Diyanet’e Atatürk dersleri

Bir haftadır zihnimi kurcalıyordu bu güzel tesadüfe Diyanet’in nasıl karşılık vereceği. Tam da Cuma gününe denk gelen 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda imamlara okutulacak olan hutbe içeriği büyük merak konusuydu.

Diyanet’e Atatürk dersleri

Çağdaş Yavaş

Bir haftadır zihnimi kurcalıyordu bu güzel tesadüfe Diyanet’in nasıl karşılık vereceği. Tam da Cuma gününe denk gelen 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda imamlara okutulacak olan hutbe içeriği büyük merak konusuydu.

Son 15 yılda olduğu gibi yine şaşırtmadılar bizi. Hutbede zaferimizin baş mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ün adı bir kez olsun geçmedi. Aslında bunu bir yazı konusu yapmak ilk bakışta pek mantıklı görünmeyebilir.

Diyanet’i bu denli ciddiye alıp laf yetiştirmeye çalışmamın tam da onların yetiştirmeyi hedefledikleri beyinleri berrak(!), sorgulamayan, her denileni kabul eden neslin oluşmaması için attığım bir adım olarak görülmesi beni rahatlatacaktır.

ATATÜRK’LE ALIP VEREMEDİKLERİ NE?

Şimdi gelelim İslam’ı, Kur’an’ı, Peygamberimizi ve her türlü kutsal değerleri kendi çıkarları için kullanmaktan çekinmeyen tayfanın Atatürk ile alıp veremediğinin ne olduğuna…

Aslında cevap bu tayfanın medya ortamlarında ve özellikle sosyal medyada çokça rağbet gören Mısıroğlu gibi zatların deli saçması iddialarında. Bu da “laiklik” denen kavramın Allah inancına uygun olmadığı, Kur’an’a ters olduğuna ve Kur’an tarafından  şiddetle karşı çıkılan “tağut” olduğu sıkça söylenegelir. Tabi ki Kur’an’ı anlamaktan bu derece uzak olan bir toplumun bu iddialara itibar etmesi olağan karşılanabilir. Hazmedemediğim, bu gibi iddiaları, dini bildiğini iddia eden kimselerin de dile getirmesi.

Hal böyle olunca görev biz Müslümanlara, önünde arkasında bir sıfat olmayan Müslümanlara düşmektedir.

Mutlaka yaşamışsınızdır… Bir yazı okursunuz, “aman ne de çok uzatmış” dersiniz ve yazarın esas mesajıyla muhatap olamadan elinizden bırakıverirsiniz. İşte bu duruma düşmemek için temel noktalara değinip birkaç basit örnekle laikliğin ne olduğunu, ne olması veya ne olmaması gerektiğini tarif etmeye çalışacağım.

KUR’AN NE DİYOR?

Fransızca kökenli bir kelime olan laikliğin ilkokuldan beyinlere kazınmış olan tanımıyla başlayalım: “Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olması.” Bu kavrama Kur’anî bir bakış açısıyla yaklaşmadan ve gerekli incelemeleri yapmadan ahkam kesmenin doğru olmadığını düşünüyorum. İddia şu ki, din bireyseldir, Allah ile kul arasındadır ve hiçbir devlet işi bir dinin getirdiği kurallara göre idare edilmemelidir.

İnsanların daha mutlu ve huzurlu olmasını hedefleyen bu yargıyı söyleyenler yine insanlardır, özellikle de Avrupalılar…

Peki biz Müslümanların Avrupalılar ne diyor diye düşünmek yerine acaba Allah ne diyor demesi daha doğru değil mi? İşte bu sorunun cevabını bize aşağıdaki ayetler vermektedir.

Gerçek şu ki hiçbir günahkâr bir başka günahkârın yükünü sırtlamaz. (Necm-38)

Dinde baskı – zorlama – tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah’a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. (Bakara-256)

Artık uyar/düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı/düşündürücüsün. (Ğaşiye-21)

Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’ndan başkasını veliler edinerek, “biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz. (Zümer-3)

Bu ayetlerden de anlaşılıyor ki dinin bireysel bir yanı vardır ve Allah ile ahirette baş başa kalacak ve kul yaptıklarının hesabını tek tek verecektir. Allah bu ayetlerle insanlara doğru yolu göstermiş ancak uyup uymama konusunda onları serbest bırakmıştır. Bireysel emirlere uyanların ve uymayanların ödülü ve cezası için ahiret yurdu işaret edilmiştir.

