilan eden aktörlerin Palantir sistemine teslim oluyoruz.
Tıpkı Epstein’ın sapkınlık ağı gibi, bu isimler de kurdukları yapıyı gizleme gereği duymadıklarını açıkça ifade ediyorlar. Bu küresel milyarderler, kurdukları bu yapıya “Diyalog Kulübü” adını veriyorlar ve bu çatı altında yürüttükleri faaliyetleri saklamıyorlar. Kendilerini adeta Tanrı’nın rakibi olarak görerek, geliştirdikleri yapay zekâ sisteminin her şeyin üzerinde olduğunu iddia ediyor ve “Tüm dünyayı, kaynakları ve ülkeleri biz yönetiriz” iddiasıyla hareket ediyorlar.
İşte bu tehlikeyi sezen İspanya, Norveç ve İsveç gibi ülkeler itiraz seslerini yükseltiyorlar; ancak yine de başka küresel odakların yapay zekâ altyapılarını kullanmak zorunda kalıyorlar. Kendi milli yapay zekâ sistemini stratejik ve savunma odaklı olarak geliştiremeyen tüm ülkeler, modern zamanların birer uydusuna dönüşecektir. Milli EAN projesi işte bu yüzden hayati bir önem taşımaktadır. Türk milletini kendi stratejik aklıyla koruyacak milli bir yapay zekâ sisteminin kurulması acil ve elzemdir.
BAĞIMSIZLIK VE GELECEĞİN GÜVENCESİ
Asker, polis, jandarma ve MİT gibi tüm milli güvenlik teşkilatlarımızın yanı sıra Merkez Bankası, nüfus, tarım, sanayi ve enerji verilerimiz, kısacası her alanımız büyük bir tehdit altındadır. Palantir’in Türkiye’de yeri olmamalıdır. ABD ve İsrail tabanlı bu yapıların güvenliğimizi tehdit ettiği bir ortamda, kendilerini küresel güç odakları olarak gören “Diyalog Kulübü” üyeleri karşısında dik ve tam bağımsız durabilmenin yolu, kayıtsız şartsız yerli ve milli yapay zekâmızı inşa etmekten geçmektedir.
Türkiye’nin Palantir şemsiyesi altına girmesi; İsrail’in bölgesel politikalarını onaylamak ve kendi toprak bütünlüğünü tehlikeye atmak anlamına gelir. Siber savaş senaryolarıyla ülkelerin korkutulup manipüle edilerek bu şemsiye altına zorlanması, küresel odakların dünyayı bir sızma operasyonuyla değil, doğrudan bir ele geçirme hareketiyle kontrol etme çabasıdır.
Yanı başımızdaki kardeş ülke Azerbaycan, resmi olarak açıklanmasa da Palantir’in sistemine dahil olarak bu küresel iş birliğine razı olmuştur. Peki, “hediyelerle geliyorum” iddiaları Palantir’in yapay zekâsını kabul ettirmek için mi ortaya atılmıştı? Yoksa “Senato aşılacak, F-35’ler gelecek, CAATSA kalkacak” vaatleri, bu teslimiyete ikna etmek için kurgulanan birer illüzyon muydu?
Bir Türk evladı olarak bu yapılara ve projelere karşı çıkıyor, tam bağımsız Türkiye adına “hayır” diyorum!
Çözüm Yolu
Peki, çözüm nedir?
Öncelikle beyin göçünün durdurulması ve stratejik teknoloji yatırımlarıyla milli yapay zekâ hamlesinin başlatılmasıdır.
Bununla birlikte demokrasinin, hukukun, adaletin ve adil bölüşümün her bir vatandaşımızın hayatında karşılık bulmasıdır.
Cumhuriyet’in temel değerlerine, üniter yapısına ve ortak kutsallarına eksiksiz bir şekilde sahip çıkılmasıdır.
Teolojik halüsinasyonlarla şekillenen bu küresel tahakküm iddialarına karşı her alanda dik durulmalıdır. Yakub’un çocukları ve modern çağın sapkın odakları şu köklü Türk atasözünü asla unutmamalıdır:
”Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı.”