Kadınlarınızdan zina edenlerin aleyhlerine dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, ölüm onları alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin. Sizlerden zina edenlerin ikisine de eziyet edin. Eğer tevbe edip kendilerini düzeltirlerse, onları cezalandırmaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tevbeleri kabul eden, daima merhamet edendir. (Nisa-15-16)

Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır. Hür kişiye karşılık hür, köleye karşılık köle, dişiye karşılık dişi… Kim kardeşi tarafından herhangi bir şekilde affa uğrarsa, bu durumda örfü izlemek ve affedene en güzel biçimde bir ödeme yapmak gerekir. İşte bu, Rabb’inizden size bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra azgınlık ve düşmanlık ederse onun için korkunç bir azap vardır. (Bakara-178)

Diğer yandan yukarıda belirtildiği gibi Allah’ın Kerim kitabında toplumu ilgilendiren, toplumu bozabilecek, infial yaratabilecek konularda dünyevi cezalar öngören ayetler de bulunmaktadır.

Demek ki din(doğruluğu kesin olan tek kaynak olarak Kur’an) aynı zamanda devleti de ilgilendirir. Ancak bunların sınırları iyi çizilmelidir. Bu anlamda Müslüman vatandaşlardan oluşan bir devlet Kur’an’ın dünyevi yaptırımlarla hüküm verdiği toplumsal konuları, -bunlar zina, hırsızlık, miras gibi konulardır- sadece Kur’an referans alınarak titizlikle incelemelidir. Ceza hukukunda bunlar dışında kalan yüzlerce konuda yasalar yine evrensel insan haklarına ve akla mantığa uygun olarak düzenlenmelidir

(Metin Aktas – Anadolu Ajansı )

Gelelim laiklik denilince ülkemizde akıllara ne geldiğine. Bizce sorunun kaynağı buraya dayanıyor. Yıllarca sözüm ona laiklik savunucuları yüz yıla yakın bir zaman önce ülkemizdeki düşmanları söküp atan ve bu toprakları küllerinden doğuran bir büyük liderin ardından fikri anlamda bir çivi dahi çakmayıp sadece kendi rahatları bozulmasın diye kendi kendilerine laiklik uygulamaları icat etmişlerdir. Bunların en çarpıcıları başörtüsü yasağı ile devlet kurumlarında namaza izin verilmemesidir. Başörtüsü veya namaz hiçbir devlet kurumunda yasak edilemeyeceği gibi aynı zamanda hiçbir ülkede başörtüsü takmak ve namaz kılmak zorunlu hale getirilemez. Şu nokta çok iyi anlaşılmalı ki ne laikliğin hedefi insanların ibadetini engellemektir ne de İslam’ın hedefi dayatmacı bir din anlayışı oturtmaktır.

Bu sayılanlar gibi yıllarca süregelen, laiklikle ilgisi olmayan baskıcı ve saçma sapan uygulamalar dindar kesimi laiklik düşmanı haline getirmiş ve onlara laikliği özümseme imkanı bırakmamıştır.

Holdinglerinde büyük paralar kazanan ve keyifleri yerinde olan sözde düşünce adamları(taraf ayırt etmeksizin) kısır tartışmalarla ülkemizi bir arpa boyu kadar ileriye taşıyamamışlardır. Üstüne üstlük birbirini dinlemeyen ve dolayısıyla anlamayan iki kutup oluşturmuşlardır. Laiklik elden gidiyor diye yaygara koparanlar her türlü ibadeti büyük tehlike ve rejim düşmanı olarak görürken, laikliğe  karşı çıkan dindar veya dinci kesim gerçek İslam ile ilişkisi olmayan rejimlerin eteklerinde dolaşmışlar ve karşı tarafa bulunmaz bir nimet olarak koz vermişlerdir.

Çağdaş Yavaş

Veryansintv.com